Kervana Son Hücum - İhsan Eliaçık
% 40 olan kadın istihdamının % 20’ye inmesine, 20 milyon insanın yardım ile yaşar hale gelmesine, üretemeyen, ekemeyen, biçemeyen, AVM’lerce yutulan, iş yapamaz duruma düşürülen, yardım ile ancak ayakta durabilen, gözünü “ustanın” kervanına dikmiş, çapul ve yağma bekler hale getirilmiş bir halk yaratmaya kalkınma mı diyorsunuz? Kozmik odanın kapısını bile kırıyorsunuz, başörtülüyü meclisin kapısından sokamıyorsunuz. Yoksa onları “muhafazakar zamparaların” ancak dördüncü evinin kapısına mı layık görüyorsunuz? Buna mı ustalık diyorsunuz? claritin mazilo claritinekombo claritin mazilorenovation vejle renovation skive renovadiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards
|
Önce “kalfalık” döneminden itibaren yazdıklarımızı hatırlayalım: “Bu saflaşmada her şey birbirine
karışıyor, yeniden şekilleniyor. Dünün muhalifleri bugünün
statükocuları, dünün mazlumları bugünün zalimleri, dünün yoksulları
bugünün zenginleri, dünün muktedirleri bugünün ezilenleri haline
geliyor. Dünün merkezi bugünün çevresi, dünün “yalınayaklısı” bugünün “tesbihli monşeri” oluyor." *** “Ortak özellikleri de şunlar: Paraya taparlar, kariyeri yüceltirler, konfora bayılırlar. Komünizm, sosyalizm, İslam, liberalizm, Türklük, Kürtlük, Atatürkçülük vs. “bir yere gelmek”için sadece bir araçtır. Önemli olan bir yere gelmek, soğan başı da olsan bir baş olmak, odun da olsan aday olabilmektir. Bir yere gelince, bir baş olunca her şey biter. Solcuysan
“emperyalizm, proletarya, sermaye” vs.,
sağcıysan “Türk-İslam davası, İ’lay-i Kelimetulah”
vs., İslamcıysan “Allah, kitap, peygamber” söylemlerini
terk edersin. Yeni pozisyonda artık bunlar gayet “ideolojik”
kaçan şeylerdir.
“Yenilenmek” gibi alemin ruhu olan asil bir çabayı, kartalın yaşamını uzatmak için tırnaklarını sökmesi gibi “zorlayıcı bir içkinle” değil; kariyer ve konfor gibi gayet bencil ve aşağılık bir amaç için kullanırsın. Tırnakların hala yerinde durduğu için aslında bu yenilenme filan da değildir… Kariyeri
ve konforu bir tür “nirvana” olarak görürsün. Buna
kitlenmiş bir zihin için “satış” gayet kolaydır.
Anında tornistan hiç de zor almaz. Fena fi’l-kariyer ve fena
fi’l-konfor en büyük manevi hazzın olur. Ona ulaştın mı artık varlık
nihayete erer; bütün söylemlerin, ihtirasların, kavgaların sükuna erer.
İyice yumuşar, yavşar, mayışır ve alemi seyre dalarsın…” *** “Bu yeni sınıfın argümanları var. Muhalefet edeni aynı ezberle dışlama retoriği var. Dünkü ezber: İrticacı, laiklik karşıtı odak, cumhuriyet düşmanı… Bugünkü ezber: Darbeci, cuntacı, Ergenekoncu… Yarınki ezber: Dini tahrif, sahabeye hakaret, yeşil komünist, servet ve mülkiyet düşmanı… Bu yeni sınıfın medyası var… Bu yeni sınıfın patronları, işadamları var. Bu yeni sınıfın kalemşörleri, tetikçi köşe yazarları var… Bu yeni sınıfın zenginleri, yiyicileri, götürücüleri var… Bu yeni sınıfın burjuvazisi, prensleri, conconları, papatyaları var… Basbayağı ANAP dönemi gibi bir dönem işte. Eski sınıf ile yer değiştiriyorlar. Bizden, sadece gidenin argümanlarını, medyasını, tetikçilerini, zenginlerini, yiyicilerini, götürücülerini konuşmamızı istiyorlar. Gelenin yiyiciliğini ve götürücülüğünü dillendirmeye “Darbecilerle boğuşulurken” ve de“Ergenokon ile çarpılışırken” arkadan vurma gözüyle bakıyorlar. “Yolsuzluk yapan sahabe için inen ayet” mantığını “simonlaşmış” oldukları için hiçbir zaman anlayamayacaklar. Dahası, gayet arsız bir şekilde boy göstermeye başlayan bu yeni sınıfa gözlerimizi kapatmamızı, çünkü onların “bizden” olduğunu, iyi işler yaptıklarını, devleti düzlüğe, milleti selamete çıkardıklarını, 80 hatta son 150 yılın hesabını sorduklarını falan söylüyorlar. “Ama onlar da…” dedirtmiyorlar. “Arazi, komisyon, ihale, villa, jip,
BOP” vs.
laflarını duyar duymaz “darbe, cunta, Ergenokon” korkuluklarını
çıkarıveriyorlar… ** Peki, Kanımca bu “kervana son hücum”dur. Son okçuların da yerini terk etmesidir. “Zeval”in kaçınılmaz dönümü için güneşin tepme noktasına çıkmasıdır. Kaybettiklerinin kazandıklarından daha değerli olduğunu anladıkları gün bunu bizzat tadarak görecekler. *** Anlaşılmış oluyor ki “yeni iktidarın” karşısında “eski iktidar” durdukça deşifre edilmesi mümkün değil. Yeni iktidar yeni imtiyazı kaybetmek istemiyor. Eski iktidar ise eski imtiyazı geri istiyor. Al birini vur ötekine. Ben “egemeni” eleştiriyorum. Egemenliğinin en zirvesindeyken yapıyorum bunu. Eski egemene de aynısını yaptım. 28 Şubat karakolları ve mahkeme tutanakları tanığımdır. *** Bakınız, “Kârunlaşmayacağız” diyen sese “Ben zaten Kârun olmak istiyorum” diyor vatandaş Rıza… “Esas olan her mahallede milyoner
çıkarmak değil; her mahallede aç ve yoksul bırakmamaktır”
Bu neden böyle oluyor? Kimi örnek alıyor vatandaş Rıza? Bu nasıl dindar muhafazakar zihin? Abdestiz dokunmadığı Kitap’ta milyoner (zengin) olmayı öven tek bir ayet yokken… Salavat getirdiği peygamber mülkiyetsiz ölmüşken… Kim öğretiyor bunlara Kitabı, peygamberi? Kimi örnek alıyorlar? Bu nasıl dindar muhafazakar zihin? Bu sorular meseleye nereden başlamak gerektiğinin ipuçlarını veriyor olmalı. Çok derin, uzun soluklu bir mesele… Güncelden gidelim… *** Önce muhtaç duruma düşürüyorsun, sonra “O aradığınız kervanımda yüklü” diyorsun ve başlıyor kervana hücum. “Büyük usta”nın tabiriyle ‘sandıklar patlıyor’. Vatandaş
Rıza şöyle düşünüyor: Ve koşuyor kervana. *** Bu halkı bu duruma düşürmeyi siyaset mi sanıyorsunuz? Akibetinizin “küresel sermayenin” bir fiskesine ve “tefeci bezirganların” iki dudağına bakar hale gelmesine iktisat mı diyorsunuz? Çalışanların yarısının asgari ücrete mahkum edilmesine, halkın % 62’sinin kirada oturmasına, 13 milyonun yoksulluk sınırının altında olmasına, 41 milyonun kredi kartı kölesi haline getirilmesine, % 90’un borçlu dolaşmasına, bankalara her yıl 55-60 milyar dolar faiz ödenmesine; buna karşın zadegânın 8 kat büyümesine, 27 olan dolar milyarderinin 39’a çıkmasına, 12 bin ailenin servetine servet katmasına ekonomi mi diyorsunuz? % 40 olan kadın istihdamının % 20’ye inmesine, 20 milyon insanın yardım ile yaşar hale gelmesine, üretemeyen, ekemeyen, biçemeyen, AVM’lerce yutulan, iş yapamaz duruma düşürülen, yardım ile ancak ayakta durabilen, gözünü “ustanın” kervanına dikmiş, çapul ve yağma bekler hale getirilmiş bir halk yaratmaya kalkınma mı diyorsunuz? Kozmik odanın kapısını bile kırıyorsunuz, başörtülüyü meclisin kapısından sokamıyorsunuz. Yoksa onları “muhafazakar zamparaların” ancak dördüncü evinin kapısına mı layık görüyorsunuz? Buna mı ustalık diyorsunuz? “Bu adam Alevî” diyerek mer’i kanunlara göre de
alenen suç işlediniz. Bu türden sözlere halkı kin ve düşmanlığa
tahrikten davalar açıldığını ne çabuk unuttunuz. Yol yapmayı, bilgisayar dağıtmayı, hastayı tedavi etmeyi, yaşlıya bakım yapmayı, hapishanede Kürtçe konuşabilmeyi lütüf mu sanıyorsunuz? Yapmıyorsanız suçlusunuz, yapıyorsanız da lütfetmiyorsunuz. Bunları zaten yapmak zorundasınız. “Taşları yemek yasak” deyince yasak mı koymuş oluyorsunuz? “Su içmek serbest” deyince özgürlük mü vermiş oluyorsunuz? Madem
çıraklık ve kalfalık dönemi geride kaldı, buradan soruyorum: Cevap verin. Kârunlaşmayan bir tane bile yöneticiniz kaldı mı? Susmayın, cevap verin. Varsa sözüm onlara değil; alınmasınlar. Söz gideceği yeri bilir. Gırtlağınıza
kadar harama batmışsınız. Yöneticileriniz küresel çakalların
işbirlikçisi olmuş. İzzeti ve şerefi develerin sırtında görür hale gelmişsiniz. Muhafazakar iştah, tûl-i emel, hırs, tekebbür ve şehvet bizi utandırıyor. Sanki bin yıl yaşayacakmış gibisiniz. Kervan kervan mal götürüyorsunuz. Habire yığıyor, kenz ediyorsunuz. Biçare halkı da kervanlarınıza zebun ediyorsunuz. Bu zafer değil bilesiniz. Belki kervana son hücum. Açta, açıkta, susuz, çaresiz, güneşin sıcağında yanan ve dilsiz kalmış bu halk bir gün dilini bulacak. O gün “yılanın başı daha ezilmedi” mazeretinize artık kimseyi inandıramayacaksınız. Ve o başka bir yerden değil; kendi bağrınızdan çıkacak
|
||||