Siyaset13 Ekim 2004 00:00

Vuruşmak - Hüseyin Mümtaz

Kıbrıs'ta mücadele bitti mi ki, sancaklar dürülüyor, kılıçlar kınına sokuluyor, tabancalar kılıfına yerleştiriliyor, asker gemiye bindiriliyor?Peki o zaman neden Rum tarafı aşırı silahlanıyor? Neden Amerika Yunanistan'a "Sana verdiğim silahları Rum'a verme" diyor?Kıbrıs'tan asker çekiliyor, Kuzey Irak'tan asker "Kürt Gruplar arasındaki çatışmaları izlemek üzere 7 yıl önce kurulan BG Ateşkes Gücü," misyonu sona erdiği bahanesiyle çekiliyor fakat Afganistan'a 1800 asker gönderiliyor.Türkiye için Kıbrıs ve Kerkük mü önemli, Afganistan mı?naproxennatrium site naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnediscount card prescription discount prescription coupons prescription drugs discount cards

Eğer şu ana kadar söylediği gibi hakikaten Nisan'daki Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde aday olmayacaksa Denktaş;

...vuruşarak çekiliyor..

            Denktaş ''Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanır ve Lefkoşa'nın
Rum kesiminde elçilik açarsa tavrınız ne olur'' şeklindeki soruya, ''Biz
bunu kabul etmeyiz ve teslim olmayız. Teslim olmak demek, Rum'un idaresine
girmek demektir'' yanıtını vermiş.

            Denktaş "Kıbrıs Rum Devleti'ni tanımam" demiş.

            Denktaş Türkiye'nin Rum yönetimini tanıması olasılığına karşı
''Zor şartlar altında kurduğumuz, 21 yaşına basmış bir devlet ancak savaşla
ortadan kaldırılabilir'' diye konuşmuş. (Cumhuriyet 13 Ekim 2004)

            Denktaş'a "vuruşmak" yakışıyor ama "çekilmek", ununu eleyip
eleğini duvara asmak hiç yakışmıyor.. (Bakınız.. "Ağaçlar Ayakta Ölür"
Hüseyin MÜMTAZ. 23 Temmuz 2004)

            Vuruşmak.. ama neyle?

            Siyasi güç, ekonomik güç, askeri güç, psikolojik güç.

            Denktaş'ın elinde sadece psikolojik güç var..

1.      SİYASİ GÜÇ:

İç ve dış siyasi güç faktörlerine artık hükmedemiyor.. En azından bu güçler
artık Denktaş'ı dinlemiyorlar, büyük ölçüde izole ediyorlar.

            AKEL'in Hristofiyas'ı geçen gün; "Talat'ın kuzeyde Denktaş'a
yaptığı gibi burada da ben Papadopulos'un enterne edilmesine âlet
olmayacağım, yeni Talat olmayacağımı Amerika'ya söyleyeceğim" demiş.

            Olanları emperyalizmin oyunu olarak nitelemiş.

            Yâni 1) Talât şimdi emperyalizmin ve Amerika'nın oyuncağı mı; ve
2) Misyonu Denktaş'ı izole etmek mi?

            Kuzey Kıbrıs'ın izolasyonunun kaldırılması Denktaş'ın izolasyonu
ile mi mümkün olacak?

            Peki Talat halâ hangi koltuk değnekleri ile topal, meclisi
toplayamayan, yasa çıkaramayan, bütçe bile çıkaramayan iktidarını
sürdürüyor?

            Talât'ın koalisyon ortakları Hristofiyas'ın Talât hakkında
bildiği ve gördüğü gerçekleri halâ mı göremiyorlar?

            Hristofiyas'ın Papadopulos için söylediğini Kuzey'de Denktaş
için söyleyecek bir babayiğit yok mu?

            Savaşı göze alan Denktaş; elinde milli güç unsurlarından sadece
psikolojik güç olan ve bununla savaşmaya karar veren Denktaş bu savaşı,
Kurtuluş savaşı'nı Talât hükümetiyle götüremez.

            Bu hükümetle 15 Kasım'a kadar bile gidilemez, gidilmemelidir.

            Siyasi Güç'ün Ankara ayağındaki koltukta şimdilik oturmakta olan
Akepe'nin de ayni şekilde Denktaş'a karşı olduğu artık sır değil.

            24 Nisan referandumundan bu yana Türk Devleti, KKTC Devleti ile
henüz bir "Zirve", bir "durum değerlendirmesi" yapmış değil.

            Gerekli "değerlendirme" "hükümetler arasında" Recep Tayyip'in
İstanbul'daki evinde Talat'la, iki gün sonra Serdar'ın da katılımıyla
Ankara'da "kapalı devre" yapılıp satış-fesih sözleşmeleri imzalanıyor.

            "Devletler arasında" değil.

2.      EKONOMİK GÜÇ:

Sıfır. KKTC'de devletin çarkları Türkiye'den şırınga edilen nakit akışıyla
ancak dönebiliyor..  Türkiye'den gönderilen para da şu anda "demoklesin
kılıcı" rolünde.. Akepe'nin dedikleri yapıldığı ölçüde musluk
açık..Kumarhanelerin kara parası, kara pazarı ayakta tutuyor, siyasiler
dahil birkaç kişinin cebini dolduruyor.  DP'li bayan bakan neden istifa etti
ve yerine hala atama yapılmadı?

3. ASKERİ GÜÇ:

Geçen hafta Güney Kıbrıs'ta yayınlanan Fileleftheros gazetesine bir demeç
veren Türkiye-AB Parlamento Komitesi Eş Başkanı Hollandalı Avrupa
milletvekili Joost Lagendijk, Türkiye'nin Kıbrıs'taki askerlerini çekmek
için 5 yıllık bir takvim sunacağını "uygun bir üslupla söylediğini"
açıkladı. Gazeteye göre Lagendijk şöyle dedi:

"Türkiye; Annan planında öngörüldüğü üzere asker sayısını 650'ye azaltmak
amacıyla askerini Kıbrıs'tan çekmek için 5 yıllık bir program sunabileceğini
uygun bir üslupla söyledi. Buna paralel olarak; Kıbrıs'ın, Türk askerinin
çekilmesi ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Türkiye tarafından tanınması talepleri,
kaçınılmaz olarak; AB ile Kıbrıslı Türkler arasında direkt ticaret tüzüğüyle
bağlanacak. Kıbrıs Aralık ayında elde edebileceği şeyi, bir yıl sonra daha
onurlu bir şekilde alabilecek.Kıbrıs Cumhuriyeti, Aralık ayında olası bir
veto silahını kullanarak taleplerinin hemen gerçekleşmesinde ısrar ederse,
Türkiye sonunda caymak zorunda kalacak. Türkiye takvimin sunulmasını, üyelik
müzakereleri başladığında veya yeni yıl başlarında kendisinden gelmesini
tercih ediyor. Türkiye'nin, 2005'in ilk yarısı civarlarında AB'la üyelik
müzakerelerine başladığında Kıbrıs'tan askerlerini aşamalı olarak çekmesini
ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımasını bekliyoruz."

Yâni Lagendijk diyor ki; Rumlar veto diyerek pişmiş aşa su katmasın. Nasıl
olsa istediklerini biraz geç de olsa alacaklar. Türkiye sıkıştırılmazsa
askerini 5 yıl içinde çekeceğini bize söyledi.

Veto etmeyin ki oyunu bozmayın diyor Rumlara Hollandalı. Bırakın Türkiye'yi
koşumda tutalım. Uyandırmayın.

Peki Hollandalı bunu diyor da, Asker çekileceği sözünü veren kim?

Asker buna ne diyor?

Yoksa asker Recep Tayyip'in, Gül'ün ve Arınç'ın dediği gibi "AB yolunda
şimdiye kadar yaptığımız bütün açılımları askerle beraber yaptık. Asker
AB'ye karşı değil" noktasında mı?

Herhalde öyle..

Kıbrıs'ta mücadele bitti mi ki, sancaklar dürülüyor, kılıçlar kınına
sokuluyor, tabancalar kılıfına yerleştiriliyor, asker gemiye bindiriliyor?

Peki o zaman neden Rum tarafı aşırı silahlanıyor? Neden Amerika Yunanistan'a
"Sana verdiğim silahları Rum'a verme" diyor?

Kıbrıs'tan asker çekiliyor, Kuzey Irak'tan asker "Kürt Gruplar arasındaki
çatışmaları izlemek üzere 7 yıl önce kurulan BG Ateşkes Gücü," misyonu sona
erdiği bahanesiyle çekiliyor fakat Afganistan'a 1800 asker gönderiliyor.

Türkiye için Kıbrıs ve Kerkük mü önemli, Afganistan mı?

Kıbrıs'ta Türkler, Kerkük'te Türkmenler yalnız bırakılıyor.

Afganistan'da Özbek General Dostum yalnız bırakılıyor. Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde, NATO Valisi Hikmet Çetin General Dostum'u görmezden geliyor.

Aynı Kıbrıs'ta Denktaş'ın görmezden gelindiği gibi.

Peki asker yok, para yok, siyasi güç yok.Elinde kalan sadece psikolojik
güçle devleti için savaşı göze alan Denktaş başarılı olabilir mi?

Neden olmasın?

Tek şart var.

Milli Güçlerin Türkiye ve Kıbrıs'ta bir araya gelmesi. Ayrık otlarının
ayıklanması.

Kıbrıs'ta, "gayri milli" Talât hükümetiyle "milli mücadele" olmaz.

17 Aralık'tan önce 25 AB üyesi ülkeyi, bu arada Rum kesimini de ziyarete
edeceği öne sürülen Recep Tayyip ile de olmaz.

Ama Recep Tayyip'in Rum tarafına gideceği bir ortamda "ben Rumları tanımam"
demek de yürek işidir.

Okuyucu AB raporu ile boğazımıza sarılındığı bu noktada yine halâ neden
Kıbrıs'la ilgilendiğimizi merak edecektir.

Evet.. 2004 yılının Temmuz-Aralık döneminde Cumhuriyet'in en uzun altı ayını
yaşıyoruz.

Alacakaranlık kuşağındayız.

Ya vâr olmaya devam edeceğiz.. Yahut 80 yıllık devletin defterini yine kendi
elerimizle düreceğiz.

Peki Kıbrıs bu denklemin neresinde?

Tam ortasında..

Çünkü Akepe AB rüyasını Kıbrıs'ın sırtından Lefkoşa'da gerçekleştirmeye
çalışıyor.

KKTC'nin var olma mücadelesi de hayrettir Lefkoşa'dan değil, Ankara'dan
geçiyor.

Akepe Kıbrıs'ı Lefkoşa'da satıyor; Kıbrıs Türkleri bağımsızlıklarını
Ankara'da koruyor, korumak zorunda bırakılıyor.

Kilit konumda da Denktaş.

Bu Akepe ve Akepe'nin AB aşkı devam ettiği sürece biz daha çok Kıbrıs'ı ve
Denktaş'ı yazacağız..

Pişmiş aşa su katsak da, bazılarının ağırına gitse de, "Dayan Denktaş..
Bütün -beyaz- Türkler seninle".. diyeceğiz.

Savaşacaksan, bizimle savaşacaksın, elinde sadece biz kaldık.

Bizi bırakıp gitmeye hakkın yok..13 Ekim 2004