Türk Dil Kurumu'nu Kim Uyaracak? - Murat Binzet
Atatürk bu iki derneğin özgürce çalışmasını istiyordu; dernek siyasanın güdümüne girmemeliydi; bu nedenle eliyle yazdığı vasiyetnamesiyle ikisine de gelir bırakmıştı. Vasiyetname, CHP’nin koruyuculuğu altındaydı. 12 Eylülcüleri tavlayan Türk İslam sentezcileri, Demokrat Parti döneminde başlayan Atatürk kurumlarına düşmanlığın ödülünü sözde Atatürkçü Kenan Evren’den aldılar. Hava paşası Tahsin Şahinkaya’nın Danışma Meclisine verdiği yasa taslağına, Kamer Genç gibi vasiyetnameye sahip çıkan üyelerin karşı duruşu yetmedi ve taslak alkışlarla kabul edildi. Böylece Evren’in değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün kalıtı (mirası) yasa zoruyla devlet kurumuna aktarıldı. Bu hukuk ayıbı, yaklaşık otuz yıldır sürüyor. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenarenovation vejle renovation skive renova
|
Odatv’nin, “Türk Dil Kurumu Başkanını Göreve Çağırıyoruz!” başlıklı yazısı yüzünden okurların biraz zamanını alacağız; ama herkesin hoşgörüsüne sığınarak belleklerimizi tazeleme gereksinimi duyduk. Yazıda, bizlerin yıllardır dile getirdiği noktaların yanı sıra, bilgi eksikliğinden kaynaklanan önemli yanlışlar var. Yazık ki ulus olarak dünü, bir saat öncesini bile
unutuyoruz; belleğimiz çok çabuk tozlanıyor. Aydınların belleğinin
tozlanması ise kaygı verici bir durumdur. Odatv’nin çağrı yaptığı Türk Dil
Kurumu, 1983’ten bu yana Başbakanlığa bağlıdır; Başbakana çağrı
yapabilir mi? İlkin harflerimizi doğru okumayı bilmeyenlere,
İngilizceymiş gibi seslendiren çokbilmişlere anımsatalım. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak (resmi) dili
olan Türkçeye ilgisizlik, abecemizi önemsememekle başlamakta, bununla
kalmamaktadır. Bütün ülkeyi yabancı adlandırma sarmıştır; ürün, işyeri,
konut adları neredeyse tümden yabancıdır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ortak (resmi) dili
olan Türkçeye Dil Devrimiyle kazandırılan yeni sözcükler yıllarca
aşağılanmış, alay konusu olmuş, 1980’li yıllarda genelgelerle
yasaklanmıştır. Atatürk ve arkadaşları, cumhuriyetin kuruluşundan beş yıl sonra Harf Devrimini, dokuz yıl sonra (1932’de) Dil Devrimini yaparak ulusun ortak (resmi) dille birbirini doğru anlaması, bireylerin kendini doğru anlatması, özgürce düşünce oluşturması, eğitim, sağlık ve adalet kurumlarından hakça pay alması için büyük bir atılım yapmışlardır. Türk Dil Kurumu’ndan önce Harf Devrimini yaşama geçiren
“Dil Encümeni/ Dil Heyeti” bir süre MEB’ye bağlanmış, bir “İmla Lügati”
çıkarmış, sözlük yapmak için çabalamış; ama kurulun bulduğu Türkçe
karşılıklar üzerine tartışmalar TBMM’ye taşınmıştı. Mecliste dil
çalışmalarını uydurmacılık sayanların girişimiyle
MEB’nin 1931 yılı bütçesinde kurula ayrılan 30.000 liralık ödenek 10
liraya indirilmiş, böylece kurulun çalışmaları 1931 Temmuzunda
durdurulmuştu. MEB’ye bağlı Dil Encümeninin dil işlerinde yol alamaması üzerine Atatürk, 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu’nu kurmuştur. Türk Dil Kurumu’ndan bir yıl önce de Türk Tarih Kurumu’nu kurmuştu. Bu iki kurum da dernek yapısındaydı. Atatürk bu iki derneğin özgürce çalışmasını istiyordu;
dernek siyasanın güdümüne girmemeliydi; bu nedenle eliyle yazdığı
vasiyetnamesiyle ikisine de gelir bırakmıştı. Vasiyetname, CHP’nin
koruyuculuğu altındaydı. 12
Eylülcüleri tavlayan Türk İslam sentezcileri, Demokrat Parti döneminde
başlayan Atatürk kurumlarına düşmanlığın ödülünü sözde Atatürkçü Kenan
Evren’den aldılar. Atatürk’ün dernek olarak kurduğu Türk Tarih Kurumu 52, Türk Dil Kurumu 51 yıl yaşadı; bu iki dernek 17 Ağustos 1983’ten bu yana Cumhurbaşkanının gözetiminde, Başbakanlığa bağlı iki devlet dairesidir. Siyasetçilerin ağzına bakmaktadır. Gelelim Kenan Evren’in kurduğu Türk Dil Kurumu’na… Odatv’nin Türk Dil Kurumu Başkanını göreve çağırdığı
yazısında, Odatv’nin sevgili yazarı, belli ki Evren kurumunun
Türkçe Sözlük’ünü yeterince incelememiş; belli ki yaşı genç ve birçok
genç gibi o da bu kurumu, bilimsel kimliğine güvenilir bir kurum
sanıyor. Sözlükte maddebaşında ilginç tamlamalar var; bu yüzden “616.767” gibi bir sayıya ulaşılmış; uydur uydur koy! Sorgulayan yok, denetleyen yok; bu nedir diye tepki veren yok! Bakınız, maddebaşına taşınan tamlamalara; Bunların hiçbiri maddebaşı olamaz; gerekli olanlar ilgili sözcükler tanımlanırken söz öbeği olarak içine alınır; sözlüğü şişirmek, çok çalışıyor görünmek için bu denli uydurulmaz. Sevgili Odatv yazarları, değerli okurlar; TDK’nin ne
başkanı ne başka yetkilisi, hiçbiri siyasetçilere uyarıda bulunamaz. İşte Atatürk bu nedenle Türk Dil Kurumu’nu dernek olarak kurmuştu; Atatürk’ün Türk Dil Kurumu özgürdü, özerkti. Yeri gelmiş iktidarlarla, başbakanlarla, bakanlarla, milletvekilleriyle, yeri gelmiş CHP dahil siyasi partilerle, yeri gelmiş kara çalan her kurum ve kişiyle yargı önünde hesaplaşmıştı. Demirel hükümetleri “devrimleri altüst edecek” ısmarlama ders kitaplarını, TDK’nin tepkisiyle çıkaramamıştı. Evren kurumunun göstermelik bir iki söz ve toplantısı
dışında; yabancı dille öğretime, yabancı adlandırmaya yönelik iktidarı
eleştiren, uyaran sesini duyan oldu mu? Atatürk’ün Türk Dil Kurumuyla bugünkü Evren kurumunun, yalnız ad benzerliği bulunuyor; amaç ve ilke benzerliği yok. Durumu saygılarla bildiririz! * Yazım Kılavuzu, Dil Derneği- Cumhuriyet Kitapları, 8. baskı, s. 19.
|