Yurdum İnsanı30 Mayıs 2011 00:00

Altan Ailesi, Örnek Ailesi ile Empati Kurdu; Haydi Hayırlısı!- Açık İstihbarat

Sanem Altan'a "duygu fışkırması" yaşatan olay, Özden Örnek'in oğlu Tolga Örnek'in sosyete dergisi Vogue'a verdiği röportajdı. Röportajda Tolga Örnek, annesi Sevil Hanım'ın "anne sevgisinden" hareketle aile olarak ne kadar "elit, sevecen ve sevgi dolu olduklarını anlatmaya çabalamaktaydı. İşte bu çaba -hem de en faydalı yerde- Altan ailesinde yankı buldu ve Sanem Altan, Örnek ailesinin aslında "toplumsal rollerinden" bağımsız olarak "esnek" ve sıcak" insanlar olduklarını yazdı. "Sıcaklığı" bilemeyiz ama "esnek" insan olduğunuzu Altan ailesi nezdinde kanıtlamanız son derece önemlidir... new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponsdiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

"Ergenekon" yalanını ortaya atanlar, davanın bütün hukuki dayanaksızlığı ortaya dökülmesine rağmen, psikolojik üstünlüğü ellerinde tutmaya, nihai yargı merci gibi davranmaya devam ediyorlar. 

İstedikleri kişiyi "aklayıp", istediklerini suçlamayı sürdürüyorlar. Konjonktürel duruma göre kiminin "hakkını teslim edip", kimini "iyi insan" ilan ediyorlar.

"Ergenekon" adı altında tarihin en büyük haksızlık ve hukuksuzluklarından birine maruz kalmış olanlar ise, adını "asimetrik psikolojik savaş" koydukları bu süreçte haklı oldukları halde altta kalmaya, kendilerini hâlâ nâmerdin insafına bırakmaya devam ediyorlar.

Bu tek taraflı psikolojik savaşta hukuksuzluğa uğrayanların karşı tarafa "yaranma" psikolojisini en iyi televizyonlardaki tartışma programlarında gözlemleyebilirsiniz. Rasim Ozan Kütahyalı, tip ve misyon olarak giderek Nevval Sevindi'ye benzemeye başlayan karısı, Nazlı Ilıcak, Mümtazer Türköne vs. gibi Ergenekon kalemşörleri bu tür programların değişmez isimleri. Özellikle Kütahyalı ailesi kanal kanal gezip iftira atmaktan ve yargısız infaz yapmaktan öyle bitap düştüler ki, geçenlerde Beyaz Tv'de yayınlanan bir programda Nagehan Kütahyalı, "Ay ben yoruldum artık, bir başka kanaldan geliyorum zaten" dedi...

Bu tür insanların karşısına "Karşı görüş" olarak çıkarılan şahıslar ise programa davet edilmekten son derece onur duymuş gibiler. Bir sonraki daveti riske etmemek için bütün saldırıları alttan alıyorlar. Güya "karşı görüşler" ama kendilerini "olaylar karşısında tarafsız ve objektif" göstermek için paralanıyorlar. Bin kere düşünüp bir kere konuşuyorlar veya cırlak bir sesle anlamsız tepkiler veriyorlar. "Aman Ergenekoncu demesinler" kaygısı bütün tasaların önünde gidiyor. Rasim Ozan Kütahyalı "Size katılıyorum" dediğinde ise akan sular duruyor. Hiç bir gazetecilik geçmişi olmayan bu bomboş insan tarafından onaylanmak, onun tarafından "anlaşılmak" programdaki en büyük başarı olarak kayda geçiyor. Pişekâr rolünü iyi oynadıkları için geçer not alıyorlar ve bir sonraki programa katılmayı garantiliyorlar.

Karşı taraftaki bu "kendini anlatma", "suçsuzluğunu kanıtlama", "onaylanma" psikolojisini iyi çözümlemiş olan Ergenekon kalemşörleri ise kedi-fare oyununu büyük bir keyifle sürdürüyorlar.

Kedi-fare oyununun üst düzey bir versiyonu bugün (30 Mayıs 2011)Vatan gazetesinde sahnelendi. Büyük Ergenekon mimarlarından Ahmet Altan'ın kızı Aslı Altan, Vatan gazetesinin sütunlarında bugün tutuklu Oramiral Özden Örnek'in ailesine övgüler dizdi.

Sanem Altan'a "duygu fışkırması" yaşatan olay, Özden Örnek'in oğlu Tolga Örnek'in sosyete dergisi Vogue'a verdiği röportajdı. Röportajda Tolga Örnek, annesi Sevil Hanım'ın "anne sevgisinden" hareketle aile olarak ne kadar "elit, sevecen ve sevgi dolu olduklarını anlatmaya çabalamaktaydı. İşte bu çaba -hem de en faydalı yerde- Altan ailesinde yankı buldu ve Sanem Altan, Örnek ailesinin aslında "toplumsal rollerinden" bağımsız olarak "esnek" ve sıcak" insanlar olduklarını yazdı.

"Sıcaklığı" bilemeyiz ama "esnek" insan olduğunuzu Altan ailesi nezdinde kanıtlamanız son derece önemlidir. Ne kadar "esnek" olur ve bu "esnekliğinizi "sosyete dergilerinde ne kadar iyi ifade ederseniz, değeriniz o derece bilinir. Belki babanızın 5 yıldır sorgusuz sualsiz yatan tüpgaz bayi, çaycı, çorbacı, tornacı, şair, emekli astsubay, işsiz gazeteci, takımından olmadığı anlaşılır; hata düzeltilir..Belki...

Sevgili annenizin "örnek anne sevgisini" de Altan ailesinin ilgisini çekebilecek şekilde anlatabilmelisiniz ki şansınız artsın. Örneğin, içinde patlamaz el bombalarının bulunduğu gecekonduda evvelce kiracı olarak oturmaktan başkaca bir suçu olmayan ve tam 4 yıldır Silivri'de yatan gaz bayii Mehmet Demirtaş'ın kara çarşaflı, ağzı var dili yok anasını anlatsaydınız Sanem Altan'ı etkileyemezdiniz!

Öyle bir anne resmetmelisiniz ki Altan ailesinin fantastik duygularına hitap etsin. Altan ailesinin "hoşgörü" menziline girebilmeniz için,

"2001 yılında Nemrut Belgeseli çekeceğiz. Ekiple beraber Adıyaman’a gitmeden son kontrolleri yapıyoruz, herkese talimatlar veriyorum, yönetmen gibi davranıyorum yani. O sırada kapı açılıyor, annem giriyor ofise. Herkese yolluklar hazırlamış. ‘Hepinize kolay gelsin, oğlumu üzeni gebertirim’ diyor. Beni öpüp çıkıyor.”

şeklinde bir anne anlatmanız lazım...

Mehmet Demirtaş'ın anasının sessiz ızdırabı değil, böyle bir annenin "despotik ve marazî sevgisi" hitap eder Altan ailesine...

"Benim yaptığım börekleri yemek zorundasınız ve oğlumu üzeni gebertirim!"

Sanki kocasının maiyetindeki erlere emir veriyor...

Senin oğlun dünyanın merkezi mi teyzeciğim? Diğer ekip üyelerinin anneleri yok mu, ya oğlun onları "üzerse" ne olacak?

İşte bu "anne" modelidir ki Altan ailesi ile Örnek ailesi arasında duygusul bağ kurabilir, elit dayanışmasını "fışkırtabilir" ve "birbirimizi anlamalıyız" fikrini filizlendirebilir.

Sanem Altan'ın, Tolga Örnek'ten yaptığı şu alıntıya da dikkat çekelim ve "türdeşlik" üzerine bir kez daha düşünelim:

“1996 yılında Amerika’dan, iki yıldır gelmediğim Türkiye’ye dönüyordum. Uçakta yorgunluktan uyuyakalmıştım ki hostesin sesiyle uyandım: ‘Tolga Bey annenizden mektup var.’ Üzerinde annemin el yazısının olduğu zarfı açtım, ‘Uçağın kapısı açıldığında seni orada bekliyor olacağım’ yazıyordu.”

"Anne" dediğiniz, New York-İstanbul uçağında seyahat eden oğluna, hostesler vasıtasıyla mektup iletebilecek kadar "yaratıcı" ve "güçlü" olmadıktan sonra ne işe yarar ki?

Öyle değil mi?..

.........................

İşte Sanem Altan!ın "elitlerin koklaşması" dalında Altın Küre'ye aday olacak  "örnek" yazısı:

"Özden Örnek’in eşi, Tolga Örnek’in annesi: Sevil Hanım

Kaybedenler Kulübü’nün yönetmeni Tolga Örnek, Vogue Dergisi Mayıs sayısında, “yüzleşme” sayfalarına annesine olan düşkünlüğünü anlatmış.

Anneler Günü sayısı nedeniyle, sanırım ‘ana kuzusu’ olmasıyla yüzleşmesini istemişler. Yazısından etkilendim. Çünkü, içinden geldiği gibi, az rastlanacak bir açıklıkla anlatmış annesini.

Sevil Örnek denince ilk aklıma gelen kişi, eşi... Darbe günlüklerinin yazarı olduğu söylenen Deniz Kuvvetleri eski komutanı Oramiral Özden Örnek. Böyle zor bir hikâyede bu denli bir açıklık beni gerçekten etkiledi.

Tolga Örnek’in yazısını okumakta geç kalmışım aslında ama okuduğum yazıyı sevince zamanın geçmesine aldırış etmesem de olabilir gibi geldi doğrusu. Sevil Örnek beklenilmeyeni yapmasıyla ünlüymüş. Bir asker eşi olarak, katı kuralların çevrelediği bir hayatta tam olarak ne yaptı, merak ettim. Sıkılmış, bunalmış, zorlanmış olmalı... Ya da Sevil Hanım’ın bu enerjisi yüzünden, Özden Örnek hayli sıkılmış, bunalmış, zorlanmış olmalı.

İşte Tolga Örnek’in anlattığı, benim de çok eğlenerek okuduğum Sevil Örnek:

* “1996 yılında Amerika’dan, iki yıldır gelmediğim Türkiye’ye dönüyordum. Uçakta yorgunluktan uyuyakalmıştım ki hostesin sesiyle uyandım: ‘Tolga Bey annenizden mektup var.’ Üzerinde annemin el yazısının olduğu zarfı açtım, ‘Uçağın kapısı açıldığında seni orada bekliyor olacağım’ yazıyordu.”

* “2001 yılında Nemrut Belgeseli çekeceğiz. Ekiple beraber Adıyaman’a gitmeden son kontrolleri yapıyoruz, herkese talimatlar veriyorum, yönetmen gibi davranıyorum yani. O sırada kapı açılıyor, annem giriyor ofise. Herkese yolluklar hazırlamış. ‘Hepinize kolay gelsin, oğlumu üzeni gebertirim’ diyor. Beni öpüp çıkıyor.”

* “2008’de Devrim Arabaları için okuma provası yapıyoruz oyuncularla. Kapı açılıyor, annem elinde çilekli pasta ile içeri giriyor.” * “Yıl 2005... Babam emekli oluyor, Deniz Kuvvetleri’nde veda konuşması yapıyor. Çok duygusal bir konuşma. Annem önde protokolde oturuyor. Konuşma bitiyor. O ağır protokol içinde annemin ne yapacağını tedirginlikle bekliyorum. Babam sahnenin yanındaki merdivenlere yöneliyor, annem yerinden fırlayarak babama koşuyor, ona sarılarak yanaklarından öpmeye başlıyor. İlk kez bir eş böyle davranıyor devir-teslim töreninde.”

Bunları okuyunca “Keşke Tolga Örnek, Vogue’un Haziran sayısında da babasını yazsa” diye içinden geçirmiyor değil insan... Biz, herkesi toplumsal rolleriyle tanıyoruz. O rollerin ardında saklı olan ‘insanı’ pek sıklıkla göremiyoruz. Belki bu ülkede ‘rolleri’ azaltıp, ‘insanları’ çoğaltmak pek çok derdimizi çözer. Roller katı ve soğuktur çünkü, insanlar ise esnek ve sıcak."