ÖCALAN YAHUT TAM BAĞIMSIZLIK - Hüseyin Mümtaz
Deniz bitti, yol tükendi, duvara dayandık. Ya dünya milletler ailesinin şerefli bir üyesi olarak yaşamaya devam edeceğiz yahut Afrika'nın sekizinci sınıf bir kabile devleti olarak ensesine vuranın ağzından lokmasını aldığı, itekleyip kakaladığı bir şekilde bu coğrafyada sürüneceğiz. Ermeni sınırı, Kerkük'ün statüsü, İncirlik, Kıbrıs, Ege, bayrak yakma. hepsi bir şekilde uygun bir kılıfla kamuoyuna takdim edilmiş, tepkiler izole edilmiş, kabaran milliyetçilik duyguları bastırılmış ve kontrol altına alınmıştı. Ama artık zurna'nın tam da zart dediği noktadayız. Lozan'da adli kapitülasyonları kaldırdığımızı söylemiştik.
Takke düştü kel göründü.
Öyle mi, değil mi göreceğiz.
Tanzimat ve Islahat'tan sonra azınlıkları yargılayamıyorduk. Yabancı konsolosluklarda "kendi hukuklarına göre" yargılanıyorlardı.
İşte şimdi Türkiye'de gerçekten Lozan'a göre kurulmuş, tam bağımsız bir devletin, vatandaşlarını "Türk milleti adına" yargılayabilen bağımsız bir yargısı var mı yok mu göreceğiz.
Öcalan'la ilgili olarak Türk Devleti'nin vereceği karar en ufak bir tevile, kıvırmaya, perdelemeye veya filtrelemeye gerek bırakmayacak şekilde bağımsız olup olmadığını gösterecektir.
AİHM, Öcalan ile ilgili olarak kararın takibini yapacak Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'ne iki öneri götürdü: a) Yeniden yargılama yapılabilir veya b) tamamen yeni bir dosya açılabilir.
Bence AİHM'nin Öcalan kararı ilgili olarak dünden beri yapılan yorumların dört tanesi çok önemli.
1.AİHM Yargıcı Rıza Türmen'in, yâni "içeriden" birisinin yorumu:
"AİHM Büyük Dairesi'nin bu kararında "Öcalan yeniden yargılansın" diye bir ifade yoktur. Mahkeme, tamamen genel tutumunu ortaya koymakta, ne gibi bir önlem alınacağını açık bırakmakta, kararı Bakanlar Komitesi'ne bırakmaktadır. Mahkeme, bugüne kadar yaptıklarından farklı olarak herhangi bir tedbire işaret de etmemiştir. Ayrıca, "eğer alınabilecek tedbir varsa..." (if any) diye bir not da düşmektedir. Bu ifadeler komiteye geniş bir manevra sahası tanımaktadır. Her şey Bakanlar Komitesi'nin vereceği karara bakıyor. Bu çerçevede konunun bundan sonrasında siyasi bir çerçeveye oturduğu söylenebilir. Türkiye, Bakanlar Komitesi'ne, "AİHM'nin kararında yeniden yargılama yapılsın diye bir talebi yok. Mahkeme genel tutumunu izah etmiş, üstelik özel koşullardan bahsetmiştir. Öcalan'ın durumu son derece özel koşullar içermektedir. Öcalan'ın durumundan daha özel ne olabilir ki" diyebilir. Her şey Bakanlar Komitesi'nin kararına bakıyor. Bakanlar Komitesi Avrupa Konseyi'ne üye ülkelerin hükümetlerinin çoğunluğunun bu konuda ısrarlı olup olmayacaklarına bakacaktır. Ayrıca, Bakanlar Komitesi'nin bu konuda acele bir karar alması da şart değildir."
2. Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in yorumu:
"Kimse bunu iç politika malzemesi yapmaya kalkmasın".
3. "Belçika vatandaşı" ünlü "enkırmenin" 13 Mayıs 2005 tarihli Posta gazetesindeki yorumu:
"Avrupa Mahkemesi beklenen kararını verdi. Sırf muhalefet yapmak, iktidarı yıpratmak için, MHP ve CHP'nin aldıkları tutum sadece bu ülkeye zarar verdirir. Yoksa, sonucu değiştirmez. Zira Türkiye Öcalan'ı yeniden yargılamak zorundadır."
Ve 4. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un yorumu:
"Ulusların egemenlik haklarının belirli bir alanını, kendi arzusu ve kendi iradesiyle o kuruluşun karar mekanizmalarında yer alması kaydıyla ve o kuruluştan kendi arzusuyla çekilebilmesi mümkün olduğu sürece, uluslararası bir kuruluşa devretmesi acaba tam bağımsızlığı zedeler mi? Sanırım bu soruyu tartışmalı ve uzlaşıya varmalıyız."
Sondan başlayalım mı?
Başbuğ, uzun bir süredir Orgeneral Özkök'ün dillendirdiği "Çağımızda egemenlik anlayışı değişmiştir" kavramına açılım getiriyor.
Bence her ikisinin de nedendir bilemem; hâlâ kavramak istemedikleri nokta net olarak şu:
"AB bizi almayacak. AB'ye başı dik ve onurlu bir şekilde girmek mümkün değil. Meşhur karikatürde gösterildiği gibi cümle kapısının altında özel olarak açılan küçük bir kapaktan sürünerek girip kapıcı kulübesinde oturacaksın.
AB hem elindeki bütün egemenliği alacak, devleti ülkesi ve milleti ile bölecek, hem de sana karar mekanizmalarında yer vermeyecek".
Bunu kabul ettiğiniz zaman zaten meselenin çözümünü görüyorsunuz..
AB'yi elin tersiyle itip, ülkesi ve milleti ile bir ve bütün olarak yaşamaya devam ediyorsunuz.
Başbuğ acaba bu açıklamayı; milleti bu red noktasına getirmek amacıyla bir tartışma başlatmak için mi yaptı, yoksa durum zaten öyle de yavaş yavaş alıştırmak için mi?
Her iki halde de tarihimizin gerçekten çok kritik bir noktasındayız demektir.
Çünkü kıymetli okuyucu her iki halde de bu işte büyük bir yanlışlık bulunmaktadır.
"Mustafa Kemal'in askerleri" İstiklâl-i Tamm'ı tartışmaya mı açmaktadırlar, yoksa bana mı öyle geliyor?
Geliyoruz Belçikalı'nın yorumuna..
Cemil Çiçek paralelinde görüş beyan ederken bir noktaya da ışık tutuyor.
Konu ile olan ilgisi nedeniyle MHP'den bahsediyor.
"M"HP ne mi yapıyor?
Genel Başkan Devlet Bahçeli, AİHM'in terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan hakkında verdiği kararı, "Türkiye'nin onuru ve haysiyetiyle oynamakla eş anlamlı" olarak nitelendirerek, "Bu açık bir tahriktir. Terörist başının yeniden yargılanması, Türkiye'yi ayağa kaldıracaktır" demiş. Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, AİHM'in kararını, "tam anlamıyla hukuk trajedisi" olarak değerlendirmiş ve hak ve adalet kavramları ile hukuk ilkelerinin siyasi amaçlara alet ve kurban edildiğini ifade etmiş. Bahçeli, Avrupa mahkemesinin, şimdi de Öcalan'ın yeniden yargılanmasını zorlayarak çok tehlikeli sonuçları olacak bir tahrik kampanyasının önünü açtığını kaydetmiş. AB'nin art niyetli dayatmaları karşısında boyun eğen eziklik psikolojisinin, Türkiye'yi bu noktaya getirdiğini, AK Parti'nin bu krize davetiye çıkardığını savunan Bahçeli, "Avrupa mahkemesini, bağımsız Türk mahkemelerinin üstünde adeta bir temyiz organı konumuna getiren AKP, AB'ye uyum adı altında çıkardığı bir kanunla Avrupa mahkemesi kararlarını yeniden yargılanma sebebi olarak kabul etmiştir" demiş ve bu şekilde adım adım oluşturulan siyasi şartlar ve hukuki alt yapının, bugün Öcalan'ın yeniden yargılanması sürecini çıkardığını ileri süren Bahçeli, şöyle devam etmiş: "İnsanlık suçu işleyen bu caninin yeniden yargılanmasını istemek Türkiye'nin onuru ve haysiyetiyle oynamakla eş anlamdadır. Bu açık bir tahriktir, açık bir hakarettir. Terörist başının yeniden yargılanması Türkiye'yi ayağa kaldıracaktır. Böyle bir sürecin başlatılmasından cesaret alacak ihanet odaklarının tahriklerinin kaçınılmaz olarak davet edeceği mukabelenin altından hiç kimse kalkamayacaktır. AKP, Türk adaletini oyuncak haline getirmek sevdasından bir an önce vazgeçmelidir."-
Bahçeli, hükümetin, yasal yollarla terörist başının yeniden yargılanmasını sağlamayı aklından asla geçirmemesi gerektiğini ifade ederek, yeniden yargılama sürecinde, terörist başına siyasi şov ve propaganda yapma imkanı verilmiş olacağını vurgulamış. "Siyasi bir kimlik arkasına gizlenen içimizdeki maskeli terör maşaları Türkiye'ye meydan okuyan gövde gösterileriyle sokaklara çıkacaklardır" diyen Bahçeli, devletin, baskılara boyun eğerek Öcalan'ı yeniden yargılamakla göstereceği zaafın, bölücü heveslere ve dağdaki silahlı teröristlere cüret ve cesaret kaynağı olacağı uyarısında bulunmuş. Bahçeli, "Öcalan'a af çağrılarının artacağını, bütün bunların, Öcalan'ın Türkiye'nin iç bünyesini habis bir ur gibi kemirmesine yol açacağını" öne sürdü. Bahçeli, bu habis urun, kangren olmadan, zamanında neşter vurularak bünyeden sökülüp atılması gerektiğini de ifade etmiş.
Öcalan'ın hiçbir şart altında yeniden yargılanamayacağının vakit geçirilmeden açıklanmasını isteyen Bahçeli, AİHM'in kararının, iç hukukta doğrudan sonuç doğurma niteliği ve yaptırım gücü bulunmadığını vurgulamış. Devlet Bahçeli, terör örgütü elebaşının yeniden yargılanması için AB'den gelecek baskı ve dayatmalara karşı boyun eğilmesinin, AB ile ilişkilerde Öcalan ipoteğinin Türkiye tarafından resmen kabulü anlamına geleceğini savunarak, şunları kaydetmiş: "AKP, sanal AB süreci etkilenmesin düşüncesiyle terörist başının yeniden yargılanmasını kabul ederse, ilerde bu cani için af çıkarılması ve terör patentli siyaset yapılması imkanı tanınması baskılarını da kabul edeceğini peşinen ortaya koymuş olacaktır. Terörist başı, İmralı'daki özel ve imtiyazlı misafirliğine son verilerek, kanunlara uygun olarak cezasını tecrit koşullarında çekmek üzere F tipi bir cezaevine nakledilmelidir. Terörist başının fazlasıyla hak ettiği idam cezasından kurtarılması ve İmralı'dan hain tahriklerini sürdürmesine izin verilmesi, kamu vicdanını ve Türk milletinin adalet duygusunu bugüne kadar yeterince yaralamıştır. Şehitlerimizin ruhları ebedi istirahatgahlarında daha fazla azap çekmemelidir. Şehit yakınlarının hiçbir zaman kapanmayacak gönül yaraları daha fazla deşilmemelidir. Türk milletinin sabrıyla oynamak hatasına hiç kimse düşmemelidir. Bunun ateşle oynamak olacağını herkes çok iyi bilmelidir."
Bak şu konuşana..
Öcalan konusunda lâf söyleyecek olan en son kişi Bahçeli'dir.
Çünkü bu belâyı başımıza o sarmıştır.
Bahçeli'nin konu ile ilgili yukarıdaki sözlerini; bir insanın nasıl olup da yüzü kızarmadan bu konuda böyle konuşabiliyor görülsün diye ve tahammül sınırlarınızı zorlayarak hiç kısaltmadan aynen koyduk.
Ben yazmaktan bıktım ama okuyan yok galiba.
İlk üç Uyum Paketini imzalayan, Helsinki'de Kıbrıs ve Ege'yi veren 57'inci Hükümetin ortaklarından biri ve en kritik olanı "Doktor" Devlet Bahçeli idi.
Ocak 2000 tarihinde Öcalan dosyasının; yedi buçuk saatlik "liderler zirvesi"ne verilen on dakikalık sigara molasında Mesut Yılmaz tarafından "ikna edilerek" başbakanlıkta bekletilmesine onay veren de Bahçeli idi.
Bahçeli eğer o gün o zirvede Öcalan asılmalıdır dese veya asmayan hükümete ortak olmam diyerek koalisyonu bozsa MHP'nin oyu o an % 30-35 olur ve ne Akepe'ye ne de Genç Parti'ye yol açılırdı..
Millet; 98 seçimlerinde MHP'ye; bir gece önce duvarlar "Millet kararını verdi: idam" yazılı afişlerle süslendiği için 130 milletvekili verdi.
Öcalan'ı asmadığı için de 3.5 sene sonra 130'u sıfır yaptı.
"M"HP'nin şu an % 12-15'lerde seyreden oyu, Bahçeli'nin yerine kim genel başkan yapılırsa yapılsın en az % 30 olacaktır.
"M"HP de eskiden olduğu gibi tekrar MHP olacaktır.
Bahçeli ve ekibinin yaptığı "düdüklü tencere" milliyetçiliğidir.
Milliyetçiliği bir düdüklü tencerede kontrol altında tutmak, biriken basıncı da zaman zaman tepedeki emniyet supabını gevşeterek "gazı" gidermektir yaptıkları.
Milliyetçiliği "küçük olsun, benim olsun" düşüncesi ve kendilerine verilen görev çerçevesinde belirli kalıplar içinde tutmak amacındadırlar.
Bahçeli Başbakan Yardımcısı iken yukarıda söz ettiği "Şehit Ailelerini" makamına kabul etmemiştir.
Cumhuriyet bu en kritik kırılma noktasında vereceği kararla Öcalan'dan kurtulacaktır, milliyetçiler de işin bu raddeye gelmesinin baş sorumlusu Bahçeli'den.
Siz Cemil Çiçek'in "Bu işi politize etmeyin" demesine hiç kulak asmayın.
Çünkü AİHM kararı Bakanlar Komitesi'ne bildirdiğine göre ve asıl kararı da Bakanlar Komitesi vereceğine göre durum zaten gırtlağına kadar politize olmuş durumdadır.
"Bu Akepe'nin değil, Türkiye'nin davasıdır" yorumlarının da en ufak bir kıymeti harbiyesi yoktur, çünkü Türkiye'yi şu anda Akepe yönetmektedir.
Millet bu konuda politize olmayacak, taraf olmayacak da ne zaman olacaktır?
Recep Tayyip demiş ki; "Dava, dosya tekrar açılsa da, açılmasa da millet vicdanında
kapandı."
Madem öyle;
Yasayı değiştirip tekrar yargılayacağınıza,
yasayı değiştirip asın şunu.
Milletin vicdanını öyle rahatlatın.
Oyunuz da % 50 olsun.. 13 Mayıs 2005