Siyaset13 Mayıs 2005 00:00

YENİ TCK'DA ÖCALAN TUZAĞI

Eski Adalet Bakanı ve saygın hukukcu Hikmet Sami Türk, Yeni TCK'daki "Öcalan'ı serbest bırakabilecek tuzağı" ve AİHM'in kararının nelere yol açacağını anlattı. AİHM sözleşmesinin ihlalinin yeniden yargılama nedeni olacağını kabul eden Türkiye, bundan Apo’nun yargılanmaması için istisnai bir madde koydu yasaya. Bu maddenin Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu, başımıza iş açacağı daha o gün belli değil miydi? acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialiscleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mg

Ben bakan değildim o zaman. 59. hükümet zamanında oldu bu. Ben o zaman bunun ileride başımıza problem açabileceğini söyledim. Anayasa’nın 10. maddesi, kanun önünde eşitlik ilkesini düzenler. Herkese bu hakkı tanıyorsunuz. Ama davası görülmekte olan bir kimseye tanımıyorsunuz. Öcalan mahkemeye başvurabilir, bana uyguladığınız hüküm, Anayasa’ya aykırı diyebilir, dedim.

Kaldı ki sonra bir başka değişiklik oldu Anayasa’mızda. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır, dendi.

Evet Anayasa’nın 90’ıncı maddesine eklenen bu hüküm ikinci bir itiraz nedeni oldu. Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılamadan yararlanamayacağı hükmü, Anayasa’nın 90. maddesine de aykırı bir duruma düşmüş oldu.

Şimdi AİHM’nin son kararı onay için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne mi gidecek?

Hayır, orada onaylanması gerekmiyor. Yalnız Avrupa Konseyi, AİHM’nin kesinleşmiş kararlarının uygulanmasını takip eder. Türkiye gereğini yapmazsa, konu oraya gidebilir. Ve kararın uygulanması yönünde tavsiyelerde bulunabilir. Gerektiğinde uyarı şiddeti artan bir süreci başlatır. O zaman Türkiye’ye karşı yaptırımlar uygulanması söz konusu olabilir. Çünkü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalamış olan devletler AİHM’nin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt etmişlerdir.

Peki şimdi ne olacak?

Büyük bir olasılıkla bir yıl içerisinde Öcalan’ın avukatları Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin yerini alan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne yeniden yargılama istemiyle başvuracaklardır. İşte o zaman biraz önce konuştuğumuz, Öcalan’ın yararlanmasını engelleyen istisna hükmün, Anayasa’ya aykırılığı gündeme gelebilecek. Ve mahkeme böyle bir iddiayı ciddi bulursa, o zaman Anayasa Mahkemesi’ne gönderecektir. Anayasa Mahkemesi beş ay içinde karar vermezse, mahkeme yürüttüğü hukuka göre karar verecek, yani o zaman itirazı reddedecek. İşte böyle bir durumda yeniden yargılama hakkından yararlanamazsa, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne şikayetçi olacaklardır.

Siz olsanız bu durumda ne yaparsınız?

Şimdi Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesiyle geçecek beş aylık süre boyunca konu hep gündemde kalacak. Hükümet, karardan önce ‘Muhalefet bunu fazla istismar etmesin. Bu bizim hatamız değil. Devletin bir sorunudur. Bu konuda bir düzenleme yaparsak, muhalefet de buna itiraz etmezse, bu istisna hükmünü kaldırabiliriz.’ dedi. Şimdi ilk beyanlardan anlaşıldığı kadarıyla konuyu yargıya bırakma eğilimindeler.

Baykal ve arkadaşları diyor ki: “Biz bunu asla kabul edemeyiz. Hükümet yeniden yargılamaya gerek kalmayacak şekilde karar üretilmesini sağlamalı.” Bu mümkün mü?

Bu davada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Türk hükümetinin ajan olarak adlandırılan bir görevlisi de savunma yaptı. Ama devletin temennisi doğrultusunda karar çıkmadı. Hükümetin bundan sonra yapabileceği bir şey yok. Biz bu sistemi kabul ettiğimize göre, bu yargı kararının gereğini yapmak durumundayız. Baykal tabii politika yapıyor. Bence en doğrusu, siyasi bir tasarrufla o hükmü kaldırmak olurdu. Eğer yeniden yargılama başlayacak olursa, bir taraftan Apo’ya özgürlük, bir taraftan Apo’ya ölüm diyen karşı grupların gösterileri, yürüyüşleri, belki çatışmaları olabilecektir. Öcalan’ın yeniden yargılanmasına olanak sağlayan iktidar olma, hiçbir iktidarın isteyebileceği bir şey değil. Bugünkü hükümet de bundan kaçınıyor. Benim görüşüm de AİHM’nin verdiği karar yanlıştır, haksızdır. Ama onun gereğini bu sistem içerisine girdiğimiz için, yerine getirmek durumundayız. Aksi takdirde biz bu sistemin dışına çıkarız. Böyle bir lüksümüz yok.

Peki konuyu yargıya bırakmak, çözümsüzlüğe bırakmak anlamına da gelmiyor mu?

Tabii Anayasa Mahkemesi’nin ne karar vereceğini kimse tahmin edemez. Gerçi hukukun temel ilkeleri ortada; ama hükümet bu sorumluluğu üzerinden atmış olur. Ben bunu önlemek istedim, ama ne yapalım yargı böyle karar verdi. Yargı kararlarına saygılıyız, diyecektir. Ama şimdi işi buna bırakmadan ve Türkiye üzerinde bu yönde yapılacak baskılara meydan vermeden belki bu hükmün kaldırılması ve AİHM kararlarına karşı yeniden yargılamayı kabul ettiğimize göre bu yolu istisnasız olarak açmak gerekir.

Bu arada bazı bakanlar yeniden yargılansa da, yüz defa da yargılansa sonuç değişmez, diyorlar. Bu üslup çok sakıncalı değil mi?

Bunu herhangi bir vatandaş söyleyebilir. Ama sorumlu mevkilerde bulunan kişiler bunu söylememeliler. Çünkü, bu da aleyhimize kullanılır. Denir ki, bu başlangıçta zaten sonu belli olan yargılamaydı. Siz nasıl adil yargılamadan bahsedeceksiniz? Onun için, sistemi kabul ettiğimize göre bütün sonuçlarıyla, yani tam o mantığa uygun hareket etmemiz gerekir. Artık DGM’ler kalktı. Dolayısıyla daha rahat bir inceleme süreçleri var. Öcalan’ın kendisini savunmak için AİHM’nin kararının telkin ettiği doğrultuda, ne gerekiyorsa hepsi yapılsın. Ve bu şekilde bu sorun, Türkiye’nin gündeminden çıkarılsın.

Yeni yargılama süreci ne kadar sürer?

Ben bu davanın çok uzun süreceğini tahmin etmiyorum. Sanıyorum en çok bir iki ay içerisinde dava sonuçlanabilir. Yine güvenlik bakımından bu dava da İmralı’da görülecektir çok büyük bir olasılıkla. Daha önce bütün duruşmalar, bazen canlı yayın gibi verilmişti. Artık yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bu olanak yok. Orada böyle içini parçalayarak ağlayan vatandaşlarımız da olmuştu. Onları da göremeyeceğiz, Öcalan’ın propagandasını da. Fotoğraf da çekilemeyecek. Tabii “İmralı iki” aşamasında verilecek olan karara karşı da Öcalan’ın avukatları temyize gidecekler ve daha sonra karar düzeltme isteminde bulunacaklardır. Buna karşı tekrar AİHM’ye gidebileceklerdir. Ama bu kez umuyorum ki, AİHM kararında eleştiri konusu olan hususların hiçbirisine yer verilmeyeceği için, bu dava tümüyle reddedilecektir.

Öcalan’ın avukatları isterlerse yine de bir mazeret bulamazlar mı? Türkiye ile AİHM arasında bu böyle top gibi senelerce gider gelir mi?

Sanmıyorum. Yani bütün bunlar bir değerlendirme sorunudur. Yani şu bardak yarıya kadar dolu veya boş. AİHM pekala Türkiye’nin AİHM kararlarını dikkate alarak anayasasını değiştirdiğini, dava sırasında baştan itibaren yedek hakim bulundurduğunu, son aşamada mahkemeye sivil hakimin oturduğunu olumlu olarak görebilirdi. Ve avukatlarıyla görüşme meselesinde de o zamanki hukuki düzenlemeye uygun olarak öngörülen azami süre kullandırıldı. Yani bu bir davanın adil yargılanma olmadığı şeklinde karara bağlanması için yeterli değil diyebilirdi AİHM. Ama, hayır, bu bardağı dolu görmedi, yarıya kadar boş dendi.

Bardağın neresini görürsen gör, siyasi bir yorum yapmış oluyorsun. Hukuk nerede başlıyor, nerede bitiyor, bu tür davalarda ayrım yapılması zor.

Mahkeme siyasi hareket ediyor demek istemiyorum. Ama bu, siyasi yönleri olan bir dava.

Yeni ceza yasasında haklarında soruşturma açılan avukatların, yeniden aynı kişiyi savunamayacaklarına ve avukatlık haklarının ellerinden alınacağına dair bir madde var. Apo’nun avukatları, bunu tekrar AİHM’ye götürebilirler mi?

Bu çeşit şeyler, yani somut durumu göz önünde bulundurarak yapacağımız engellemeler, sonunda hep aleyhimize döner. Bir avukat olmanın sınırları ötesinde işte dışarıya talimat taşımak, beyanat taşımak gibi görevler yapıyorlar. Bu doğru değildir. Bunların mutlaka avukatlık mesleği kuralları açısından cezalandırılmaları gerekir. Baro nasıl bir karar verecek, onu bilemiyorum. Ama meslekten men edilmedikçe, engelleyici düzenlemeler, bumerang gibi geri dönecektir. Onlara yer vermemek gerekir.

Öcalan, bugün olmasa bile üç beş yıl sonra tamamen serbest kalabilir mi?

Biz idam cezasını kaldırırken bir hüküm koyduk, bu üçüncü Avrupa Birliği uyum paketinde. Buna göre idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülen terör suçluları hakkında, Terörle Mücadele Kanunu’nun şartla salıvermeye ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bunlar hakkında müebbet ağır hapis cezası ölünceye kadar devam eder. Yani Öcalan hayatı boyuncu İmralı’da kalacaktır. Şimdi bu yeni ceza kanununda şöyle bir şey çıkabilirdi ortaya. Ama buna meydan verilmeyeceğini düşünüyorum. O zaman Öcalan hakkında verilen karar, idam cezasıydı. İşte o idam cezaları, müebbet ağır hapse dönüştürülenler için konmuştu. Şimdi ise eğer İmralı’da yeniden yargılanma olursa, verilecek karar idam cezası değil, ağırlaştırılmış müebbet. Belki de bu hükmün uygulanma olanağı ortadan kalkacaktı.

Yeni kanunda bunu karşılayabilecek bir hüküm yok mu?

Var ama bu açıklıkta değil. Biz hem şartla salıvermeden yararlanmaz diye yazdık, hem de ölünceye kadar orada kalır diye yazmıştık. 1 Haziran’da yürürlüğe girecek yasada şöyle bir hüküm var: Kimler yararlanabilir, o belirtiliyor. Sonunda da şöyle deniyor: “Yeni Ceza Kanunu, Devletin Güvenliğine Dair Suçlar, başlıklı dördüncü bölüm, Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar başlıklı beşinci bölüm, Milli Savunmaya Karşı Suçlar başlıklı altıncı bölüm altında yer alan suçlardan…” Şimdi devletin güvenliğine karşı suçlardan birinin, bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkumiyeti halinde, koşullu salıverme hükümleri uygulanmakta.

Koşullu salıverme, eğer bir mahkum, cezasının asgari belli bir kısmını çeker ve iyi hal gösterirse, tamamlamadan salıverilebilir anlamına geldiğine göre ne olacak şimdi?

Yani bu durumdakiler hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, ölünceye kadar devam eder şeklinde, açıkça yazılması daha doğru olurdu. Halbuki “şartla salıverme hükümleri uygulanmaz” diyor. Yani o zaman tamamlar, çıkar. Yani ömrü yeterse 36 yıl sonunda şartla salıvermeden yararlanabilir diye de yorumlanabilir, hiç yararlanamaz, şeklinde de yorumlanabilir.

Bazı Kürtlerde şöyle bir beklenti var. Mandela ile aynı süreçlerden geçecek ve bir siyasal lider olarak ortaya çıkacak. Serbest kalacak. Bu mümkün mü?

Bugünkü hukukumuzda mümkün değil. Ama ileride koşullar değişir ve bu hükümlerde değişiklik yapılırsa, ancak o zaman söylenebilir. Yani görüyorsunuz ki, yapılan bazı yasal düzenlemelerin daha sonra değiştirilmesi zorunluluğu ortaya çıkıyor. Türkiye’de sosyal barış, toplumsal barış, bazen genel bir af yapılmasını gerektirebilir.

Bunun içerisine mecburen Öcalan da mı girecek?

Ben geniş anlamda düşünüyorum. Bunu belli bir isme bağlamak istemiyorum. Bunları bugünden düşünmek, söylemek mümkün değil. Doğru da değil. Her şeyin bir zamanı var. Ama benim söylediğim şu, katı kurallar koymayalım. Geniş bir toplumsal barışa kapıları daima açık bırakalım. Önemli olan çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğünü korumak. Hangi kökenden olursa olsun, bütün vatandaşların içinde bütünlüğünü korumak. Bunun içerisinde hata işlemiş olanlar olabilir. Ama devlet şefkatiyle onları da kucaklayalım.

Genel af çıkarsa yeniden bir istisna koyamayız, diyorsunuz.

Bu çeşit istisnai hükümler doğru değil. Ama kişi adı vererek herhangi bir şey söylemek istemem. Bugün bunu tartışacak durumda değiliz.

KARARI UYGULAMAMA LÜKSÜMÜZ YOK

Benim görüşüme göre AİHM’nin verdiği ‘Öcalan adil yargılanmadı’ kararı yanlıştır, haksızdır. Ama onun gereğini bu sistem içerisine girdiğimiz için, yerine getirmek durumundayız. Aksi takdirde biz bu sistemin dışına çıkarız. Böyle bir lüksümüz yok.

TÜRKİYE GEREĞİNİ YAPMAZSA...

Avrupa Konseyi, AİHM’nin kesinleşmiş kararlarının uygulanmasını takip eder. Eğer Türkiye gereğini yapmazsa, konu oraya gidebilir. Ve kararın uygulanması yönünde tavsiyelerde bulunabilir. Gerektiğinde uyarı şiddeti artan bir süreci başlatır.