Misyonerlik - Şebnem Özbek
1980'den beri Türkiye'de devlet okullarında verilen eğitimin kalitesinin gittikçe düşürülmesi, buna karşılık Gülen okullarındaki eğitimin çok iyi olması ve insanların bu okullara yönelmesi sistemli bir Amerikan programıdır. Böylece Amerika’nın gelecekteki Türkiye'yi yönetecek kişileri devşirme çalışmalarının tohumları atılmıştır. Tabi bir de olayın iktidar yönü var. AKP çıkardığı imar yasasına eklenen bir madde ile "Cami" yerine "İbadethane" kelimesi koyarak; iktidara geldikleri 2002 yılından bu yana 40 bine yakın "Kilise Evi" açılmasını sağlamıştır. discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
|
Son “Ergenekon” dalgasında “Misyonerlik” faaliyetleriyle ilgili çalışmalar yapan ve Türkiye’de yükselen misyonerlik dalgası konusunda halkı uyarmayı kendine görev edinen İlahiyatçıların evlerinin arandığını biliyoruz. Ancak basına yansıdığı kadarıyla söz konusu İlahiyatçıların sadece misyonerlikle ilgili değil Gülen cemaatiyle de ilgili çalışmalarına el konuldu. Bu nedenle ülkemizdeki misyonerlik tarihinin geçmişi ve cemaatin çalışmalarıyla ilgili bilgilenmekte fayda var:
Misyoner okullarının Osmanlıdaki ilk hedefi Müslüman olmayan kesimin zamanı geldiğinde iktidara başkaldırması amacıyla; uluslaşma sürecine girmeleri ve bu konuda eğitilmeleriydi. İkinci hedef ise Müslüman kesimin devşirilmesi, aklının karıştırılması ve iktidara olan güveninin sarsılmasıydı. İngiliz, Fransız, Rus, İtalyan, Avusturya, Alman ve Amerikan devletleri tarafından himaye edilen bu okullarda azınlıklar bilinçli olarak yönlendirilmekteydi. Bu misyoner okullarının Osmanlının yıkımında oynadığı rol çok büyüktür. Sözde öğretmenlik görevi yapan pek çok casus bu okullarda; gerek Musevi ve Hıristiyanların, gerekse Müslüman çocukların beyinlerini yıkamış, onları mevcut iktidara karşı asileştirmiştir. Emperyalistlerin Osmanlıyı; bu okullarda yürüttükleri faaliyetler sonucu yıkıma götürdüğünü biliyoruz. Osmanlıda misyoner okullarında teoloji dersleri gizli verilirdi. Atatürk bu okulları o yüzden kapatmıştı. Ama NATO’ya girdikten sonra bu okullar tekrar açılmaya başlandı. Gülen’in okullarında da teoloji yani din dersleri gizli olarak yurtlarda veya öğrenci evlerinde verilmektedir. Tıpkı Osmanlıdaki misyoner okulları gibi. Amerika
misyoner okulları programını Sovyetlerin dağılması ile kapitalizm için
kolay av haline gelen ülkeler için uygulamaya koydu. Bu noktada da
Gülen okullarına sınırsız destek sağladı. Bu desteği Gülen'de inkar
etmiyor: Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi Gülen okullarında İngilizce öğretmenliği yapan kişilerin CIA ajanları olduğunu; Özbekistan'daki 18 Gülen okulunun sahibi Silm AŞ. Yetkilisi Mehmet Mesut Ata 1997 yılında itiraf etmiştir. Kısaca Osmanlıdaki misyoner okulları ve amaçları ne ise Gülen okullarının amacı da odur. Gülen okulları belki bir çok kişi için Türklük ve Müslümanlık adına yararlı bir adım olarak görünse de bu durum; Amerikan çıkarları için hareket ediyor olması gerçeğini değiştirmez. Ve Amerika kendi çıkarı olmayan hiçbir işe bulaşmaz. 1980'den beri Türkiye'de devlet okullarında verilen eğitimin kalitesinin gittikçe düşürülmesi, buna karşılık Gülen okullarındaki eğitimin çok iyi olması ve insanların bu okullara yönelmesi sistemli bir Amerikan programıdır. Böylece Amerika’nın gelecekteki Türkiye'yi yönetecek kişileri devşirme çalışmalarının tohumları atılmıştır. Tabi bir de olayın iktidar yönü var. AKP
çıkardığı imar yasasına eklenen bir madde ile Gene AKP tarafından imzalanan; AB Anayasası 10.
maddesi gereği "Toplu
din değiştirmeleri" kabul edilmiştir. Yani İktidar partisi olan AKP ve onun Genel
Başkanı Erdoğan; AB'ye uyum adı altında azınlık vakıflarına mülkiyet
hakkı tanıyarak ve Kilise Evlerinin açılmasına izin vererek misyonerlik
faaliyetleri bakımından Türkiye'yi emperyalistler için bir cennet
haline getirmiştir. Büyük Önder Atatürk; misyoner okullarının ve azınlık hakları adı altında bölücü faaliyetlerinin Osmanlı’nın sonunu getirdiğini gördüğü için; Lozan Antlaşmasında azınlıklar ve ruhban okulları konusunda taviz vermektense savaşa devam etmeyi tercih ettiğini söylemiş ve bu kararlılığı nedeniyle anlaşma günler sonra ancak imzalanmıştır.
|
||||
