AB10 Nisan 2011 00:00

Eski Yugoslavya - Miloseviç Kendisini Suçlayanları Yargıladı - Catherine Schütz/Rüdiger Göbel

Beş yıl önce, eski Yugoslavya cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç, Laheyde öldü. Birleşmiş Milletler mahkemesi, gerekli tıbbî tedaviyi görmesini önledi. Rüdiger Göbelin, Junge Weltte Catherine Schütz ile yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz. Libya'da Yugoslavya benzeri bir emperyalist müdahale sürecinin başlatıldığı ve Kaddafi'nin de Miloseviç'e benzer bir kampanyanın hedefine oturtulduğu bugünlerde bu söyleşinin dikkat çekeceğini düşünüyoruz... discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardclaritin mazilo claritinekombo claritin mazilo

Eski Yugoslavya - Miloseviç Kendisini Suçlayanları Yargıladı

Catherine Schütz - Rüdiger Göbel

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

07.04.2011


(Açık İstihbarat: Yugoslavya'da Miloseviç'in Müslümanların kanına ekmek doğranmasına zemin hazırlayan politikalarını gözardı edemeyeceğimiz gibi;  UÇK'nın da bölgeye yurtdışı müdahalesinin zeminini hazırlayan Balkanların PKK'sı olduğu gerçeğini gözardı edemeyiz. Hukuku ve gerçeği bizden olan/olmayan denkleminden bağımsız olarak savunma adına aşağıdaki röportajı dikkatinize sunuyoruz)

Beş yıl önce, eski Yugoslavya cumhurbaşkanı Slobodan Miloseviç, Laheyde öldü. Birleşmiş Milletler mahkemesi, gerekli tıbbî tedaviyi görmesini önledi. Rüdiger Göbelin, Junge Weltte Catherine Schütz ile yaptığı söyleşiyi yayımlıyoruz.

Libya'da Yugoslavya benzeri bir emperyalist müdahale sürecinin başlatıldığı ve Kaddafi'nin de Miloseviç'e benzer bir kampanyanın hedefine oturtulduğu bugünlerde bu söyleşinin dikkat çekeceğini düşünüyoruz...

Siyasal Bilgiler mezunu Catherine Schultz, Junge Weltte yazar/analizci olarak çalışmaktadır. Schultz 2002de kurulan ve bu tarihten itibaren faaliyet gösteren Eski Yugoslavya için Uluslararası Ceza Mahkemesinden (UCM) önce Slobodan Miloseviçin avukat/savunma grubunda üye olarak görev yapmaktaydı.

Zambon-Verlag tarafından yayımlanan "The destruction of Yugoslavia Slobodan Milosevic replies to his accusers" (Yugoslavyanın yıkımı Slobodan Miloseviç, kendisini suçlayanları yanıtlıyor) adlı eserin yazarlarındandır.

1) Bu Cuma günü (11 Mart 2011), Slobodan Miloseviçin ölümünün beşinci yıldönümü dolayısıyla, Viyanadaki Birleşmiş Milletler Bürosunda bir protesto eyleminde bulunacaksınız. Bu protesto, neden, eski Yugoslavya ve Sırbistanın cumhurbaşkanının Yugoslavya Mahkemesinde (ICTY-UCM) yargılandığı sırada hücresinde ölü bulunduğu Laheyde yapılmıyor?

BM, UCM ile bir canavar yarattı ve biz bu canavarı nihayet dünyadan defetme amacındayız. Birleşik Devletler ve Almanya hükümetleri, UCMyi 1993te, BM Güvenlik Konseyi bünyesinde, bu kurum içinde şimdiye kadar kurulmuş ilk mahkeme olarak, Güvenlik Konseyinin bunu kurmak için herhangi bir yasal yetkisi bulunmamasına rağmen oluşturdular. İnsanları üyesi oldukları devletlere göre değerlendiren UCM gibi bir BM kurumu, BM Yasalarına tamamen ters düşüyor demektir. Laheydeki bu gayrı-meşru UCM kurumunda, bu konuyu gündeme getiren hiç kimseye rastlamadık.

2) ABD ve Almanya'nın, UCM'yi kurmaktaki çıkarları neydi?

Doğu Avrupa'ya genişleme isteklerinin önünde Yugoslavya engel oluşturduğu için, Yugoslavyanın yıkılmasına neden oldular. Yugoslavyadaki ayrılıkçı iç savaşların patlak vermesi ve yükselmesinin sorumluluğunu bu iki devlet taşımaktadır. Plânlarının hedeflediği sonucun tam bilincinde olarak, daha 1993te diplomatik ve üstü örtülü operasyonlarla ellerini Balkan kanına buladılar, sonra da savaşan taraflara baskı yapması için bir mahkeme icat ederek bunu silah olarak kullandılar.

Bu mahkeme, eski Yugoslavyada işlenen suçlar hakkında gerçek bir NATO tavrıyla karar verecekti: inatçı Sırpları dizleri üstüne çöktürecek ve NATO ülkelerini sorumluluklarından arındırıp temize çıkaracaktı.

Amaçları bu olunca, arkasına UCMnin desteğini alan NATO, 1999'da, BM'nin emrini beklemeden Yugoslavyaya karşı şiddetli bir savaşa girişti. NATO sözcüsü Jamie Shea, askerî ittifakı (NATO), finansal kaynaklarından ve politik bağlantılarından ötürü, UCMnin dostu olarak nitelendirdi ve böylece, daha mahkeme yapılmadan, NATOnun savaş suçlarına Uluslararası Af Örgütü tarafından da belgelenmiş suçlara- ceza getirilmeyeceğini açıklamış oldu.

3) Fakat adil yargılamalar için uluslararası standartların mevcut olduğunu zannediyorum.

UCM, politik misyonunu yürütmek için, normalde uluslararası uygulamalarda kullanılan standartları göz ardı etmek zorundaydı. Sırp muhalif lider Vojislav Seselj, sekiz yıldan beri gözaltında tutuluyor. Bu, açıkça, Avrupa İnsan Hakları Anlaşmasının ihlâlidir.

Her yerdeki adlî kovuşturmalarda sanık neyle suçlandığını bilme hakkına sahiptir. UCM, iddianamenin maddelerinde, hatta duruşma başladıktan sonra bile, birçok kere temel değişiklikler yapmıştır. Kendi kurallarını dahi sayısız kereler değiştirilmiş ve sürekli ihlâl etmiştir. Miloseviçin, kendisine kanunla garanti edilmiş olan savunma hakkını kullanmasına dahi izin verilmemiştir. Radovan Karaciç de aynı uygulamayla tehdit edilmiştir. İddia ve savunma makamlarına eşit muamele edilmesi gerektiği prensibi her gün ihlâl edilmiştir.

Savcı UCMde her hafta basın toplantıları düzenlemiştir ve Sırp-karşıtı propagandanın ünlü imalâtçısı, İnsan Hakları Örgütüne üye Richard Dicker, her fırsatta, sık sık sahneye koşarak Miloseviçi medyaya şikâyet etmiştir.

Bu arada bizim meslektaşımız, bir gazeteciye broşür verdiği için binadan uzaklaştırılmıştır. UCMnin muazzam bütçesi Sırpları suçlayanları sürekli desteklemiştir. Miloseviç ise savunmasını yalnızca bağışlara dayanarak yapmak zorunda kalmıştır. Alman hükümeti, para toplama kampanyamızı suçlu ilân ettiğinde, hesaplarımızı dondurduğunda ve benim hesabımı bloke ettiğinde UCM bize herhangi bir yardımda bulunmayı reddetmiştir. Bu, çalışmamızı büyük ölçüde sınırlamıştır.

4) UCMyi Sırp-karşıtı olarak tanımlıyorsunuz. Ancak Hırvat ve Bosnalı Müslüman mahkûmlar da vardı…

Bu, üç taraflı bir iç savaş olmasına rağmen birçok yüksek düzey politikacı ve yüksek rütbeli askerler de dâhil olmak üzere sanıklarının yüzde 80i Sırptı. Hırvat ve Bosnalı Müslümanlara bu uygulanmadı. Yüz binlerce Sırpı yerinden eden ünlü Krajina etnik temizliği saldırısında Hırvat General Ante Gotovina suçlu bulunduğu halde onun üstündeki rütbedeki subaylar suçlu bulunmamıştır. Aynı şey Bosnalı Müslüman Nasır Oruç için de geçerlidir.

Oruç, Batılı medyanın karşısına övünerek Sırpların kesik başlarıyla çıktığı halde, UCM, Srebrenitsadaki Sırplara Oruçun askerlerinin hücum ettiğini hiç kimsenin kanıtlayamayacağını söylemektedir. Oruçun insanlardan oluşan savaş-ganimetlerini ilk gören ABDli gazeteciler, UCM tarafından ifade vermeye hiçbir zaman çağrılmamışlardır. Sırp-olmayanlara karşı kurulan yalancı mahkemeler, yalnızca, UCMnin güya tarafsızlığını dış dünyaya karşı sergilemek içindir.

5) Eski UCM başsavcısı Carla del Ponte, şimdi Arnavutluk ve Kosovada faal olan organ mafyası icraatlarına ilişkin bir karar vermek üzere. Bu mafya çetesi Kosovadaki Sırpları Arnavutluka kaçırıp burada sistematik olarak organlarını çalıyor.

Del Ponte, otobiyografisinde; Avrupa Konseyinin Özel Raportörü Dick Martynin yapacağı soruşturma ve raporunu hazırlamasına yardım etmede gereksinim duyacağı ve organ ticaretini deşifre eden bilgileri sıralamıştır. Fakat Del Pontenin, şimdi yapmakta olduğu işi kullanarak, daha büyük bir skandalın üstünü örtmek istediği ortaya çıkmıştır. Marty, 2003 yılında, Del Pontenin idaresi altındaki UCMnin, Kosovadaki suç çetelerine ait organ çalma kanıtlarını yok ettiğini keşfetmiştir!

6) O sıralar, Berlin yerel basınının büyük çoğunluğu, Slobodan Miloseviçi, bugün Muammer El Kaddafiyi tanımladıkları gibi tanımlamışlardır. Bu tanımlar arasında: megalomanyak, şeytan, soykırımcı, hatta yeni Hitler sıfatları bile vardı. Sen onu savunanlar arasındaydın. Bu nasıl bir şeydi?

Avrupa Birliğinin Balkanlar eski Özel Temsilcisi Lord David Owen, Miloseviçi, bir Yugoslav, ama kesinlikle bir Büyük Sırbistan ideoloğu ve etnik temizlik kışkırtıcısı olmayan biri olarak tarif ediyordu. Owenle aynı fikirdeyim. Miloseviç genellikle Hırvatları ve Bosnalı Müslümanları koruması altına almış ve onların Batı tarafından nasıl kullanıldıklarına ve yanlış yola yöneltildiklerine vurgu yapmıştır. Savunmasında, aynı zamanda, Bosnalı Müslüman güçlere, yabancı Müslüman güçler tarafından nasıl destek verildiğinden bahsetmiştir.

Ancak, Miloseviç, aşırı İslâmcı terör değerlendirmesine de karşıydı. Aksine, İslâmcı savaşçıların ülkeye ABD tarafından sokulduğuna vurgu yapıyordu. Yargılanan Sırplı olmayan mahkûmların da ona saygı duymaları tesadüf değildir.

Yakın ilişki içinde olduğum savunma tanıklarının verdikleri ifadelerden çok etkilendim. Bunlar, savaşa bir şekilde tanık olmuş Batılı politikacılar, diplomatlar, subaylar ve gazetecilerdi. Ve tüm ifadelerinde, Miloseviçin aleyhindeki iddiaların, Yugoslavya hakkında yapılan diğer tüm iddialar gibi sahte olduğunu belirttiler.

7) Miloseviç, mahkûmiyetini ve yargılanma sürecini nasıl yaşadı?

Büyük olasılıkla, asla, kendisinin gerçekten suçsuz olduğunu ispatlayan kanıtların ona adil bir yargılanma sağlayacağına inanmadı. Fakat başını dik tuttu ve kendisini suçlayanları sanık sandalyesine oturttu. Hiçbir şekilde uzlaşmaya gitmedi ve kendisine avantajlar sağlayacak anlaşmalar yapma yoluna sapmadı. Kendisinin de belirttiği gibi kafasının içindeki özgürlükten asla taviz vermedi. UCMyi, kendisi gibi emperyalizme koşulsuz teslim olmayı reddeden politik liderlerin cezalandırılmasında kullanılan gerici bir politik araç olarak gördüğünü açıkça beyan etti.

Miloseviçin savunmasını zayıflatmak için, savunma, aralıksız saldırılarla taciz edildi. En sonunda da, Mahkeme, 2006 yılının başlarında, Miloseviçin Moskovadaki bir kalp hastalıkları kliniğinde tedavi olmasını reddederek, Mahkemeden sağ çıkmamasını garantiledi.

8) Eski Yugoslavyadaki savaşlar sırasında medyanın büyük çoğunluğu, hiçbir eleştiriyle karşılaşmadan, mutlak Sırp-karşıtı bir tutum içindeydi. Yargılama süreci sırasında gazetecilerin davranışını nasıl buldunuz?

Basın hiçbir zaman yargılamanın içeriği ile ilgilenmedi. Savcıların iddialarını ispatlayamayacaklarının açığa çıkması ve Miloseviçin Hırvatların ve Bosnalı Müslüman tarafların ve daha sonra Kosova-Arnavutluk tarafının Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından silahlandırıldığını ortaya çıkarmasından sonra da, mahkeme alelacele sessizliğe gömüldü.

Sırbistanın saldırgan imajının, sendeletilmesine izin verilmedi. Yargılamanın Kosova bölümü devam ederken bir Alman tanık allak bullak olduğunda Alman medyası bunu bildirmedi bile. Bir eski-ordu subayı olan ve NATO saldırısı başlayana kadar bölgede görevde olan Dietmar Hartwig, Kosovadaki Avrupalı gözlemcilerin başında bulunmaktaydı. Kendisi, terörün, Sırplar değil, bizzat Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) tarafından uygulandığına tanık olduğunu belirtmiştir. Ve yerli Arnavutlar, Berlinger Zeitung gazetesinden Bo Adama, Racakta* öldüğü iddia edilen masum sivil Kosovalıların gerçekte, savaşta ölen Kosovalı askerler olduğunu söylemişlerdir.

Genellikle, haberleri değerli kanıt oluşturan Germinal Civicov hariç, savaş mahallinde hiçbir gazeteci bulunmuyordu.

* Ocak 1999da, Kosovanın Racak bölgesinde, Kosova Bağımsızlık Ordusu komandolarıyla Sırp polis ve ordusu arasında yaşanan savaşta ölen Kosovalı askerler, kasten, tam tersine, siviller olarak yansıtılmış ve bu yalan, Batılı politikacılar ve Batı medyası tarafından savaşa yol açacak olan Sırp-karşıtı propagandayı teşvik malzemesi olarak kullanılmıştır;

Almancadan çeviren John Catalinotto'nun notu.

[Bu makalenin Almanca orijinali 11 Mart 2011de Junge Weltte yayımlanmış ve daha sonra John Catalinotto tarafından İngilizceye çevrilerek 16 Mart 2011de Global Researchte yayımlanmıştır. Global Researchteki İngilizcesinden Hatice Aksoy tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]


Açık İstihbarat @ 2011