İstihbarat30 Mart 2011 00:00

Zekeriya Öz'ü Doğru Zemine Oturtmak - Açık İstihbarat

Zekeriya Öz'ün Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine atanarak, "Ergenekon"'dan uzaklaştırıldığı mı, terfi mi ettirildiği tartışmaları sürerken, Şubat 2009 tarihinde yazarımız Behiç Gürcihan tarafından kaleme alınan yazıyı tekrar hatırlatıyoruz. "Ergenekon" sürecinin Emniyet ayağında kilit noktada bulunan İstanbul Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ali Fuat Yılmazer'in görevden alınmasından ve davanın propaganda bülteni Taraf'ın "Ergenekon'da Radikal Yanlış" manşetinden sonra sıranın Zekeriya Öz'e geldiğini kestirmek zor değildi.  Eğer iddia edildiği gibi Öz bu terfi ile davadan uzaklaştırıldıysa, buna  "Ergenekon" vakanüvistlerinin sevinmesi; "Ergenekoncuların" ise üzülmesi gerekiyor. Nedeni davayı bir tarafları ile izlemeyenler için çok açık. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardscialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin

Zekeriya Öz'ü Doğru Zemine Oturtmak

Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

31.03.2011


Zekeriya Öz'ün Cumhuriyet Başsavcıvekilliğine atanarak, "Ergenekon"'dan uzaklaştırıldığı mı, terfi mi ettirildiği tartışmaları sürerken, Şubat 2009 tarihinde yazarımız Behiç Gürcihan tarafından kaleme alınan yazıyı tekrar hatırlatıyoruz.

"Ergenekon" sürecinin Emniyet ayağında kilit noktada bulunan İstanbul Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ali Fuat Yılmazer'in görevden alınmasından ve davanın propaganda bülteni Taraf'ın "Ergenekon'da Radikal Yanlış" manşetinden sonra sıranın Zekeriya Öz'e geldiğini kestirmek zor değildi.  Eğer iddia edildiği gibi Öz bu terfi ile davadan uzaklaştırıldıysa, buna  "Ergenekon" vakanüvistlerinin sevinmesi; "Ergenekoncuların" ise üzülmesi gerekiyor. Nedeni davayı bir tarafları ile izlemeyenler için çok açık.


Açık İstihbarat

--- Ergenekon Savcılarını Takviye Davayı Sulandırdı mı? (Behiç Gürcihan)-------

Ellerinde pankartlar, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar güruhu «Genç Siviller» Ergenekon sürecinde savcı sayısının arttırılmasını savunanları Sabih Kanadoğlu üzerinden iğneliyorlar:

«240 Savcı yetmez, 367 olsun»

«Ergenekon» sürecinede rövanşist duygularla taraf olanlar, her şeyi fetişleştirdikleri gibi Savcı Zekeriya Öz'ü de plastik bir kahraman haline getirip demokrasicilik oyununun Barbi bebeğine çevirdiler.

Öz'ün yanına başka savcılar atanınca bu sürecin sulanacağını zannediyorlar.

Ya Öz'ü bilmiyorlar, ya iddianameyi…Yada mahkemede yaşananlardan haberleri yok. Bu soruşturmanın ek savcılarla takviye edilmesini en önce bu süreci ciddiye alanlar istemeli. «Ergenekon amigoları» dahil.

Aşağıda iddianameden ve duruşmalardan rastgele seçtiğim belli başlı noktaları okuyun ve siz karar verin Zekeriya Öz'ü takviye etmek bu süreci sulandırır mı, yoksa ciddiyet mi kazandırır…?

«Asrın davasının» iddianamedeki temel tezi, ortada «Ergenekon» diye bir terör örgütü olduğu olduğu..Peki, yıllardır süren soruşturmaya rağmen iddianame örgüte dair net bir tanım ortaya koyuyor mu? Açın iddianamenin 85, 109, 153, 339 ve 346. sayfalarını okuyun. Hepsinde farklı birimlerden söz edildiğini göreceksiniz. Kendimden örnek vermek gerekirse örgütün «medya ve strateji» bölümüne üye olmakla suçlanıyorum ama iddianamedeki tanımlamalara göre örgütün böyle bir birimi yok!

İddianame bıktırıcı tekrarlar, atlanan bölüm başlıkları ve Orhan Pamuk'u aratmayacak bir Türkçe ile bezeli. Peki, Felice Casson veya Di Pietro zannettiğimiz savcının mahkemede intihal (aşırmacılık) ile suçlandığını biliyor musunuz? Güya örgütün ideolojisi olduğu iddia edilen Agartha efsanesinin anlatıldığı bölümün Burhan Yılmaz'ın «Bilinmeyen Mevlana» ve «Gerçek Ergenekon» kitaplarından kaynak gösterilmeden, aynen alındığı açıkça belgelendi. İşte bu yüzden Öz, sadece kötü Türkçe'si ve Türk milliyetçiliğini batının istediği şekilde yorumladığı için değil, işte bu nedenle de Orhan Pamuk'un ardından Nobel edebiyat ödülüne aday gösterilmesi istendi. Şaka değil, aynı savcı «akıl ve ruh sağlığının tesbit edilmesi» talep edilen ilk savcı olarak da dünya hukuk tarihine geçti.

İddianame hukuk tarihi açısından daha pek çok yeniliklerle dolu. Dünya hukuk tarihinde muhtemelen ilk kez, suç aletinin yokluğu «suç delili» olarak gösterildi…En çarpıcı örnek İlhan Selçuk'la ilgili. İddianameyi yazanlara göre İlhan Selçuk'un cep telefonu kullanmaması, örgütsel ilişkilerinde «gizliliğe verdiği önemin» kanıtı! Yine aynı iddianamede insanlar, «şu kişi ile şu kadar kez konuştu» denilerek «örgütsel ilişki» içinde gösteriliyor. Söz konusu konuşmaların içeriğine bakan bile yok…

İddianamede «örgüt belgesi» olarak sunulan belgelere göre Ergenekon, Cumhuriyet gazetesi ile Aydınlık dergisini ele geçirmeye çalışıyor. Kaderin garip cilvesine bakın ki, İlhan Selçuk ile Doğu Perinçek yine iddianameye görö aynı zamanda örgütün üst düzey yöneticileri. Yani İlhan Selçuk ile Doğu Perinçek sahibi/yönetmeni oldukları yayınları «ele geçirmeye çalışmakla» suçlanıyorlar. Bir yayını ticari olarak ele geçirmeye çalışmanın neden suç olduğu gibi hukuki sorulara girmiyoruz bile.

Mahkemede, Ergenekon'a ait olduğu iddia edilen belgelerin ilk olarak Aksiyon dergisinde yayımlandığı, ilk Fehmi Koru ve Aslı Aydıntaşbaş'ta bulunduğu ve bu belgelerin internette yıllardır dolaştığı, bu belgelerden bazılarının bizzat Mehmet Eymür tarafından yazıldığı defalarca kanıtlandı. Ama iddianamede, bu belgelerin bilgisayarınızda bulunması «örgüt üyeliğinin delili» sayılıyor.

İddianamede anlatılan meşhur bir «Ataşehir toplantısı» var. Daha sonra kimliği Osman Yıldırım olarak deşifre olan gizli tanığın çelişkilerle dolu beyanından başka hiçbir delille desteklenmeyen bu iddiaya göre Cumhuriyet gazetesine atılan bombalar bu toplantıda Osman Yıldırım ve Alpaslan Aslan'a teslim edildi. Savcıların «Osman'ım» diye hitap ettiği Osman Yıldırım, ifadesinin bir yerinde bombaları Muzaffer Tekin'in; bir Muzaffer Tekin'in, bir Veli Küçük'ün koruması olduğu iddia edilen Rasim Görüm'ün verdiğini iddia ediyor. Savcılık bu kadar ciddi bir iddiayı, bu kişileri aynı anda aynı yerde gösteren baz istasyonu kayıtları gibi somut delillerle destekliyor mu? Hayır. Savcılık, Osman Yıldırım'a «Gel bize şu villayı göster» deyip yer keşfi yaptırmış mı? Hayır.

Peki, savcıların «Osman'ım» diye hitap edecek kadar kendilerine yakın buldukları Osman Yıldırım kim? Cumhuriyet gazetesi saldırılarından başka, kardeşini öldürmek, öz yeğenini 200 lira karşılığında fuhuş amaçlı kiralamak dahil bir çok suçtan hüküm giymiş bir suç makinası. Kemal Kerinçsiz, duruşmalar sırasında Osman Yıldırım'ın 18 yaşındaki yeğenine zorla fuhuş yaptırmak dahil işlediği suçlardan hüküm giydiğine dair mahkeme kararlarını Ergenekon davasına bakan 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sundu. Bunu da medyada okumadınız değil mi?

İnsanlar arasında olmayan bağlantıları kurmak için sergilenen yaratıcılıkları görseniz hayretler içinde kalırsınız.

Adam, yurtdışında gizli toplantılar yapmakla suçlanıyor. Gelin görün ki adamımız o tarihte cezaevinde yatıyor! (Doğu Perinçek'in Haymana cezaevinde yattığı tarihlerde yurtdışında bir toplantısı görünüyor iddianameye göre)

İşkence yapanla işkenceye maruz kalan aynı örgütün üyesi. Birbiriyle davalık olacak kadar husumet içinde olanlar örgütün aynı biriminde gösterilmiş.

İnsanların yazdıkları yazının sonuna «saygılarımla» ibaresini koymuş olmaları «ast-üst» ilişkisinin delili olarak sunulmuş. Bunu yazan savcı, «Ergenekoncuların» kendisine yazdıkları yüzlerce dilekçenin sonunda sırf"saygılarımla» ibaresine yer verdikleri için iddia edilen bu «ast-üst» ilişkisi zincirine dahil olduğunun farkında değil.

Bir savcının iddianamesini kanıtlamak için delil üretmek ve karartmakla suçlanması ve bunun mahkemede ortalara dökülmesi kadar ciddi bir durum olabilir mi? Hangi örneği verelim…

Sırf Veli Küçük ile bağlantı kurmak için bir telefon tapesindeki «Tevhide Kütük» isminin «Tevhide Küçük» olarak değiştirilmesini mi istersiniz…

Arama tutanaklarında yer almayan CD'lerin iddianameye eklenerek burada yer alan bilgilerle insanların suçlanmasını mı…

Ruhsatlı silahların tutanaklara «ruhsatsız» olarak geçirilmesini mi…

Tuncay Güney tarafından sahte olarak hazırlandığı mahkeme kararıyla sabit belgelerin gerçekmiş gibi «suç delili» olarak iddianameye konulmasını mı…

Soruşturmanın başlangıç delili olan Ümraniye bombalarının delil olarak korunması gerektiği halde, bununla ilgili yasa maddelerine ve delil muhafaza yönetmeliklerine aykırı olarak imha edilip; ne iddia makamının ne de suçlananın bu delillerle ilgili ek inceleme yapma hakkının ihlali yoluyla ceza hukuku ve metedolojisinin en temel düsturunun ihlal edilmesini mi..

(Dünyada kaç davada bombalar bilgisayar kayıtlarının imhası ile madde gerekçe gösterilerek, yani bombalara bilgisayar kaydı muamelesi yapılarak imha edilmiştir?)

Sayfalarca uzatabileceğimiz örneklerden bir tane daha verip sonlandıralım yazıyı.

«Benzeşme» kriteri.

Ceza kanunumuzda «kıyas» açıkça yasaklandığı halde (TCK 213) «benzeşme» kriterinin insanları «terörist» olarak yaftalamak için yeterli olduğu bir ülkede hangi demokrasi ve hukuktan söz edilebilir.

Hayal edin…

Cumhuriyet'in 100.yılında «Büyük Türkiye» hedefinden söz etmiş, bu konuda yazılar kaleme almışsınız. Sözde «Ergenekon» belgelerinde de Cumhuriyet'in 100. yılında güçlü Türkiye hedefinden söz edildiği için «benzeşmekle suçlanıyorsunuz»

Soruyorsunuz mahkeme huzurunda…
« Ben Ergenekon'la benzeşiyorsam, Anıtkabir özel defterine Cumhuriyet'in 100. yılında dünyanın ilk on ülkesi arasında yer alan bir Türkiye hedefini dile getiren Tayyip Erdoğan da 'benzeşiyor mu?'

Bu «benzeşme» kriteri öyle kullanılıyor ki, insanlarda çıkan belgelerin «kapak sayfası olması ve üzerinde tarih yazması» aynı kaynaktan çıktığının kanıtı olarak takdim ediliyor.

Şimdi, bir zahmet taraf gözlüklerinizi çıkarın ve elinizi vicdanınıza koyun. Sizce böyle bir iddianameye imza atan ve mahkeme aşamasında bu şekilde bir sürece vesile olan zihniyetin varlığı mı, yokluğu mu bu davayı sulandırır?

Hangi tarafta olursak olalım, Türkiye'ye musallat olan karanlık şebekeleri çökertmek istiyorsak en azından bu sorunun cevabında uzlaşabiliriz.
NOT: Farkındaysanız, davanın ana karakteri Tuncay Güney'in beyanlarındaki kanıtlanmış yalanlara, çelişkilere değinmedik bile…


Açık İstihbarat @ 2011