Nükleer Tehlike Türkiye'den Sadece 16 Km Uzaklıkta - Sinan Oğan
Oysa gözden kaçan husus Ermenistan’ın da yıllardır kullandığı Metsamor santralinden bu türden nükleer silahlar elde etme imkanına sahip olmasıdır. Diğer yandan her türlü teröristlerin bir baskınla veya diğer yollarla da olsa Ermenistan’dan her zaman zenginleştirilmiş uranyum elde etmek ihtimali yüksektir. Bu sebeple Ermenistan’ın sahip olduğu santral bir kaza yaşanması olasılığının yanı sıra elde edilecek nükleer silahlarla başta Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere bölge dışı ülkelerin de güvenliği de tehlike altındadır. Zira, ABD’ye karşı yapılacak bir terör saldırısı için en kolay elde edilecek zenginleştirilmiş uranyum kaynağı Ermenistan’dır ve bu ülke Metsamor Nükleer Santrali ile bölge ve dünya güvenliği için tehlike oluşturmaktadır. cleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilodiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards
|
2007 yılında Ankara’da büyük bir konferans düzenlemiş
ve Metsamor Nükleer Santralinin olası tehliklerini kamuoyuna anlatmak
için “Tehlikenin
Farkında mısınız?” demiştik.
TÜRKSAM olarak düzenlediğimiz bu konferans o zaman büyük ilgi görmüştü. Ancak o kadar… devamı gelememişti. Bu konuyu ulusal bir sorun haline getirememiştik. Ardından bir site kurduk, http://turksam.org/metsamor/ bu site üzerinden de Sivil Girişim başlattık ve dikkatleri Metsamor’a çekmeye çalıştık. Maalesef Türk medyası ve kamuoyu bugün Japonya'da yaşanan deprem, tsunami ve nükleer tehhlike sebebiyle bu konuya dikkat çekmektedir. Ancak kimse hala yanıbaşımızdaki nükleer tehlikenin farkında değildir. Zira Türkiye'den sadece 16 Km uzaklıkta olan Ermenistan'daki Metsamor Nükleer Santrali 9 şiddetindeki depremlerin olduğu bir fay hattı üzerindedir. Çok değil sadece bir süre önce 1988 yılında bu bölgede Spitak şehrinde deprem olmuş, 50 bin kişi ölmüş ve bu santraller kullanılamaz hale gelmişti. Ancak Ermenistan bu santralleri yeniden kullanıma açmıştır. Şimdi olabilecek en ufak bir depremde Japonya'dakinden çok daha büyük bir felaket Türkiye'yi ve bölgeyi beklemektedir. Dost ve kardeş Japon halkının acılarını paylaştığımızı belirtmek isteriz. Bu vesileyle asıl dikkat edilmesi gereken Metsamor Nükleer Santrali ile ilgili detaylı bilgileri yeniden aşağıda yayınlıyoruz. 1986 yılında dünyanın iki süper gücünden birisi olan
Sovyetler Birliği’nde yaklaşık 40 bin kişinin ölümüne, binlerce kişinin
sakat kalmasına ve milyarlarca dolarlık ekonomik kayba sebep olan
Çernobil Nükleer Santrali kazası yaşandığı zaman kimse böyle bir şeyin
olabileceğine ihtimal vermemişti.
Ancak, bu talihsiz kaza yaşanmış ve sadece Ukrayna değil, Türkiye de dahil tüm bölge bu kazanın etkilerine maruz kalmıştır. Bugün dahi bu etkiler varlığını sürdürmektedir. Çernobil Nükleer Santrali ile benzer teknolojiye sahip olan ve sınırımızın hemen yanı başında faaliyet gösteren Metsamor Nükleer Santrali için de bugün aynı tartışmalar yaşanmaktadır. Başta Avrupa Birliği olmak üzere bütün dünyanın tehlikeli saydığı ve bir an önce kapatılmasına çalıştığı Metsamor Santrali Ermenistan tarafından halen kullanılmaya devam edilmektedir.[1] Birleşmiş
Milletler Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve Avrupa Birliği
(AB) verilerine göre Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali
dünyadaki en tehlikeli nükleer santral olarak kabul edilmektedir.
Eylül 1999’da Brüksel’de Ermenistan hükümeti ile AB arasında Metsamor Nükleer Santrali’nin 2004 yılına kadar kapatılması konusunda bir anlaşma imzalanmıştır.[2] Aynı şekilde Ermenistan 25 Ocak 2001 tarihinde de Avrupa Konseyi’ne üye olurken, 2004 yılına kadar Metsamor Nükleer Santrali’ni kapatmayı taahhüt etmiştir. Ancak, bu taahhüde rağmen Ermenistan hükümeti bu yönde çalışmalara başlamamış, ülkede yaşanan elektrik sıkıntısını bahane ederek santralin elektrik üretim gücünü daha da arttırmaya çalışmıştır.[3] Avrupa Birliği santralin kapatılması sonucunda
Ermenistan’ın karşılaşacağı zararın karşılanması ve alternatif enerji
kaynaklarının yaratılabilmesi için Erivan yönetimine 100 milyon Euro
verilmesini kararlaştırmıştır. Ancak, Ermenistan hükümeti bu miktarı
yetersiz bulmuş ve AB’den bir milyar Euro talep etmiştir. Hiçbir hesaba
dayanmayan ve AB kaynaklarından karşılanması neredeyse imkânsız olan bu
miktarı AB yönetimi kabul etmemiştir. Bunun üzerinde de Ermenistan
yönetimi Metsamoru kapatmayacağını ilân etmiştir.
Erivan
yönetiminin santrali kapatma çalışmaları bir yana, bunun tam tersi
yönde faaliyetlere girişmesi üzerinde AB tarafından ayrılan 100 milyon
Euro tutarındaki fon belirsiz bir süre için askıya alınmıştır.
AB'nin Ermenistan temsilcisi Alexis Luber yaptığı açıklamada bu paranın Ermenistan santrali kesin kapatma tarihi verinceye kadar Erivan’a verilmeyeceğini dile getirmiştir. Luber’e göre Ermenistan’ın Metsamor’a alternatif bulma sorununu çözememesi anlayışla karşılanabilir ancak bu sorun en geç 2006 yılına kadar da çözülebilecek bir sorundur.[4] AB ayrıca Ermenistan’ın alternatif enerji kaynakları bulması için Ermenistan-İran doğal gaz boru hattı projesini desteklemektedir.[5] Ermenistan bir taraftan AB ve IAEA’ya santrali kapatma
yönünde taahhütlerde bulunurken, diğer taraftan Rusya Federasyonu ile
görüşmelerine devam ederek, santralin çalışması için gerekli olan
zenginleştirilmiş uranyumu temin etmiştir. Ermenistan yetkilileri şimdi
santralin en az 2016 yılına kadar çalıştıracaklarını ifade etmektedir.
Ermenistan Başbakanı Andranik Markarian AB’den verilecek 100 milyon Euro’nun Metsamor’un kapatılmasına ve onun yerine kurulacak alternatif enerji kaynaklarının yaratılmasına yetmeyeceğini ifade etmiştir.[6] Ermenistan Parlamento Başkanı Ovanes Ovenasyan AB Parlamenterleri ile Erivan’da görüşmesi sırasında yapmış olduğu açıklamada Avrupa Konseyi’ne bu yönde söz vermiş olmalarına rağmen bunu yapmak zorunda olmadıklarını bildirmiştir. Diğer yandan Ovenasyan “bazı şartlar altında santrali kapatabileceklerini” de ifade etmiştir. Ovenasyan’a göre; “öncelikle AB Ermenistan ile İran arasında yapımı süren doğalgaz boru hattına yardımda bulunmalıdır. Diğer şart olarak da Azerbaycan ve Türkiye Ermenistan’a uyguladıkları ambargoyu sona erdirerek sınırlarını açmalıdır.” Görüldüğü gibi Ermenistan Metsamor’u bir şantaj unsuru olarak kullanmakta ve santralle hiç ilgisi olmayan şartlar ileri sürmektedir.[7] Deprem
Bölgesinde Nükleer Santral
Ermenistan’ın merkez üssü Spitak bölgesinde meydana
gelen ve 25 bin kişinin ölümüne sebep olan depremden sonra 1988 yılında
santral kapatılmıştır.
Yeni bir depremi daha kaldıramayacak nitelikte olan Metsamor Nükleer Santrali başta Ermenistan’ın kendisi olmak üzere Türkiye ve diğer bölge ülkeleri için taşıdığı bütün risklere rağmen santralin ikinci bloku 1995 yılında yeniden devreye sokulmuştur.[34] Uluslararası standartlara göre 5 ve
üzeri şiddetteki depremlerin olabildiği bölgelerde nükleer santral
yapılmasına izin verilmemektedir. Oysa SSCB döneminde hiçbir önlem
alınmadan 9 şiddetindeki depremlerin yaşanabileceği bir bölgede nükleer
santral yapılmıştır.
Metsamor Nükleer Santrali'nin kurulma aşamasında Sovyet bilim adamları o dönemin baskıcı rejimi içerisinde olmalarına rağmen bu santralin Ağrı dağı fay hattı üzerinde bulunması sebebiyle yapılmasına karşı çıkmışlardır. Yine aynı şekilde bu santralin bölgedeki yer altı su kaynaklarına radyasyon sızdırması ihtimalini de o dönemde gündeme getirmişlerdir. Ancak, merkezî planlama ile yürütülen ve insan hayatına gereğince önem vermeyen Sovyet bürokrasisi tüm bu eleştirilere kulak tıkayarak bu santrali yapmıştır.[35] Sovyet nükleer santral teknolojilerinin en eski örneği
ile inşa edilen ve teknik olanakları itibariyle oldukça eski ve
yetersiz olan Metsamor santrali, teknik yetersizliklerinin yanı sıra
birinci dereceli deprem bölgesinde olması sebebiyle tehlike
arzetmektedir. Zira, 1988 yılındaki depremde nükleer santral de ciddi
derecede zarar görerek uzun süre kullanım dışı kalmıştır.[36]
Ancak, Ermenistan'ın Azerbaycan topraklarını işgal etmesiyle yaşanan savaş, ülkenin gittikçe fakirleşmesi ve ülkede artan enerji ihtiyacı Erivan'ı yeniden bu santrali açmaya yöneltmiş ve tüm bölge için bir felaket potansiyeli taşıyan, 1989 yılında kapatılan Metsamor Nükleer Santrali, 1995 yılında yeniden kullanıma açılmıştır.[37] 7 Aralık 1988 yılında Spitak bölgesinde yaşanan
depremin ardından büyük zarar gören santral bu halde 3 ay daha
çalıştırılmış ve bölgede yaşayan Ermenilerin yapmış olduğu yoğun
gösteriler üzerine depremden ancak 3 ay sonra Ocak 1989’da
kapatılmıştır. Dünyada
ilk defa kapatıldıktan sonra yeniden açılan ve kullanılmaya başlayan
santral olma özelliğini de taşıyan Metsamor Santrali’nin birinci bloğu
depremde zarar görmesi sebebiyle kapatılmış ve daha sonra yapılan
tamirlerden sonra da kullanılamayacak durumda olan santral bir daha
açılmamıştır. Fakat, bu reaktörün artık hiçbir zaman
çalıştırılmayacağına dair bir hükümet kararı bulunmaktadır. Santralin
birinci bloğunun kapatılmasından sonra içindeki Uranyumun korumasız
olduğu bu santralin içerisinde bırakılması hususu da bölge için ayrı
bir tehlike kaynağıdır.
Sürekli deprem hattında bulunan Ermenistan'da
santralin bulunduğu bölge olan Garni bölgesi Ermenistan Deprem
Araştırmaları Merkezi verilerine göre Richter ölçeğinde 5.5 ve 7.5
şiddetindeki depremlerin her an yaşanabileceği bir bölgedir.[38]
Her ne kadar Ermenistan yetkilileri santralin daha büyük şiddetteki depremlere dayanıklı olduğunu bildirseler de eski teknoloji ürünü olan ve 1988 depreminde büyük zarar görerek yaklaşık 6 yıl kapalı kaldıktan sonra yeniden kullanıma açılan bu santralin ne kadar büyüklükteki bir depreme dayanıklı olabileceğini kimse bilmemektedir. Ermenistan’ın
Tavrına Tepkiler
Ermenistan
santrali kapatma konusunda hiçbir girişimde bulunmazken, bu santralin
taşıdığı tehlike çeşitli kesimler tarafından ısrarla gündeme
getirilmektedir. Santral yeniden çalışmaya başladığında AB ve IAEA’nin
bu kararına, bölge için tehlikeli olduğu gerekçesiyle itiraz
etmişlerdir.[8]Azerbaycan ise santralin yeniden açılmasının yol açacağı ekolojik, askerî ve siyasî sonuçların araştırılması için IAEA’ye başvurmuştur.[9] Ayrıca, G-7 ülkeleri de konu hakkındaki endişelerini bildirmektedirler. Avrupa Birliği’nin dönemin Ermenistan temsilcisi,
İngiltere’nin Erivan Büyükelçisi Timothy Marschall Jones yaptığı
açıklamada:
“Olası büyük bir depremde Metzamor Nükleer Santrali paramparça olacak ve meydana gelecek nükleer kıyamette, tüm canlılar yok olacak. Ermenistan verdiği sözleri tutmalı ve santrali kapatmalı" demektedir.[10] Ermenistan'da görev yapan İtalya Büyükelçisi Paulo Adrea Trabalza olası bir depremde bölgede kimsenin kurtulamayacağını ifade etmektedir. ABD'nin Erivan Büyükelçisi John Ordway, daha önce
yaptığı açıklamada, Ermenistan'daki santralin güvenlik standartlarını
karşılamadığı ve bir an önce kapatılması yönündeki düşüncelerinin
değişmediğini belirterek, aynı zamanda bu santraldeki güvenliği artırma
sürecine de destek verdiklerini söylemiştir.[11]
Şubat 2004 sonlarında Avrupa Parlamentosu tarafından
yayınlanan Güney Kafkasya Raporu’nda da santralin kapatılmasının
gerekliliği yeniden açık bir şekilde vurgulanmıştır.
Avrupa Birliği, Metzamor'un kapatılması konusunda ısrarını sürdürmektedir. Bugaristan'daki Kozludou[12] santrali ile birlikte Avrupa'nın en tehlikeli iki santralinden biri olarak ilan edilen Metzamor'un güvenlik, konum, finansman, teknoloji ve yaş kriterleri açısından AB standartlarının çok altında olduğu vurgulanmıştır. AB'nin "Genişleyen
Avrupa, Yeni Komşular Girişimi" çerçevesinde Güney
Kafkasya ülkeleri hakkında rapor hazırlamak amacıyla
temaslarda bulunan AB Komiseri Janez Potocnik, Erivan'da yaptığı
açıklamada, santralin mutlaka kapatılması gerektiğini vurgulayarak,
"Bu amaçla AB'nin 100 milyon Euro vermeye hazır olduğunu" kaydetmiştir.[13] IAEA Nükleer Santrallerin Güvenliği Dairesi Başkanı
Fredrik Nauhauz,
“bütün batılı uzmanların ortak fikrine göre ilk nesil nükleer reaktörlerin hepsi bir an önce kapatılmalıdır” demiştir.[14] 1999 yılı AB Genişleme Raporu’nun Nükleer Enerji
Komisyonunda Bütün AB coğrafyasında nükleer güvenliğin en üst seviyeye
çıkarılması AB’nin en önemli önceliklerindendir. Bunun için öncelikle
AB’nin güvenlik standartlarına uymayan eski teknoloji ürünü Sovyet
reaktörleri bir an önce kapatılması gerektiğini ifade etmiştir.[15]
Greenpeace Rusya Başkanı İvan Blokov, Metsamor
santralinde yaşanan küçük kazaların sayısında ciddi artışlar yaşanmaya
başladığını, bunun santralin güvenli olmadığının göstergesi olduğunu
bildirmiştir. Blokov, santralin büyük kaza geçirme riskinin oldukça
yüksek olduğunu belirterek Metsamor’da kullanılan eskimiş WWER–440
teknolojisinin Litvanya’daki İgnalinski santralinde de kullanıldığını
bu sebeple de Litvanya’nın kaza riski yüksek bu santrali zamanından
önce kapatmaya karar verdiğini bildirmiştir.[16]
İlk açıldığı zamanlardaki tüm bu itirazlara rağmen,
Batılı ülkeler Ermenistan’a koşullu yardım paketleri ve güvenli
arttırıcı teknik ve malî destek önermiştir. Çünkü, Ermenistan’ın içinde
bulunduğu enerji krizinden dolayı, santrali kapatma isteklerinin -en
azından hemen- uygulanmayacağını bilmektedirler.
1996 yılında Avrupa Birliği ve Ermenistan arasında imzalanan bir anlaşmaya göre, Ermenistan’a güvenliği arttırıcı önlemler alması için para yardımı yapılmıştır. Ermenistan da aldığı Batı yardımlarına karşılık olarak, santrali 2004 yılında kapatacağını taahhüt etmiştir. Fakat son zamanlarda, Ermeni otoriteleri, Ermenistan alternatif bir yol bulamadığı takdirde santralin kapanmasının mümkün olmayacağını ifade etmiştir. Ayrıca, ABD Enerji Departmanı, Ermenistan’a 18 milyon Dolar, AB 11 milyon Dolar malî destek sağlamıştır. Fransa, nükleer atıkların depolanma tesisleri için 40 milyon Dolar, İngiltere ise ek güvenlik önlemleri için 80 milyon Sterlin ayırmıştır.[17] Tüm bunlar, Ermenistan’ın santrali yakında kapatacağı taahhüdü üzerinden yapılmaktadır En
Eski Teknoloji
Ermenice orijinal ismi Oktembryan[18] olan ve
bulunduğu ilçenin adıyla anılan Metsamor Nükleer Santrali, bugün
dünyada bilinen en eski nükleer santral teknolojisiyle inşa edilmiştir.
Bu santral Türkiye ve dünya basınında son dönemlerde sıkça ve/fakat çok değişik isimlerle anılmaktadır. Doğru kullanışı “Metsamor” olan santral için basında “Metzamor”, “Medzamor” ve “Medsamor” gibi isimlerle de kullanılmaktadır. Metsamor Nükleer Santrali ilk nesil (first-generation)
Rus teknolojisiyle yapılmıştır. İki ayrı blok olarak inşa edilen
santral Metsamor-1 ve Metsamor-2 ünitelerinden oluşmaktadır. WWER
440/V230 tipindeki Metsamor-1 ünitesi 240 MWe gücündedir.
İnşasına 1973 yılında başlanmış ve 28 Aralık 1976 yılında tamamlanarak işletime açılmıştır. WWER 440/V270 tipindeki Metsamor-2 ünitesi ise 400 MWe gücünde yapılmıştır. 1975 yılında inşasına başlanan ikinci ünite 31 Aralık 1979 yılında tamamlanarak elektrik üretimine başlamıştır. Basınçlı su soğutmalı bir sistemle çalıştığı için
“WWER”[19] olarak anılan ve bu özelliği dolayısıyla eski teknoloji
olması sebebiyle bugün dünyada artık kullanımından vazgeçilen bu
teknoloji Metsamor Nükleer Santrali’nde bugün halen kullanılmaya devam
etmektedir.
WWER tipli santraller kazalara karşı oldukça korumasız ve zayıf bir durumdadır. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumuna göre Metsamor dünyanın en tehlikeli santrali durumundadır.[20] Buna rağmen Metsamor santralinde Batı standartlarına uygun güvenlik sistemi kurulmadığı gibi, santralin çekirdeğini kaplaması gereken en az iki metre kalınlığındaki çelik zırh bile halen yapılmamış durumdadır. Metsamor Santrali "WWER-440" tipli reaktörlerin ısı
enerjisi üretim gücü 1375 MVt, elektrik enerjisi üretim gücü 440
MVt’dir. Ancak santralde yılda ortalama 320-340 MVt elektrik enerjisi
üretilmektedir. Santralin tribün tipi ise "K-220-44/3000"dir. 11,8 m
yüksekliğinde olan reaktörün diametresi 4,27 m ve iç diametresi ise
3,56 m’dir.
Yılda 14 ton uranyum tüketen bu reaktörlerin her birinin ağırlığı ise 201 tondur. Ermenistan reaktörü tasarımında dikkate alınan pik yer
ivme değeri 0.1 g olup, 1977 sonrası yapılan iyileştirmelerle
dayanıklılığın 0.2 g’ye kadar çıkartıldığı iddia edilmektedir. Reaktör
sahasına ait tasarımda esas olarak alınması gereken gerçek pik yer ivme
değerinin bunun çok üzerinde olması gerektiği (0.4 g) ülkemizdeki
uzmanların yanı sıra bir çok uluslararası uzmanca da bilindiği için
Ermenistan hükümetinin 1993 yılında resmi olarak 2. üniteyi tekrar açma
kararı alarak IAEA’dan yardım istemesi üzerine sismik güvenlik konusu
en önemli konulardan birisi olarak tekrar gündeme gelmiştir.
IAEA uzman gruplarınca yapılan incelemelerde, santral
tasarımı ve işletilmeye ilişkin yaklaşık 100 problem (IAEA
yayını-TECDOC-640 Ranking of Safety Issues for WWER-440 model 230
Nuclear Power Plants) saptanmıştır.
Bunların 60 tanesi derhal tedbir alınmasını gerektiren önemde güvenlik problemleridir. Bu reaktörlerin orijinal tasarımları şu ana problemlere sahiptir: Bilinen anlamda bir korunak binasına (containment)
sahip olmayıp “confinement” adı verilen bir korunak sistemine sahiptir.
Bu sistemde basınç belli bir değeri aşınca içerideki radyoaktif gazlar
atmosfere salınmaktadır. Bu sistem, ana döngü hattındaki “tam kırık
(giyotin tipi kırık)” gibi. Modern reaktörlerde öngörülen temel
kazaların sonuçlarını engelleyecek şekilde tasarımlanmamışlardır.
Orijinal tasarımda 0.1 g üzerindeki sismik ivme
değerlerinin yol açacağı yükler dikkate alınmamıştır
. Tasarımda yedeklilik, farklılık ve fiziksel ayırım
ilkeleri oldukça zayıftır. Bu sebeple “ortak nedenli arızalar”a
duyarlıdır.
Enstrümentasyon ve kontrol sistemlerinde eksiklikler
ve yetersizlikler bulunmaktadır.
Yangında korunma önlemleri oldukça zayıftır.
Acil Durum Kor Soğutma sistemi gibi ana güvenlik
sistemlerinin tasarımı ciddi ve uygun analizlere dayanmamaktadır.
Güvenlik Analizi Raporları mevcut değildir.
Ciddi ve uygun lisanslama aşamalarından geçmeden
tasarımlanmış, kurulmuş ve işletilmiştir.
Metsamor 1 ve Metsamor 2 isimli iki reaktörden oluşan
santral sırasıyla 1976 ve 1979 yılları içinde işletime verilmiştir.
VVER 440/V270 tipli bu santraller Bulgaristan’daki Kozlodu Nükleer
Santrali tipinde inşaa edilmiştir. Rihter ölçeğine göre en fazla 8
şiddetindeki depremlere göre inşa edilen santralin bulunduğu bölge 9
şiddetinde depremlere açıktır.
Sovyetler Birliği’nde inşa edilen nükleer santrallerde
VVER, PBMK, EGP ve BN olmak üzere dört model reaktör kullanılıyordu.
Yaklaşık 40 yıllık bir deneyim sonucunda VVER reaktörlerinin çok güvensiz olduğu tespit edildi ki, Ermenistan’daki Nükleer santral VVER modeli ile çalışmaktadır. Sovyetler Birliği’nde inşa edilen nükleer santrallerde, en çok kaza VVER reaktörü ile çalışan santrallerde olmuştur.[21] Ermenistan Parlamentosu Enerji Komisyonu üyesi Robert Hazaryan "Bu santral Avrupa standartlarına uymuyor. Çernobil Avrupa'daki nükleer santrallerin daha güvenli olduğunu kanıtladı" görüşünü dile getirmiştir.[22] Hatta Ermenistan Enerji Bakanı, santralin asla Batı standartları seviyesine getirilemeyeceğini itiraf etmiştir.[23] Ukrayna’daki Çernobil Nükleer Santrali RBMK tipinde
inşâ edilmişken, Metsamor Santrali VVER tipinde yapılmıştır. Metsamor
Santrali’nin birinci ünitesi ilk nesil reaktör olan VVER-440/230
modelidir. En eski model olup, güvenlik sistemi en ilkel olan model
budur. Bu durumda, Metsamor Santrali, Çernobil Santrali’nden bile daha
risklidir.
Bu modelde Batılı ülkelerdeki nükleer santrallerde mutlaka bulunan, radyoaktif madde sızıntısını önleyecek çelik kubbe bulunmamaktadır.[24] Ayrıca, santralin modern güvenlik ve teknik donanımı olmaması, reaktörün soğutulması için kullanılan suyun yetersizliği ve soğutma sisteminin eskimiş olan birinci nesil proje ile inşâ edilmesi de bölgenin ekolojik durumu için ciddi tehlikeler oluşturmaktadır.[25] Metsamor Santral’nin ikinci ünitesi, ikinci nesil dizayn olan VVER-440/270 tipinde inşâ edilmiştir. Birinci üniteye göre daha gelişmiş olsa bile nükleer felaketleri önleyebilecek teknik donanımdan ve güvenlik sisteminden yoksundur. Bu tip de Batı standartlarının çok altında kalmaktadır.[26] Nükleer santralin barındırdığı riskler, hem de Metsamor Nükleer Santrali’nin dizaynından kaynaklanan dezavantajlar, santralden kaynaklanan riskin göze alınamayacak kadar büyük olduğunu göstermektedir.[27] Çernobil
Nükleer Santrali Kazası Örneği
Çernobil’de yaşananlar eski teknoloji ürünü
santrallerin nelere yol açabileceğini acı bir şekilde göstermiştir.
Bilindiği gibi Çernobil Nükleer Santralinde 1986 yılında meydana gelen
kaza neticesinde insan ve çevre sağlığına verilen korkunç boyuttaki
zararları Ukrayna Çevre Bakanı Dr. Yuri Şerbak, şu rakamlarla
özetlemiştir.
Bu kaza neticesinde; 38 kişi hemen ölmüştür, 6000 kişi kazayı takip eden aylarda yaşamını yitirmiştir, ilerleyen yıllarda bu rakam 40.000’e varmıştır, Binlerce insan sakat kalmıştır, yüz binlerce insan başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yakalanmıştır. Çernobil kazası sebebiyle başta Ukrayna, Moldova, Beyaz Rusya ve Rusya Federasyonu olmak üzere, Türkiye ve Kuzey Avrupa’da milyonlarca insan ve hayvan etkilenmiş, toprak kirlenmiştir. Felaketin ekonomik maliyeti ise yaklaşık 352 milyar Dolar olarak belirtilmiştir. Türkiye’den yüzlerce km uzaklıkta yer alan bu kazadan
Türkiye önemli ölçüde etkilenmiştir. Şimdi sözkonusu olan nükleer
santral Türkiye sınırından sadece 16 km uzaklıktadır.
Santralde herhangi bir kaza veya sızıntı olması durumunda başta Iğdır ili olmak üzere Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgesi nükleer bulutların etkisi altında kalacaktır. Metzamor Nükleer Santrali sadece Kars, Ağrı, Iğdır, Erivan ve Nahçıvan’ın değil, Gürcistan, Azerbaycan, İran ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu tüm bölge ülkelerinin sorunu olarak ortaya çıkmaktadır. Metsamor’da
Yaşanan Kazalar...
Metsamor Nükleer Santrali kurulduğundan bu yana birçok
kaza yaşanmıştır. Toplam 5 büyük ve 150’den fazla da küçük kazanın
yaşandığı Metsamor’da ilk kaza 1982 yılında meydana gelmiştir.[28]
Birinci bloktaki jeneratörün patlaması ve ardından da bağlantı kablolarının yanmasıyla başlayan kazada çok büyük bir risk atlatılmıştır. Zira bu kazayla berber santralin koruma sistemleri tamamıyla devreden çıkmıştır. Son yıllarda santralde yaşanan küçük çaplı kazalar bu
santalin sık sık kapanmasına sebep olmaktadır. 2003 yılı başlarında
kapatılan santral Nisan 2003 yılında 407 MVt gücündeki Metsamor 2
blokunu yeniden devreye sokmasıyla faaliyetine başlamıştır. Diğer
yandan 2004 yılı yaz ayında yaşanan küçük çaplı bir kaza da santralin
birkaç ay kapalı kalmasına sebep olmuştur.
Bütün dünya Ermenistan’ın Metsamor Nükleer Santralini
kapatmasını beklerken Ermenistan yeni Nükleer Santral inşaasını da
tartışmaktadır. Ermenistan’ın Başbakanlık nezdindeki Enerjinin
Düzenlenmesi Komisyonu şimdi ülkede yeni bir Nükleer Santralin inşasını
müzakere etmektedir.[29]
Komisyon Başkan Yardımcısı Nikolay Grigoryan’ın açıklamalarına göre yeni bir santralin inşası Rus teknolojisi kullanıldığı takdirde 600-700 milyon Dolar ve Batı teknolojisi kullanılması durumunda ise 1 milyar Dolar ile 1,2 milyar Dolar arasında değişen bir rakama malolabileceğini ifade etmiştir. Bugün Erivan yönetimi, alternatif enerji kaynakları maliyetinin bir milyar Doları bulacağını hesaplamakta, bu nedenle santrali kapatmaya yanaşmamaktadır. Ermenistan Başbakanı Andranik Margaryan ise santralin
kapatılması için en az 1,5 milyar Dolara ihtiyaçları olduğunu
belirtmiştir.[30] Ermenistan Parlamentosu Enerji Komisyonu Başkanı
Vardan Movisisyan da 100 Milyon Euro’yu az bulmuştur. Ancak, Movisisyan
diğer Ermeni yetkililerine göre daha temkinli davranmış ve alternatif
enerji kaynakları bulabilmeleri için en az 300 Milyon Euro’ya
ihtiyaçları olduğunu açıklamıştır.
Ermenistan Enerji Bakanı Gagik Martirosya’ya istinaden
verilen haberlerde yeni santral Metsamor’un yanında yani Türkiye
sınırında ve deprem bölgesinde inşa edilmesi planlanmaktadır. Metsamor Nükleer Santrali dünyada
belirli bir süre kapatıldıktan sonra yeniden kullanıma açılan ilk
santral durumundadır. Bu sebeplede böyle bir durumda
santrallerin ne kadar dayanıklı olabilecekleri bilinmemektedir.[31]
Ermeni yazar Tigranyan o dönemde (SSCB) Kafkasya’daki
zengin petrol ve gaz kaynaklarına rağmen Ermenistan’da neden petrol
ve/veya doğal gaz boru hatları yapılmayıp yerine bölge için son derece
tehlike arzeden nükleer santral yapılmasının sebebinin bugüne kadar
anlaşılmadığını belirtmektedir.[32]
Diğer
yandan teknolojideki olağanüstü ilerlemelere rağmen dünyada nükleer
santral kazalarında da ciddi bir artış yaşanmaktadır. Aşağıda verilen
rakamlar bunu açıkça ortaya koymaktadır.1952-1961 yılları arasında toplam 5 kaza
1962-1971 yılları arasında toplam 5 kaza
1972-1981 yılları arasında toplam 13 kaza
1982-1991 yılları arasında toplam 32 kaza[33]
Metsamor
Rusya’ya Devrediliyor
Ermenistan’ın enerji ihtiyacının yüzde 40’ını
karşılayan santralin kapanmasından sonra, Ermenistan’ın komşu ülkelere
karşı izlediği çatışmacı tavır ve bunun sonucunda uygulanan ambargolar
neticesinde, ülkede büyük bir kriz baş göstermiştir.
1990’lı yıllarda yaşanan enerji krizi, doğal kaynaklar bakımından fakir olan Ermenistan’da sosyal ve ekonomik alanlarda şiddetli dönüşümlere neden olmuştur. Bu dönemin etkileri, uygulanmakta olan enerji politikalarında kendini göstermektedir. Bu enerji krizinden çıkmak için Metsamor Santrali’ni açmaya karar veren Ermenistan hükümeti, Mart 1994’de Rusya ile, santralin çalıştırılması için gerekli olan teknik destek, malî destek ve yakıt alımı ile ilgili hükümler içeren bir anlaşma imzalamıştır. 1995’te yeniden çalıştırılmaya başlanan Metsamor Nükleer Santrali, o tarihten bu yana, bölge ülkelerinin, ABD’nin, AB, Avrupa Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gibi kurumların tepkisini çekmiştir. Fakat Ermenistan’ın Rusya’dan satın alınan yakıtın bedelini ödemekte zorluk çekmesi, santralin kısa süreler için kapanmasına neden olmaktadır.[39] Rusya Bilim ve Teknoloji Bakanı İlya Klebanov
Metsamor’un Rusya’ya devrinin mülk sahipliğini içermediğini ve mülkiyet
hakkının bu anlaşmadan sonra da Ermenistan’da kalacağını ancak buna
karşın Metsamor’un finansal sorumluluğunun Rusya’ya geçeceğini
açıklamıştır. Uzmanlar ise santralin Rusya’ya devrinin Ermenistan’ın
AB’ye karşı yerine getirmesi gereken sorumluluğa zıt olduğunu
belirtmektedirler.[40]
Rusya Federasyonu hükümeti ile Ermenistan hükümeti
arasında 26 Haziran 2000 yılında imzalanan “nükleer enerji” konusunda
bir işbirliği protokolüne istinaden iki ülke arasındaki borç krizini
aşmak için, 15 Eylül 2001 tarihinde Koçaryan ve Putin arasında bir
anlaşma imzalanmıştır.[41]
Ermenistan’ın Rusya’dan aldığı Uranyumun parasını ödeyemediği için yaklaşık 40 milyon Dolar civarındaki borcuna karşılık Şubat 2003 yılında Metsamor hisselerinin malî yönetimini Rus UES (Russian Unified Electric Systems) (YeES ROSSİİ) şirketine devredilmiştir.[42] Fakat Metsamor Nükleer Santrali’ni işletmek için
gerekli olan yakıtı da Rusya’dan borçlanarak alan Ermenistan, Ağustos
2003’te yakıt borçlarına karşılık Hrazdan santralinin UES’ye geçmesini
sağlayan anlaşmayı imzalamıştır.[43] Taraflar arasında yapılan uzun
görüşmelerden sonra Rusya ve Ermenistan 650 kişiden oluşan bir uzman
teknik grubun ve zenginleştirilmiş Uranyumun Ermenistan’a verilmesi
konusunda anlaşmaya varmışlardır.[44]
Ermeni muhalefeti çok büyük stratejik önemdeki altyapı işletmelerinin Rusya’ya devrine karşı çıksa da ülkenin içinde bulunduğu durum sebebiyle bu devire engel olamamıştır.[45] Bugün Metsamor Nükleer Santrali Ermenistan’ın elektrik
enerjisi ihtiyacının yüzde 40’ını sağlamakla kalmamakta hem de
Ermenistan’ın İran ve Gürcistan’a elektrik enerjisi ihracına da kaynak
teşkil etmektedir.[46]
Uçan
Atom Bomba
Ermenistan’ın Azerbaycan ile savaş halinde olması ve
diğer komşusu Gürcistan’da ise yaşanan Gürcü-Abhaz sorunundan dolayı da
Gürcistan üzerinden Rusya’yı Ermenistan’a bağlayan kara ve
demiryollarının kapalı olması sebebiyle Metsamor Nükleer Santrali’nde
kullanılan nükleer yakıtlar Rusya'dan hava yoluyla Ermenistan’a
getirilmektedir. Dünyada benzeri görülmeyen bu tehlikeli uygulama ile
Uranyum taşıyan uçaklar Erivan’daki sivil havaalanlarına inmektedirler.
Nükleer yakıtın uçakla taşınmasının yanlış bir yöntem
olduğu uyarısında bulunan AB'nin Ermenistan temsilcisi Alexis Louber,
nükleer yakıtın havayoluyla taşınmasını
“Potansiyel bir nükleer bombayla uçmak gibi” diye tanımlamıştır. “Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey yok; sevkıyat deniz ya da demir yolu ile yapılır” demiştir. Louber, “Prensip olarak, nükleer reaktörlerin sismik açıdan aktif bölgelerde kurulmaması gerekiyor. Bu reaktör, tüm bölge için tehlike yaratmaktadır."[47] Ancak, Ermenistan yetkilileri bu görüşe katılmamakta ve santralin çalışmasında bir tehlike görmemektedirler. Diğer yandan yakıtın taşınması sorumluluğunun tamamıyla Rusya’da olduğunu belirtmektedirler. AB'nin Ermenistan temsilcisi Alexis Louber'in,
santralin açık tutulmasının "potansiyel bir nükleer bombayla uçuş
yapmaktan farkı olmadığı" yolundaki sözleri Ermenistan’da büyük tepki
toplamıştır.[48]
Nükleer
Santrallerin Stratejik Önemi
Nükleer endüstrinin sözcüleri tarafından her fırsatta
nükleer silahlarla nükleer santrallerin hiçbir bağlantısı olmadığı
vurgulanır.
Ama nükleer enerjiyle ilgili ilk denemelerin yapıldığı dönemlere bakarsak, bu iddianın çürüdüğü görülmektedir. Nükleer enerji santralleri, nükleer silah çalışmalarının bir sonucudur. 1942 yılında, Roosevelt’in himayesinde, bir grup bilim adamı, asker, sanayici ve siyasetçi ortak bir projeye imza atmışlardır: Manhattan Projesi. Bu proje, 1945 yılında Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasıyla sonuçlanmıştır. Bu iki olayın trajik sonuçlarının uyandırdığı suçluluk duygusu, birçok bilim adamını nükleer enerjinin daha “barışçıl amaçlar”la kullanılmasının yollarını aramaya itmiştir. 1946 yılında yayınlanan “Atomik Gelecek” başlıklı belge, “atomik barış” kavramının telaffuz edildiği ilk resmî belgedir. Bu kavram, nükleer enerjinin askerî kullanımının bilinçlerde yarattığı etkiyi silmeyi amaçlamaktaydı. Ayrıca ABD tarafından geliştirilen Manhattan Projesi’nin geliştirdiği bu enerji türü, ABD savunma politikasının temel öğelerinden biri olmaya başlamıştı. Birçok bilim adamının siyasetçilere nükleer tehlikeler hakkındaki gerçekleri halka anlatmaları yönündeki telkinlere kulak asılmamış, ABD, “barış dönemi nükleer endüstri”nin oluşturulması için çabalamaya devam etmiştir.[49] Ayrıca,
nükleer santralleri oluşturan parçaları üreten şirketler aynı zamanda
nükleer silah üreten şirketlerdir. Bugün dünyada nükleer
enerji üretimi için araştırma yapan özel bir kuruluş yoktur. Bütün
ülkelerde bu araştırmalar nükleer silah üretimi ile ilgilenen şirketler
tarafından yürütülmektedir.
En büyük iki nükleer santral şirketleri olan General Electric ve Westinghouse Amerikan savunma sanayisine silah sağlayan şirketler arasında ön sıralarda gelmektedirler. Nükleer santral ve nükleer silahlar arasındaki
bağlantıyı sağlayan asıl etken ise Plütonyum maddesidir. Nükleer santrallerdeki işlemin
sonucu olarak üretilen Plütonyum, nükleer silah yapımında kullanılır.
1000 Megavatlık enerji üreten bir nükleer santral, her yıl ortalama 250
kg plütonyum üretir.
Bu miktar, 20’nin üzerinde nükleer silahın üretilmesi için yeterlidir. Nükleer santrallerden üretilen plütonyum fazlası ve zenginleştirilmiş uranyum, dünyada nükleer silahların üretilmesi ve yayılmasıyla doğrudan ilgilidir. Nükleer enerjinin “barışçı kullanımı”na sahip her ülke, “askerî kullanım” olanaklarını üretebilecek kapasiteye de sahiptir. Ermenistan
hükümeti Metsamor Nükleer Santrali’ni sadece elektrik üretimi için
kullanmamakta, aynı zamanda nükleer silah teknolojileri konusunda da
ciddi çalışmalarda bulunmaktadır. 1995’de dönemin
Başbakanı olan Grant Bagratyan’ın santralin açılışında yaptığı
açıklamada
‘Nükleer güç Ermenistan’ı bölgedeki diğer ülkelerden daha üstün kılıyor’ şeklinde konuşması, Ermenistan’ın sadece nükleer enerji ile ilgilenmediğini göstermektedir.[50] Askeri
Açıdan Metsamor
Bugün
İran’ın nükleer santral yapımına karşı çıkılmasının en büyük
sebeplerinden birisi İran’ın ilerde santrallerde kullanılan
zenginleştirilmiş uranyumdan nükleer silahlar elde etme olasılığı
olduğu ileri sürülmektedir. Bu sebeple ABD ve İsrail, İran’ın nükleer silah elde etme olanağını her ne pahasına olursa olsun durduracaklarını açıkça ifade etmektedirler. Oysa gözden kaçan husus Ermenistan’ın da yıllardır kullandığı Metsamor santralinden bu türden nükleer silahlar elde etme imkanına sahip olmasıdır. Diğer yandan her türlü teröristlerin bir baskınla veya diğer yollarla da olsa Ermenistan’dan her zaman zenginleştirilmiş uranyum elde etmek ihtimali yüksektir. Bu sebeple Ermenistan’ın sahip olduğu santral bir kaza
yaşanması olasılığının yanı sıra elde edilecek nükleer silahlarla başta
Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere bölge dışı ülkelerin de güvenliği de
tehlike altındadır. Zira,
ABD’ye karşı yapılacak bir terör saldırısı için en kolay elde edilecek
zenginleştirilmiş uranyum kaynağı Ermenistan’dır ve bu ülke Metsamor
Nükleer Santrali ile bölge ve dünya güvenliği için tehlike
oluşturmaktadır.
Centran Haber Ajansı çevre açısından son derece
tehlikesi olmasının yanı sıra aynı zamanda nükleer silah ve uranyum
gibi maddelerin yayılmasından ve teröristlerin eline geçmesinden
çekindiği için ABD’nin güvenlik politikaları açısından tehlike arz eden
Metsamor Santrali’nin kapatılması için 2002 yılında Ermenistan ile
anlaşmasına rağmen Erivan’ın daha sonra bu santrali kapatmaya
yanaşmadığını ileri sürmüştür.[51]
Aynı zamanda ABD için potansiyel nükleer tehlike
olarak algılanan İran ile de komşu olan Ermenistan, ABD için nükleer
tehdit olabilecek ülkeler içerisindedir. ABD Dışişleri Bakanlığı
tarafından yapılan açıklamada Ermenistan’ın Metsamor Nükleer Santrali
muhtemel terör saldırılarına açık olması ve yanı başındaki İran
dolayısıyla ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.[52]
Santralin
Türkiye’ye Etkileri
Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan nükleer bombadan
etkilenen insanlar üzerinde yapılan araştırmalara göre, radyasyona
maruz kalanların gizli hastalık evreleri geçirdikleri ve bunun
sonuçlarının yaklaşık 5-30 yıl sonra ortaya çıktığı tespit edilmiştir.
Nitekim, Çernobil faciasının Doğu Karadeniz halkı üzerindeki etkileri ancak 18 yıl sonra görülmeye başlamıştır. Şimdi Iğdır ve civar bölgelerde yaşayan halkın yıllarca Metsamor Nükleer Santrali’nden yaşanan sızıntılar sebebiyle nasıl bir etkiye maruz kaldığını kimse bilmemektedir. Şu ana kadar kesin araştırmalar yapılmamış olmakla
beraber bölgede yapmış olduğumuz incelemelerde sınır bölgelerinde bitki
örtüsünde meydana gelen kurumaların, hayvanlarda artan sakat
doğumların, insanlarda kanser, sakat doğum ve ölü doğum ile çocuk
ölümlerinde meydana gelen artışların Metsamor Nükleer Santrali
sebebiyle ortaya çıktığı apaçık ortadadır.
Zira, yukarıda da bahsedildiği gibi Metsamor Nükleer Santrali insanlar üzerinde etki gösterecek 5 yıl sınırını aşmış bulunmaktadır. Yukarıda bahsi geçen hastalıkların bundan sonra santrale en yakın yerleşim birimi olan Iğdır'da sıkça rastlanılacağı, bu hastalıkların artış oranlarının giderek artan tempoda olacağı beklenen bir gelişmedir. Metsamor Nükleer Santrali'nin Türkiye’ye zararı sadece
sızıntılar yoluyla olmamaktadır. 2005 yılı içerisinde teknik ömrünü
tamamlayacak olan santralde her an bir kaza yaşanabilir, deprem veya
diğer sebeplerle sızıntılar olabilir. Böyle bir hadisenin yaşanması
durumunda Türkiye'nin doğu ve güney doğu bölgesi ciddi şekilde zarar
görebilir.
Sürekli depremlerin olduğu bölgede santralin orta
şiddetteki bir depreme dayanamayacağı uzmanlar tarafından ifade
edilmektedir. Santralin tehlikeli olmasını dikkate alarak Avrupa
Konseyi de Ermenistan'ı santrali kapatması için defalarca uyarmıştır. Bir deprem veya başka bir sebeple
kaza geçirmesi durumunda santral Ermenistan, Nahçivan, İran, Azerbaycan
ve Gürcistan'a ve Türkiye'nin Doğu Anadolu bölgesine büyük zarar
verecektir. Türkiye sınırındaki bu santralden sadece 16
km uzaklıkta olan Iğdır şehri ise bir kaza anında ortadan silinme
tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu tehlike aynı şekilde göçlerle
nüfusunun yaklaşık yarısını kaybeden Ermenistan halkının da sonu
olabilir.
Avrupa'nın en tehlikeli nükleer santrali Metzamor,
Türkiye sınırından sadece birkaç kilometre uzakta, çalışmaya devam
etmektedir. Fay hattı üzerine kurulu santral, tüm bölge insanlarına "Çernobil korkuları"
yaşatmaktadır. Bugün, Iğdır’ın hemen karşısındaki bu Sovyet yapımı
demode santral, Ermenistan’a elektrik sağlamaktadır. Santralin
Ermenistan’ın iddia ettiği gibi güvenli olup olmadığı ise ancak yeni
bir depremden sonra anlaşılacaktır.
Metsamor
Nükleer Santrali’nin Ekolojik Tehditleri
Reaktörün tehditlerine açıkça mâruz kalan iki ülke
vardır: Azerbaycan ve Türkiye.
Reaktörün soğutulmasında kullanılan atık su, Aras Nehri’ne dökülmekte ve nehir Azerbaycan sınırlarını aşarak Kür Nehri ile birleşerek Hazar Denizi’ne dökülmektedir.[53] Bu durum, Avrupa Konseyi’nde Azerbaycan delegeleri tarafından sık sık dile getirilmektedir. Ayrıca, Azerbaycan, Ermenistan tarafından işgal edilmiş topraklara nükleer atıkların döküldüğünü savunmakta, bölgede yapılan ölçümlerde radyoaktivite oranının arttığını da eklemektedir.[54] Türkiye’de ise kesin ölçümler yapılmamakla birlikte,
Iğdır yöresinde rastlanan bazı durumların santralden kaynaklandığına
inanılmaktadır. Sınır bölgelerinde bitki örtüsünde meydana gelen
kurumaların, hayvanlarda artan sakat doğumların, insanlarda kanser,
sakat doğum ve ölü doğum ile çocuk ölümlerinde meydana gelen artışların
Metsamor Nükleer Santrali sebebiyle ortaya çıktığı anlaşılmaktadır.[55]
Radyasyona maruz kalanların gizli hastalık evreleri geçirdikleri ve bunun sonuçlarının yaklaşık 5-30 yıl sonra ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Nitekim, Çernobil faciasının Doğu Karadeniz halkı üzerindeki etkileri ancak 18 yıl sonra görülmeye başlamıştır. 1995’te yeniden açıldıktan itibaren 9 yıldır faaliyet gösteren Metsamor Santrali’nin etkileri ortaya çıkmaktadır. Iğdır’daki son durum ciddi bir değerlendirmeden yoksundur. Yetkililer bu durumu araştırmalı, sonuçları dünya kamuoyuna duyurmalı ve aradaki korelasyonun ispatlanması durumunda uluslararası hukuk mekanizmasını harekete geçirmelidir. Nükleer santrallerde elektrik üretimi zamanı çevreye
yayılan zehirli atıklar belirli sınırı aşmasa da, çevrede yaşayan
insanlar üzerinde 5-30 yıl sonra bazı yan etkiler bırakmaktadır.
Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan nükleer bombadan etkilenen insanlar
üzerinde yapılan araştırmalara göre, radyasyona maruz kalanların gizli
hastalık evreleri geçirdikleri ve bunun sonuçlarının yaklaşık 5-30 yıl
sonra ortaya çıktığı tespit edilmiştir. Nitekim, Çernobil faciasının
Doğu Karadeniz halkı üzerindeki etkileri 18 yıl sonra görülmeye
başlamıştır.[56]
Tablo 1.
Hiroşima ve Nagasaki’de bir defa radyasyona maruz
kalmış kişilerin gizli hastalık dönemleri
Kaynak: Aleksey Yablokov, Mif O Bezopasnosti Malıh Doz
Radiaçii, Moskova, 2000, s. 16.
Bir nükleer santralin normal çalışması esnasında
çevreye yaydığı veya kaza sonucu ortaya çıkan radyasyon, canlılara
besin ya da soluma yoluyla geçer.
Bu radyasyonlar, canlı hücreleri meydana getiren atomları ve molekülleri iyonize ederek yapılarını bozar. Ayrıca, hücre bölünmelerini kontrol eden DNA’ların kimyasal yapısını bozarak, hücrelerin normal olarak ikiye bölüneceğini yerde, çılgınca milyonlarca birbirinin eşi bozulmuş, programsızlaşmış hücreye bölünerek üremesine ve giderek kansere neden olurlar. Kansere yol açmasının yanı sıra radyasyon, bir canlının kalıtımsal yapısında ani değişikler olan genetik mutasyonlara da neden olur. Yapılan son araştırmalara göre, düşük dozda radyasyonun da, tahminlerin aksine, insan vücuduna zararlı olduğu tespit edilmiştir. Nükleer santrallerin civarında yaşayanlarda görülen
kanser vakalarındaki yüzde 400’lük artış, genetik mutasyonlar sonucu
normal olmayan doğumlar, yaygın lösemi hastalıkları bunun bir bilimsel
kanıtı olarak gösterilmiştir.[57]
Birçok bilim adamına göre nükleer santrallerden
radyasyon sızması kaçınılmazdır. Boğaziçi Üniversitesi Nükleer
Mühendislik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Vural Altın’a göre;
“Reaktörleri soğutan suya radyasyon karışması mümkündür. Soğutma suyu reaktör içinde dönüp durdukça radyasyon biriktirir. Bunun, dışarı sızmaması gerekir. Halbuki her sanayi tesiste kaza olasılığı vardır. Nükleer reaktörlerin de ufak tefek kaza sonucu radyasyon sızdırması, çevre sağlık sorunlarına neden olması kaçınılmazdır. Nitekim bunun bir çok örneği mevcuttur. En gelişmiş ülkelerdekiler de dahil olmak üzere yüzlerce santralde bugüne kadar sızıntı olmuştur. “Radyoaktif atıklar sorunu bizlere, gelecek kuşaklara karşı sorumluluk yükleyen ciddi bir sorun. Oysa bu konu adeta hiç tartışılmıyor”[58] Ortalama gücü 1000 Mw olan bir nükleer santral,
yaklaşık 27 ton yüksek düzeyli, 250 ton orta düzeyli, 450 ton düşük
düzeyli atık üretir. Bu atıklar ve tükenmiş yakıt çubukları, 10-20 yıl
reaktörün içindeki ya da yanındaki havuzlarda bekletilir. Radyasyon
seviyesinin düşmesi beklenir. Ermenistan örneğine bakıldığında
tehlikenin çok yüksek boyutlarda olduğu ortaya çıkmaktadır. Çok küçük
coğrafî bir alana sahip olan Ermenistan’da nükleer atıkların insan
yerleşimlerinin çok uzağına depolanması imkânı olmadığı için insanlar
hem nükleer santralin kendisinden ve hem de atıklarından kaynaklanan
tehlikelerle karşı karşıyadır.
Değerlendirme
Diasporanın etkisiyle, gerçek ihtiyaçlarını gözetecek
bir dış politika izleyemeyen Ermenistan’ın bölgede izole olması,
Rusya’ya her anlamda bağımlılığını arttırmış, yaşadığı ekonomik
sorunları derinleştirmiş ve ciddi bir enerji krizinin ertesinde
Metsamor Nükleer Santrali’ni yeniden açma kararını almasına yol
açmıştır.
Görünen o ki; Metsamor Santrali’nin kapanması Ermenistan’ın alternatif enerji kaynakları bulmasına, bu da dış politika vizyonunda bir değişikliğe bağlıdır. Fakat, Ermenistan’ın dış politikasına etki eden unsurların iradelerini ve kısırdöngü olan bağımlılık zincirini kırmak, bölgede bütün taşların yerinden oynaması anlamına gelmektedir. Metsamor Nükleer Santrali’nin önümüzdeki yıllarda kapanması ihtimalinin düşüklüğü buradan kaynaklanmaktadır. Fakat bu durum devlet kurumlarının ve sivil toplum örgütlerinin pasifliğine bahane değildir. NOT1:
Başta Anadolu Ajansı olmak üzere bir çok medya kuruluşu ve araştırmacı
yayınlarında ve çalışmalarında bizim bu makalemizden alıntı yapmakta ve
fakat kaynak göstermemektediklerini üzülerek görmekteyiz…
[1] Bu makalenin konusunu teşkil eden Metsamor Nükleer Santrali’nin makalede geniş bir şekilde ayrıntısı verilecek olan sebeplerle kapatılması istenirken tamamıyla teknik sebeplere dayanılmaktadır. Santralin kapatılması hattı-zatında başka bir tartışmanın konusu olmakla beraber nükleer karşıtlığı veya Ermenista’a karşı bir argümanın kullanılması ile ilgili değildir. Ermenistan’ın başkenti Erivan’ın 40 km güney batısında yer alan ve kendi anavatanlarında bugün kötü yaşam koşulları sebebiyle nüfusu 2 milyona düşmüş olan Ermenistan halkı için de son derece tehlike arzeden bu santralin kapatılması tamamen çevreci bir zihniyet ve bölgenin çevre güvenliği kaygısından kaynaklanmaktadır. [2] Susanna Petrosyan, “Yadernaya Versiya”, http://golos.arminco.com/2000/ January_2002/24/st03.html [3] Sinan Ogan, “Metsamor Santrali Türkiye için Tehlike Arzediyor”, http://www.turksam.org, (7 Ağustos 2004). [4] Armenia Lişilas Deneg EC iz za Atomnoi Stansii, (18 Haziran 2004), http://www.wanomc.ru/wanomc/smpage.fwx?page=32&NEWS=1022 [5] “Evrosayuz Obbsuzdaet Proekt Stoitelstvo Gozoprovod İran_Armenia v Kontekste Zakritiya Armyanskoi AES”, http://www.regnum.ru [6] Gevorg Stamboltsian, “Energy Minister Says New Nuclear Plant ‘An Option’ For Armenia”, http://www.hyetert.com/haber3.asp?AltYazi=AnaSayfa&Id=9045&DilId=2, (10 Haziran 2004). [7] http://aes.net.ru/news/?60, 21 Eylül 2000. [8] Hatem Cabbarlı, “Bağımsızlık Sonrası Ermenistan’ın Enerji Politikası”, Avrasya Dosyası Enerji Özel, Cilt. 9, No. 1, (Bahar 2003), Ankara, s. 242 [9] John M. Gleason, “The Decision to Reactivate a First-Generation Soviet Nuclear Power Plant: Conceptual and Decision-Analytic Frameworks”, http://www.piercelaw.edu/risk/vol8/winter/Gleason.htm [10] Timothy Marschall Jones, Space Daily, (6 Mart 2002). [11] ABD´den Ermenistan´a Metsamor Yardımı, Hürriyet, (27 Mayıs 2004). [12] Kozludou santrali AB’nin baskıları neticesinde Bulgaristan yönetimince kapatılma kararı alınmıştır. [13] “AB, Ermenistan’daki Metsamor Santralinin Kapatılmasında Israrlı”, AA, (BYEGM Tercümesi), (9 Temmuz 2004). [14] A.B. Yablokov, “Mif o Bezopasnosti Atomnıh Energetiçeskih Ustanavok”, Çentr Ekologiçeskoy Politiki Rossii, Moskova, 2000. [15] A.B. Yablokov, “Mif ...” [16] “Primerna v 14.30 na armyanskoi Atomnoi Elektrostansii Voznikla Kritiçeskaya Stiuatsiya”, http://www.abkhazeti.ru/news_detail.php?id=291, (30 Haziran 2002). [17] Daha fazla bilgi için bkz: Energy overview of the Republic of Armenia, http://www.fe.doe.gov/international/Russia_and_Central_Asia/armnover.html [18] www.metsamor.am [19] WWER: Pressurized Water Reactor [20]http://www.mcds.ru/default.asp?Mode=Review&ID_L0=1&ID_ L1=17&ID_L2=90&ID_L3=413&ID=&ID_Review=33800 [21] Vladimir Kuzneçov, “Naskolko Bezopasnı AES Rossii” http://npi.iip.net/nucrep/n36-37/2.htm [22] http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~1@w~3@tarih~2002-04-26-m @nvid~120229,00.asp [23] John M. Gleason, “The Decision to Reactivate a First-Generation Soviet Nuclear Power Plant: Conceptual and Decision-Analytic Frameworks” , http://www.piercelaw.edu/risk/vol8/winter/Gleason.htm [24] Daha fazla bilgi için bkz: http://www.nei.org/index.asp?catnum=3&catid=631 [25] Cabbarlı, “Bağımsızlık ...”, s. 241 [26] Daha fazla bilgi için bkz: http://www.nei.org/index.asp?catnum=3&catid=631 [27] John M. Gleason, “The Decision to Reactivate a First-Generation Soviet Nuclear Power Plant: Conceptual and Decision-Analytic Frameworks”, http://www.piercelaw.edu/risk/vol8/winter/Gleason.htm [28] Nazmi Gül, ‘Şeytanla Dans: Ermenistan ve Nükleer Enerji’, Stratejik Analiz, Sayı 17, (Eylül 2001), s. 35. [29] “Azerbaycan Radisasiyanın Goynunda Galabiler”, http://bizimasr.media-az.com/arxiv_2001/new_iyul/296/sosium.html [30] http://www.gov.am/ruversion/premier_2/primer_home.htm?mat=369, (3 Eylül 2002). [31]Armyanskaya Atomnaya Elektrostansiya Sposobna Prorabotat Eşo Ne Menee 12 Let, http://www.mirtv.ru/news/2/4126_1.htm, (19 Temmuz 2004). [32]Tigran Ovanisyan, “Armiyanskaya Atomnaya Elektrostansiya za i Protiv”, http://www.cenn.org/magazine_1/The_Armenian_rus.html [33] A.B. Yablokov, “Mif o Bezopasnosti Atomnıh Energetiçeskih Ustanavok”, Çentr Ekologiçeskoy Politiki Rossii, Moskova, 2000. [34]http://www.energo-cis.org/modules.php?op=modload&name=EZCMS&file=index& menu=1301&page_id=17&POSTNUKESID=ff9d10f431beadc465c97278e050ddff [35] Sinan Ogan, “Metsamor Nükleer Santrali Iğdır'ın Sonu Olabilir”, www.igdirli.com, (Temmuz 2004). [36]John M. Gleason, ‘The Decision to Reactivate a First-Generation Soviet Nuclear Power Plant: Conceptual and Decision-Analytic Frameworks’, http://www.fplc.edu/RISK/vol8/winter/Gleason.htm [37] Armeniya Energetiçeskaya Nezavisimost Ne Doljna Bıt Uteryana, 2002, http://stra.teg.ru/lenta/energy/749/ (31 Ekim 2002). [38]Karine Danielyan, “Armyanskaya Atomnaya Stansiya, Novaya Zabota Evropa”, http://www.armenia.ru/azg/20040527/2004052704.shtml [39] Yeprem Mehranian,“Armenia and Russia Sign Agreement For Restart of the Medzamor Nuclear Power Plant”, Armenian Reporter, http://static.highbeam.com/a/armenianreporterthe/april301994/ armeniaandrussiasignagreementforrestartofthemedzam/, (30 Nisan 1994). [40] Minatom Beret Pod Kontrol AES Metsamor, www.antiatom.ru, (12 Mart 2003). [41] Ara Tadevosian, Armenia Leans East?, (6 Kasım 2001), http://www.iwpr.net/index.pl?archive/cau/cau [42] http://www.nti.org/db/nisprofs/armenia/peaceful.htm [43] Daha geniş bilgi için bkz : “Buy, Russia, Buy”, http://www.rosbaltnews.com/2003/10/13/64145.html [44] Daha geniş bilgi için bkz : “Russia Plugs into Armenian Power Business”, http://www.rosbaltnews.com/2003/05/28/62720.html [45] Daha geniş bilgi için bkz: “Armenian Intellectals Have Mixed Reactions to the The Russian-Armenian Equity-for-debt Deal”, http://www.armenianreporteronline.com/old/27072002/ar-equity.htm [46] http://www.souzarmyan.ru/ar/406_1.shtml [47] Armenia Lişilas Deneg EC iz za Atomnoi Stansii, (18 Haziran 2004), http://www.wanomc.ru/wanomc/smpage.fwx?page=32&NEWS=1022 [48] Jeremy Page, “Experts fear Armenian Chernobyl”, The Times, (16 Kasım 2004). [49] Daha fazla bilgi için bkz: “The Deadly Connection: Nuclear Power and Nuclear Weapons”, http://users.accesscomm.ca/kmactaggart/rgnns2.htm [50] Hatem Cabbarlı, “Bağımsızlık Sonrası Ermenistan’ın Enerji Politikası”, Avrasya Dosyası Enerji Özel, Cilt. 9, no. 1, (Bahar 2003), Ankara, s. 256 [51] SŞA Zakroyut Armyanskogo AES, ARKA, (11 Ekim 2003). [52] Gayine Movsesyan, “Bolşaya İgra”, http://www.eurasia.ru/magarticle.php?id=297, (Aralık 2003). [53] Cabbarlı, “Bağımsızlık ...”, s. 245 [54] John M. Gleason, “The Decision to Reactivate a First-Generation Soviet Nuclear Power Plant: Conceptual and Decision-Analytic Frameworks” , http://www.piercelaw.edu/risk/vol8/winter/Gleason.htm [55] Sinan Ogan, Metsamor Santrali Türkiye için Tehlike Arzediyor, ( 7 Ağustos 2004), http://www.turksam.org [56] Hatem Cabbarlı, “Avrupa Birliği Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santralin Kapatılmasını Talep Ediyor”, 2 Haziran 2004. [57] Hayrettin Kılıç, EMO Dergisi, Sayı 401, 1977. [58]Vural Altın, “Nükleer, nasıl bir seçenek?”, Milliyet Gazetesi, (13 Nisan 1998).
|
||||||||||||||
Ermenistan
santrali kapatma konusunda hiçbir girişimde bulunmazken, bu santralin
taşıdığı tehlike çeşitli kesimler tarafından ısrarla gündeme
getirilmektedir. Santral yeniden çalışmaya başladığında AB ve IAEA’nin
bu kararına, bölge için tehlikeli olduğu gerekçesiyle itiraz
etmişlerdir.[8]
Diğer
yandan teknolojideki olağanüstü ilerlemelere rağmen dünyada nükleer
santral kazalarında da ciddi bir artış yaşanmaktadır. Aşağıda verilen
rakamlar bunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bugün
İran’ın nükleer santral yapımına karşı çıkılmasının en büyük
sebeplerinden birisi İran’ın ilerde santrallerde kullanılan
zenginleştirilmiş uranyumdan nükleer silahlar elde etme olasılığı
olduğu ileri sürülmektedir.