|
|
Ergenekonu anlamak için
sonuçlarından biri daha açığa
çıktı.
Zaten baştan bu yana sürecin fethullahçı istihbarat, Amerikan
misyonerliği çerçevesinde kendini belli eden operasyon ayrıntıları bu
noktayı
aydınlatmaya yetiyordu. ‘İleri
Demokrasi’
konseptine
uygun olarak; satın alınabilirliği, susturulabilirliği yüksek
olanlar bir bir açığa çıkıyor.
Uyumlulaştırma, ehlileştirme boyutunda ikinci
iddianamede ‘Anadol’
isimli gizli tanıklığıyla Ümit Sayın’ı
öğrendiğimizde de şaşırmamıştık ya!
Psikolojik
bozukluğu, depresif kişilik özelliği maskeleriyle gündemi
bulanıklaştırma
marifeti göstermişti. ‘İleri Demokrasi’nin
oturduğu rayda direnç göstermenin ne gereği vardı ki, uzlaş, aklan, çık
ve yeni
görevlere hazır ol!
Elbette ki uzlaşmanın anlaşılır tarafı, ‘çıkmanın’
anlamı bellidir de ‘aklandığını’
düşünme yanılsaması,
depresif maskenin olağan bir sonucudur. Depresif halin onu götürdüğü
yer
yanılsamanın sarhoşluğudur. Kurguladığı yapay gerçeklik olgusunda,
kendini
inandırdığı kuşku götürmeyecek, aklanma üzerinde yaşadığı yanılsamadır.
Vicdan
muhasebesiyse, onun doğruluğa, dürüstlüğe uzak yüzünde eğreti duran
gülünç bir
gözlükten ibaret olabilirdi. O da yüz varsa!
Mustafa Özbek
de, Sayın gibi bu aklanmanın
huzurunu yaşıyor.
Bir farkla: maske
takmadan, dürüstçe(!)
Sendikacılığı bıraktığını söylüyor. 22 aylık tutukluluğu
ardından demişti ki:
“sendikacılık
defterini kapattım. O işte
yokum. Devletimize hizmet edeceğiz.”
Onun serbest kalmasını coşkuyla
karşılayan, başkanı olduğu Türk Metal Sendikası’na bağlı işçilere nasıl
hesap
veriyor, anlamak olanaklı değil!
Türk-İş’teki AKP
operasyonu sonrası belirlenen
yandaş sendika anlayışına eklemlenen ve Türk-İş’in genel sekreterinin
başkanlık
yaptığı sedikanın aklandığını nasıl açıklıyor?
Hayretle, merak konusudur.
Kendisi nasıl açıklarsa açıklasın, sendikaya bağlı işçilerin onurlu
olduğunu ve
sadece ama sadece saygılarından sustuklarını düşündürüyor, gelişmeler.
Saygının, ancak, kendileri gibi onurlu yaşam mücadelesinde olanlara
gösterilebilecek bir erdem olduğunu da unutmamak gerektiğini duyurarak.
Mustafa Özbek’in
adaşı, Mustafa Kumlu’ya teslim
ettiği
sendikanın yandaşlığı su götürmeyecek kadar yalın. Bu özelliğini Özbek’in tutukluluğunun uzlaşmayla
sonuçlanmasının ötesinde bir anlamı varsa o da Kumlu’nun
eski başkanı olduğu Tes-İş’in, Türkiye’yi pazarlayacak,
Batı kapitalizmine peşkeş çekecek AKP’nin kuruluşunda mekân olmasıyla
açıklanabilir.
AKP’nin
kuruluş çalışmalarında Kumlu’nun
başkanı olduğu Tes-İş’in misafirhanesi AKP’lilere verilmişti.
Tayyip Erdoğan, bununla ilgili
olarak,
Tes-İş’in 2006 genel kurulunda: “Biz, bu
salonlara yabancı değiliz, partimizin temelleri bu salonlarda atıldı.”
demiştir. Kumlu, bu davranışı
sonucu
Türk-İş hediyesiyle ihyâ edilmişti.
Türk-İş
Eski genel başkanı Salih Kılıç’ın
ifadeleri, Kumlu’nun misyonuyla
ilgili bilgi kirliliğini ortadan kaldıracak nitelikteydi:
“Kumlu,
Cumhuriyet mitinglerine
karşı çıkarak, onların karşısında bir başka platform kurulmasını
önerdi.”
Kumlu’nun önerisi, hem
sendikal, hem
siyasal, hem de sivil toplum alanında karşı bir platformun oluşmasıyla
karşılanmıştır. Kumlu, elbette
sadece Cumhuriyet mitinglerine karşı değildi, onun felsefesine, altında
yatan
Cumhuriyeti savunma istencine karşı da bir tepki yaşatıyordu.
Türk-İş’in,
ardından Türk Metal’in yandaş sendika olarak zapturapt altına alınması
bunun
temel örneklerindendi.
Özbek’in
çalışmalarını, danışmanlarını
susturduğu gerçeğini ilk olarak Ankara Kitap Fuarı’nda yaşamıştım.
Özbek’in Albay eskisi bir
danışmanı “Sen hâlâ yazıyor musun?”
dediğinde
beynimden vurulmuştum. Ne yani mücadeleyi bırakacak mıyız diye
düşünmüştüm saf
saf.
Tabii bunun Cumhuriyet Strateji Eki boyutu da var.
Ekte yazdığım yazılar
ilgi toplamıştı ve en son Yıldırım Koç’un
“Misyoner Sendikalar” konulu
kitabının değerlendirmesini yazdığım yazı, AB’den para alan sendikalar,
Amerikan politikasına eklemlenen ve işçinin değil, kapitalizmin
savunuculuğu
yapan, yeni dünya düzenine uygun sendikal yapı, bilinen ifadeyle ‘sarı sendikalar’, anlayışının
savunuculuğunu yaptığını yazmıştım.
Elbette bu yazı,
dolaylı yoldan AB’yle
ilişkilerini deşifre eden ve Türk Metal’e de ucu dokunan bir
değerlendirmeydi.
Cumhuriyet, yazıyı yayınlamadı.
Bundan önce de, iş başvurusu için gittiğim
TUSAM’da, Cahit Külebi’yle olan
yakınlığını unutan Ali Külebi’nin “edebiyatı ve şiiri bırakmamı”
öğütlemesinde duruşu ve İngilizcemin yetersiz olduğunu öğrenmesinin
ardından
takındığı tavır, Türkçe’yle araştırma yapılabileceğini söylememi
gereksiz
kılmıştı.
Sendikaların
ele geçirilmesi anlamında yaşananlar düşünüldüğünde, anlattıklarımın
bireysel
bir sorunun ötesinde bulgular olduğunu gösteriyor.
Hangi zihniyete
danışmanlıklar, başkanlıklar verildiği, nasıl ve hangi değerlerle
yönetil(eme)diği, ne tür zaaflarla çevrelendikleri, satın
alınabilirlikleri
gibi verilerin karinesi niteliğindeki davranışları açısından Mustafa Özbek ve şurekâsının,
felsefesini ortaya koyması açısından, gelişmeler önemlidir.
Şimdilerde,
Türk Metal Sendikası, “Kadın İşçiler
Büyük Kurultayı” hazırlığı yapıyor.
Başbakan’ın katılımıyla yapılacak ve
Türk Metal’e bağlı Büyük Anadolu Oteli’nde, Dünya Kadınlar Gününe özel
yapılacak kurultayda: Türk İş Başkanı Mustafa
Kumlu, Türk İş Genel Sekreteri ve Türk Metal Sendikası yeni
başkanı Pevrul Kavlak, Devlet
Bakanı Selma Aliye Kavaf da
hizmette
bulunacaklar arasında.
Bülent Arınç’ın,
“Tahliyesinin
keyfini çıkarsın.
Ama kabadayılık olmaz. Tahliye edilenler sevinsin, beraat edilenler
mutlu
olsun.”
dediği, Mustafa Özbek,
eseriyle ve teslim ettiği sendikasının yeni politik yapısıyla gurur
duyuyordur,
muhakkak!
Tahliye
edildiği için ve sendikacılığı bıraktığı için, uzlaştığı için, AKP’nin
emperyalizmle ilişkisine kendi işçilerini de teslim ederek kapitalizme
hizmet
etmenin sevinci içindedir.
Helâl olsun sayın Özbek. Tahliyeniz
hayırlı olsun!
|