Siyaset11 Mayıs 2005 00:00

Bir papazın ağzından -Muharrem Bayraktar

Çalışmalarımız sırasında karşılaşacağımız problemlere çözüm getirebileceğini söyleyen bir de konsolos devreye girmişti. Konsolos eğer bizim karşılaşacağımız bir sorun varsa kendilerine hemen haber verildiği takdirde bize yardımcı olabileceklerini söylüyordu. Bu konsolos Adana ABD Başkosolosu’ydu. Türkiye’deki ev kiliseleri ağı, Türkiye’den önce AB’ye girmişti.(...)Tarsus’daki İncil Akademisindeki yabancı öğretmenler Türkiye’nin doğusunu dillerinden hiç düşürmezlerdi. Derslerde sürekli olarak Doğu’nun asıl sahibinin Yahudiler olduğuna dair kurgulardan bahsedilirdi. Onlara göre bu topraklar Türkler tarafından ve asimilasyonla alınmıştı. cialis forum cialis bez recepta cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecialis walgreen coupon site cialis coupon

İlker Çınar, eski bir bazpapaz. Tarsus’da uzun yıllar Protestan kilisesi başpapazı olarak görev yaptı. Birlikte çalıştığı misyonerlerin gerçek amacını yakından gördü.

Şimdi ise yeniden hak dine; İslam’a döndü. Geçmişinin üzerine siyah bir şerit çekti. Müslüman bir Türk vatandaşı olarak hayatını devam ettiriyor..

İlker Çınar misyonerlik yaptığı dönemi “Ben bir misyonerdim” adlı kitapta bütün detaylarıyla anlatıyor.

Kitabın sayfalarını karıştırırken, misyonerlerin nasıl uluslararası profesyonel bir organizasyon kurdukları, para kaynakları, gençlere nasıl kanca attıkları, milli varlığı nasıl baltalamaya çalıştıkları, İslam’a ve Müslümana nasıl ağır hakaretler ettiklerini birer birer anlatıyor.

Ozan Yayıncılık’tan çıkan kitap, “yıllardan beri söyleye söyleye dilimizde tüy biten” bir konunun, bir eski papaz tarafından anlatılması açısından elinizde bulunması gereken bir başucu kitabı.

Bakın neler anlatmış Çınar:

“Benim Tarsus’agitmemi ve ABD vatandaşı olan misyoner Thomas Tofilon’la çalışmamı isteyen okul müdürüm Kamil oldu. Kısa zaman sonra Tarsus Protestan Kilisesini kurdum.

Çalışmalarımız sırasında karşılaşacağımız problemlere çözüm getirebileceğini söyleyen bir de konsolos devreye girmişti. Konsolos eğer bizim karşılaşacağımız bir sorun varsa kendilerine hemen haber verildiği takdirde bize yardımcı olabileceklerini söylüyordu. Bu konsolos Adana ABD Başkosolosu’ydu. Türkiye’deki ev kiliseleri ağı, Türkiye’den önce AB’ye girmişti.(...)

Tarsus’daki İncil Akademisindeki yabancı öğretmenler Türkiye’nin doğusunu dillerinden hiç düşürmezlerdi. Derslerde sürekli olarak Doğu’nun asıl sahibinin Yahudiler olduğuna dair kurgulardan bahsedilirdi. Onlara göre bu topraklar Türkler tarafından ve asimilasyonla alınmıştı.

Okula ders vermeye gelen her öğretmen Türkiye Devleti’nin Kürtler üzerinde baskı yaptığını anlatmaktan çekinmezdi. Geçmişte Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar üzerinde soykırım faaliyetleri yaptığını ve bunun benzerini Kürtler üzerinde de günümüzde gerçekleştirdiğini ifade ederlerdi.

Misyoner öğretmenler, öğrencilerin gerekirse İsa uğruna ölmeleri gerektiğini, eğer canını bu uğurda verebilirlerse şehit olacağını ve tekrar İsa’nın ikinci gelişiyle dirileceğini söylerler. Onlara göre İslamiyet ile olan savaş Şeytanla olan savaş anlamına gelmektedir. Onlara göre Türkiye şeytanın egemenliğindedir.

İncil Bilgilendirme Merkezi İstanbul’da bulunur. Bu merkezin başında yabancı bir misyoner vardır. Bu merkez faaliyetlerle ulaşılan kişilere İsa Mesih CD’si, İncil ve İncil Kursu gönderir. İncil Bilgilendirme Merkezi’nin bilgilerine göre 2004 Aralık tarihi itibariyle Türkiye genelinde 1993–2003 yılları arasında 15 milyon kişiye İncil dağıtılmıştır. İncil verilen bu kişilerden 995 bin kişiyle irtibata girilmiştir (...)

Tarsus’taki çalışma sistematiğimizde Thomas, Amerika’daki organizasyonundan aldığı direktifleri bana bildirir ve benim de bu direktiflere göre hareket etmem gerekirdi.

Thomas’dan bana gelen direktiflerde “Kürt ve Alevi toplumları arasında müjdeleme” yapmam isteniyordu. Bu direktifler benim için bir kırılma noktası oluşturdu. Ve onlar hakkındaki görüşlerim gitgide değişmeye başladı. Vatanımın ve milletimin üzerinde oynanan oyunu her geçen gün biraz daha açık bir şekilde görmeye ve anlamaya başladım.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin azınlıklara yönelik engin hoşgörüsünün kendileri için yarattığı özgür ortamı kullanarak, kendilerine yaşama ve faaliyet alanı yaratan ve bu faaliyet alanında her türlü kuralı çiğneyerek bölücülük de dahil her türlü yasadışılığı sergileyen bu “teşkilatın” gerçek yüzünü gördüm.

Eğer ben Türksem aynı zamanda Müslümanım ve bu şekilde kalacağım. Kendilerini gerçek Allah’a, kendilerinden olmayanları ise gerçek olmayan Allah’a inanıyor görenlere tarih gerekli cevabı verecektir.

Bu saçmalıkla ulusları yok eden, yargılama hakkını kendilerinde gören bu kişiler, asıl Allah’a şirk koşmaktadırlar” (İlker Çınar, Ben bir misyonerdim, Ozan yayıncılık, 0212 511 93 95).

İşte eski bir misyonerin kaleminden “İsa Mesih” şakirtlerinin Türkiye’yi parçalama planlarından kısa bir kesit. Din diye yola çıkıp ülkeleri işte böyle mahvediyorlar.