AB21 Şubat 2011 00:00

Almanya'nın Geleceğinde Yabancılara Yer Yok mu? - Ali Rıza Özkan

„Yabancılar sorunu“ tekrar 1 numaralı politika malzemesine dönüşüyor. Şansölye Hanımefendi Angela Merkel, 16 Ekim 2010 tarihinde, Junge Union kongresinde yaptığı konuşma ile, yabancılar üzerinden yapılan politika ile ekonomi arasında sıkı bir ilişki olduğunu hepimize gösterdi: „Alman işsizlerin iş bulmasına, yabancı işçilerden öncelik verilmelidir.“ coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Almanya'nın Geleceğinde Yabancılara Yer Yok mu?


Ali Rıza Özkan - Yeni Muhalefet

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

21.02.2011


Avrupa ülkeleri bir süredir „çok kültürlü toplum“ projesini rafa kaldırmak anlamına gelecek girişimlerde bulunuyorlar.  Sarkozy Fransa‘sı“ herkes tarafından, geçici bir sendrom olarak algılanırken, Fransa’yı başka ülkelerin de izlediğini tespit etmek durumundayız.

AB içerisinde „3 Büyükler“ olarak adlandıracağımız İngiltere ve Almanya da resmen, en yetkili „ağız“ üzerinden, çok kültürlülük karşıtı açıklamalar yaptılar.

Bu söylemler,  Avrupa açısından bir „eksen kayması“ anlamına geliyor. Avrupa, son 50 yılında aldığı yol ile, bu söylemlerin arka planında yatan politika değişikliklerini nasıl hazmedecek, sanırım bunun cevabı Avrupa’nın büyük başkentlerinde de bilinmiyor.

Geçen yüzyılın ortasında Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Afrika’da yeni kurulan devletlerin gelişmesinden pay alıyor, ülke içinde artan üretimin yarattığı işgücü talebini de, gene periferik ülkelerden karşılama yoluna gidiyordu.

Önce Petrol Krizi, ardından üretim fazlasına dayalı durgunlukla beraber, 80’li yıllara gelindiğinde, özellikle de Almanya’da politikada „yabancılar sorunu“ keşfedilmesine neden oldu. Çünkü, ekonomi yönetiminde söz sahibi olanların bir kısmı, yabancı işgücünün azaltılması ile, ekonomik düzelme arasında doğrusal bir ilişki kuruyorlardı. Bu politikanın başarılı olamayacağı zaman içerisinde anlaşıldı.

Avrupa Birliği projesinin ekonomik sorunları çözemeyeceği, tersine uzun vadede derinleştireceği konusunda görüşler yayıldıkça, eski sorunlara gene eski cevaplar politika masalarına taşınmaya başladı. Yakın ve orta gelecekte işsizlik konusunu çözemeyeceklerini anlayan iktidarlar, tekrar, eski bir „çözüm önerisi“ne sarılmak istiyorlar.

Yabancılar sorunu“ tekrar 1 numaralı politika malzemesine dönüşüyor.

Şansölye Hanımefendi Angela Merkel, 16 Ekim 2010 tarihinde, Junge Union kongresinde yaptığı konuşma ile, yabancılar üzerinden yapılan politika ile ekonomi arasında sıkı bir ilişki olduğunu hepimize gösterdi:

Alman işsizlerin iş bulmasına, yabancı işçilerden öncelik verilmelidir.

Almanya’da siyaset yapan neredeyse her parti, „oy avcılığı“na, göçmenler hakkında görüş dile getirerek başlamaktadır. Bu „geleneksel“ siyaset tarzının ne kadar tehlikeli olabileceğinden habersiz „bakan adayları“, toplumu bir uçuruma götürdüklerinin, farkında bile değiller.

Almanya, küresel ölçekte rekabetçi ekonomik ilişkilerini korumak istiyorsa, sadece halihazırdakilere değil, çok daha fazla yabancı işgücüne ihtiyaç vardır.

Almanya’nın şu anda, en az 400 bin yabancı iş gücüne ihtiyacı olduğunu Alman Sanayi ve Ticaret Odaları (DIHK) açıklıyor.

O halde, yabancılar üzerinden siyaset yapmak niye? Almanya, ihtiyacı olan iş gücünü böyle mi bulmayı düşünüyor?

Gerçek şudur ki, Almanya’nın yabancı iş gücü olmadan, bırakalım dünya ölçeğinde rekabet etmesini, bölgesel bir ekonomik güç olarak dahi ayakta kalma şansı yoktur.

Hatta, yabancı iş gücü ile ekonomi arasındaki ilişkiyi şöyle tarif edebiliriz: uluslararası ekonomik ilişkilerden ne kadar pay istiyorsanız, o kadar daha fazla yabancı iş gücü gereklidir!

Yani, yabancı işgücü, Alman sanayicisinin karlılığının garantisidir, bir bakıma.

Durum bu kadar açık olduğu halde, politikacılar neden yabancılara karşı söylemlerle toplumun karşısına geçiyorlar?

Çünkü, „karar verici kitle“nin nabzı bunu istiyor. Politikacının Reichstag’da yüzünün gülmesini sağlayacak olan, dürüst olmayan bir yöntemle oy avcılığı yapmasına neden olan psikoloji, „küçük adam“ın hala „evin gerçek sahibi“ olduğunu hissetmesini sağlamak olarak algılanmaktadır.

Halbuki, bu yapılan gerçeklere aykırı olduğu kadar, aynı zamanda oldukça tehlikeli bir yöntemdir. Toplumun psikolojik endişelerini okşayarak yapılacak politikanın sonuçları Almanya’yı nasıl bir geleceğe taşıyacaktır?

Daha az yabancı ile refah içerisinde bir Almanya kurmak ve yaşatmak mümkün mü?

Bu soruya dürüst verilecek cevap, oy avcılarını rahatsız edebilir. Ancak, DIHK bugün için 400.000 yeni yabancı iş gücü talebinden söz ediyorsa, bu demektir ki, Almanya’nın, içinde yabancıların olmadığı bir geleceği yoktur.

O halde, yapılması gereken, Almanya’da iyi gitmeyen şeyler varsa, bundan yabancıları sorumlu tutan açıklamalar yaparak oy veren tabanı hoşnut etmeye çalışmak değil, gelecekte de, bir arada yaşamanın taşlarını örmektir. Herkes bilmelidir ki, barış içerisinde bir arada yaşamanın ön koşulu, farklılıkları tanımak ve saygı göstermektir.


Açık İstihbarat @ 2011