Almanya'nın Geleceğinde Yabancılara Yer Yok mu? - Ali Rıza Özkan
„Yabancılar sorunu“ tekrar 1 numaralı politika malzemesine dönüşüyor. Şansölye Hanımefendi Angela Merkel, 16 Ekim 2010 tarihinde, Junge Union kongresinde yaptığı konuşma ile, yabancılar üzerinden yapılan politika ile ekonomi arasında sıkı bir ilişki olduğunu hepimize gösterdi: „Alman işsizlerin iş bulmasına, yabancı işçilerden öncelik verilmelidir.“ coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsfusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
|
Avrupa
ülkeleri bir süredir „çok kültürlü
toplum“ projesini rafa kaldırmak anlamına gelecek
girişimlerde bulunuyorlar. „Sarkozy
Fransa‘sı“ herkes tarafından, geçici bir sendrom
olarak algılanırken, Fransa’yı başka ülkelerin de izlediğini tespit
etmek durumundayız. Bu söylemler, Avrupa açısından bir „eksen kayması“ anlamına geliyor. Avrupa, son 50 yılında aldığı yol ile, bu söylemlerin arka planında yatan politika değişikliklerini nasıl hazmedecek, sanırım bunun cevabı Avrupa’nın büyük başkentlerinde de bilinmiyor. Geçen
yüzyılın ortasında Avrupa, Asya, Ortadoğu ve Afrika’da yeni kurulan
devletlerin gelişmesinden pay alıyor, ülke içinde artan üretimin
yarattığı işgücü talebini de, gene periferik ülkelerden karşılama
yoluna gidiyordu. Avrupa
Birliği projesinin ekonomik sorunları çözemeyeceği, tersine uzun vadede
derinleştireceği konusunda görüşler yayıldıkça, eski sorunlara gene
eski cevaplar politika masalarına taşınmaya başladı. Yakın ve orta
gelecekte işsizlik konusunu çözemeyeceklerini anlayan iktidarlar,
tekrar, eski bir „çözüm önerisi“ne
sarılmak istiyorlar. Şansölye
Hanımefendi Angela Merkel, 16 Ekim 2010 tarihinde, Junge Union
kongresinde yaptığı konuşma ile, yabancılar üzerinden yapılan politika
ile ekonomi arasında sıkı bir ilişki olduğunu hepimize gösterdi: Almanya’da siyaset yapan neredeyse her parti, „oy avcılığı“na, göçmenler hakkında görüş dile getirerek başlamaktadır. Bu „geleneksel“ siyaset tarzının ne kadar tehlikeli olabileceğinden habersiz „bakan adayları“, toplumu bir uçuruma götürdüklerinin, farkında bile değiller. Almanya,
küresel ölçekte rekabetçi ekonomik ilişkilerini korumak istiyorsa,
sadece halihazırdakilere değil, çok daha fazla yabancı işgücüne ihtiyaç
vardır. Gerçek
şudur ki, Almanya’nın yabancı iş gücü olmadan, bırakalım dünya
ölçeğinde rekabet etmesini, bölgesel bir ekonomik güç olarak dahi
ayakta kalma şansı yoktur. Durum
bu kadar açık olduğu halde, politikacılar neden yabancılara karşı
söylemlerle toplumun karşısına geçiyorlar? Halbuki, bu yapılan gerçeklere aykırı olduğu kadar, aynı zamanda oldukça tehlikeli bir yöntemdir. Toplumun psikolojik endişelerini okşayarak yapılacak politikanın sonuçları Almanya’yı nasıl bir geleceğe taşıyacaktır? Daha
az yabancı ile refah içerisinde bir Almanya kurmak ve yaşatmak mümkün
mü? O halde, yapılması gereken, Almanya’da iyi gitmeyen şeyler varsa, bundan yabancıları sorumlu tutan açıklamalar yaparak oy veren tabanı hoşnut etmeye çalışmak değil, gelecekte de, bir arada yaşamanın taşlarını örmektir. Herkes bilmelidir ki, barış içerisinde bir arada yaşamanın ön koşulu, farklılıkları tanımak ve saygı göstermektir.
|
||||