|
|
OdaTV'ye
yapılan baskın,
gerçekleri korkusuzca dile getiren anti-emperyalist mücadele içinde
olan ve en
önemlisi de yazacak gazete, dergi ve konuşacak televizyon, radyosu
olmayan
gazeteci ve yazarların; internet üzerinden, kısıtlı da olsa
muhalefetini
yapamayacaklarını haykırıyor.
Çünkü
ABD'nin ve onun güdümündeki AKP'nin “kalemşörleri” köşe başlarına
oturtulmuş,
satın alınan yazar profilleriyle görevlerini icra ediyorlar. Haziran'da
yapılacak olan genel seçimler öncesine hazırlık anlamında yeni yeni
dalgalar
oluşturuluyor.
Bu
dalgaların medya ayağında şimdilik OdaTV yer alıyorken, askeri ayakta
da savaş
sürüyor. Balyoz davası kapsamında içeri tıkılan, anti emperyalist
kimlikleriyle,
batı ittifakını kesin bir dille eleştiren emekli ve muazzaf subaylar,
Türk
Silahlı Kuvvetleri'nin Ortadoğu'nun yeniden yapılandırılması ve Türkiye
siyasetinin kayıtsız koşulsuz batı emrine eklemlenmesi sürecine
motivasyonu
sağlanıyor.
13
Şubat gecesi OdaTV'de
“İşte
Amerikalıların Ergenekon polislerine verdiği eğitimin belgesi”
başlığıyla
yer alan, Emniyet'in Amerikalı uzmanlardan aldıkları eğitimlerle ilgili
bir
haber yayınlandı. Bu haber çerçevesinde; Zir Vadisi'nde yapılan
kazılar, ele geçirilen
mühimmatın en fazla “iki günlük” olması; Amerikan istihbaratı destekli
emniyet
istihbaratının nasıl bir çalışma üzerinde olduğunu ortaya koyuyordu.
OdaTV'de
yayınlanan haberde, 'Ergenekon davası kapsamında tutuklanan Yarbay Mustafa Dönmez’in evinde bulunduğu öne
sürülen krokilerden yola çıkılarak Zir Vadisi’nde bulunan bir
mühimmatla ilgili
bilgilere yer veriliyordu. Mühimatlar içerisinde yer alan ve bir bomba
türü
olan “datasheet”ın Türk polisi
tarafından tanınmayacağı üzerinde durularak polisin Zir Vadisi
kazısından 2 gün
önce Amerikalı uzmanlardan eğitim aldığına ilişkin görüntülere yer
verilmişti.
Diğer bir görüntüde polisin Amerikalı eğitmenlerine “Abi”
diye hitap ettiği ve içlerinden birinin cep telefonuyla
mühimmatın görüntülerini çektiği görülürken, bir diğer polisin
görüntüleri
çeken polisi uyararak “Youtube’a bizden önce atmayın” dediği
görülüyordu. Haberdeki son görüntülerdeyse, Zir Vadisi’nde bizzat
kazıların
yapıldığı noktada kazıya tanık olan bir binbaşıyla bir başçavuşun
konuşmasına
yer veriliyordu: ikili arasında geçen konuşmadan hem bulunan malzemenin
hem de
kutularının “sıfır” olduğu konuşması
geçiyordu.' Kısacası, kurgulanan Ergenekon / Balyoz davasında, belge ve
bulunduğu varsayılan mühimmatın emniyet tarafından “üretildiği” açığa
çıkmış
oluyordu.
AKP'nin
muhalefeti, medyayı ve askeri “kağıttan kaplan”a
dönüştürerek, küçük bir
hamlede susar hale getirebilmesinin ilmekleri dokunuyor.
Ergenekon
ve Balyoz davalarında ortaya çıkan onca sahte belgeye, onca zekâsız
istihbarat
oyunlarına rağmen hukukuzluğun, bağımlı siyasal ortamın oluşturduğu
bulanık
suya kurban edilen subaylar, gazeteciler ve aydınlar bir direncin
simgesi
haline dönüşüyor.
Ancak
satın alınmış, onursuz ve omurgasız medya, AKP yardakçılığına ve
Amerikan
çıkarlarına uygun davranış ve söylemlerine devam ediyor. Yeni Şafak'ta
kalemşörlüğünü sürdüren Ali Bayramoğlu: “Dava
belgelerine ilişkin
kimi "sahtelik" iddiaları dava açısından işin özünü hiçbir şekilde
değiştirmez..” lafları edebiliyor. Muhalefetin konuyu
önemsizleştirdiğinden
yakınıyor. İnsanın
bunu dile getirecek
muhalefet mi bıraktınız diyesi geliyor!
Nagehan Alçı
da, Sabah Gazetesi'nde yazdığı “Karanlık
Oda” başlıklı yazısında:
“Bu tabloya bakarak hala Oda TV ve Yalçın'ın
soruşturulmasını 'muhalefeti susturmak' olarak değerlendirenlere ve
Yalçın'ın
suç olan eylemlerini övüp ona adeta biat eden arkadaşlarına
sesleniyorum: Siz
ya derin bir uyku ya da büyük bir gaflet içerisindesiniz! Unutmayın ki
suç olan
bir fiili övmek de aynı şekilde suçtur.”
diyerek tehditler savuruyor. Alçı'nın
sayıklamalarını; kendisine verilen köşenin, nasıl oluşturulduğunu,
çalıştığı
medya grubunun nasıl teslim alınarak AKP yardakçılığına hazırlama
tornasından
geçirildiğini unutmamasını önererek iade etmek gerekiyor.
Başka
bir görev yayını olan Taraf gazetesi muhabiri Mehmet
Baransu, eski Genelkurmay başkanları İlker
Başbuğ ve Yaşar
Büyükanıt’ın da tutuklanacağı iddiasında bulunmuş. Dipnot.tv
sitesine
konuşan Baransu:
“Gölcük’teki
aramada ele geçen belgeler çok
önemliydi. Bunun yanı sıra diğer komutanlıklarda da böyle bilgiler
çıkabilir,
sadece Gölcük’teki Donanma’da var diye bir şey yok. Bu belgeler ortaya
çıkmadan imha edebilirler, bunun önleminin alınması gerekir”
diyerek
nereye mesaj veriyor acaba?
Eski Genelkurmay başkanı Hilmi Özkök'ten bu
yana, AKP diktatoryasında koşulsuz “şiir gibi”
mutabakat kuran Başbuğ'un,
Büyükanıt'ın da tutuklanabileceği imâsıyla, “başka
komutanlıklarda
bulunabilecek belgelerin imha” edilebilirliği olgusunu bir
arada anmak neye
işaret eder? Balyoz davasındaki tutuklamalar üzerine, Hürriyet'e
konuşan Hilmi
Özkök'ün:
“Emekli
komutanlar olarak biz görevimizi tamamladık, yani
son kullanma tarihimiz geçti.”
sözleri ve aynı söyleşide
“tutuklamalara
alttan gelen taleplere, komutanlar nasıl yanıt verir”
sözleri ne ifade
ediyor? Kısaca Balyoz darbe planlarının(!) yapıldığı tarihte, en üst
derecede
sorumluluk mevkiinde olan Hilmi Özkök, AKP'ye şunu
mu duyurmak istiyor:
bizi o dönemde kullandınız, dediklerinizi yaptık, “şiir gibi”
anlaşarak,
“hocam” sıfatını saklamadık ve Fetullah
Gülen hocaefendinin, “onun
Genelkurmay başkanı olmasına bile şaşırdık” anlamındaki
sözlerini de aldık
kabul ettik ama bizi emeklilikte rahat bırakınız, anlaşmamız böyleydi!
Pekiyi, Başbuğ'un,
Amerikan dış politika danışmanlarına (dolayısıyla CIA danışmanlarına)
atıfla
yaptığı konuşmalarına, liberal-küresel kültüre eklemli kavramlarına
rağmen mi
tutuklanacak? Dolmabahçe mutabakatıyla ünlenen Büyükanıt
mı
tutuklanacak?
Mesele,
öyleyse; Baransu'nun başka bir yerlere vermek
istediği mesajdır. Başka komutanlıklarda
yer alan belgelerin imha edilmesinin önlenmesini eğer “koşullar
olgunlaşırsa”
bu belgeleri, Baransu'ya bavullarla Zekeriya
Öz'e teslim etmek
üzere kendisine ulaştırılması görevini duyurmak mıdır?
Kime mi, tabii ki
köstebeklere! Baransu'yu, Beşiktaş'ta elinde
bavullarla görürseniz bunun
için şaşırmayın.
Tatile çıkmıyor ya da henüz 'American Airlines'
biletlerini almadı. O sadece görevini yapıyor!
AKP'nin,
Amerikan çıkarları gereği yürüttüğü bu tutuklama dalgaları, doğanın
med-cezir
kanunu gibi dönüp dolaşıp kendilerini bulacaktır. Ama büyük bir halk
hareketiyle, ama gerçek hukuksal mücadeleyle ama başka yollarla!
Mutlaka bu
diktatorya son bulacaktır, er ya da geç!
Tüm
bu operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamalar olurken, TBMM'de
görevlerini yerine
getiriyor. Son yargı reformuyla, tam boy bir hukuk faşizmini de
oluşturmuş
oldular. Beşiktaş hukukunu, Ergenekon ve Balyoz hukukunu biliyorduk da,
tam boy
emperyalizmi yaşadığımız şu dönemde, tam boy hukuk faşizmi bu sürece
şık
olacağını düşünememişiz.
Kısaca,
artık Cumhuriyet hukuku, cumhuriyet savcısı, cumhuriyet mahkemeleri
yok! Artık,
Amerikan hegemonyası altında işleyen diktatoryayla tasarlanan
reformlarla
yürütülen “İşgal Hukuku” var!
|