Tunus ve Mısır'ı Anlamak - Açık İstihbarat
Tunus ve Mısır'da yaşanan ve yaşanmaya devam eden dönüşüm süreci ile ilgili her cenahtan yorumlar yapılıyor. "İslamcı" kesimden yapılan yorumların , özellikle bu hareketlerin arkasındaki "İslamcı" dinamiklere en doğru teşhisleri koyduğunu ve sözkonusu ülkelerin sosyal dinamiklerini daha iyi yansıttığını gözlemliyoruz. Bu bağlamda , Yeni Şafak gazetesinden Akif Emre'nin bu konu ile ilgili üç yazısını arda arda okumanızı tavsiye ediyoruz. Akif Emre'nin "İslamcı" kesimde İran'a yakın bir kalem olarak bilindiğinin bilincinde olarak. cialis manufacturer coupon open drug coupon cardfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgabilify link abilify
|
Tunus ve Mısır'da yaşanan ve yaşanmaya devam eden dönüşüm süreci ile ilgili her cenahtan yorumlar yapılıyor. "İslamcı" kesimden yapılan yorumların , özellikle bu hareketlerin arkasındaki "İslamcı" dinamiklere en doğru teşhisleri koyduğunu ve sözkonusu ülkelerin sosyal dinamiklerini daha iyi yansıttığını gözlemliyoruz. Bu bağlamda , Yeni Şafak gazetesinden Akif Emre'nin bu konu ile ilgili üç yazısını arda arda okumanızı tavsiye ediyoruz. Akif Emre'nin "İslamcı" kesimde İran'a yakın bir kalem olarak bilindiğinin bilincinde olarak. Açık İstihbarat ----------------- Bir Diktatörün İronik Sonu (18 Ocak 2011 ) ----------------------------- Tunus'ta yaşananlar Magrip başta olmak üzere Arap dünyasında statükonun sarsılmaya başladığının göstergesi. Henüz olayların gelişine bakarak bir halk devrimi gerçekleştiğini söyelemek erken. Ancak statükonun ciddi biçimde sarsıldığı hatta eski duruma dönülemeyecek bir eşiğe geldiği söylenebilir. Tunus'u katı laikçi yöntemlerle yıllardır demir pençesinde yöneten bin Ali'nin ülkeyi terk etmek zorunda kalması ardından bir halk ayaklanmasının zaferiyle sonuçlanıp sonuçlanmayacağını zaman gösterecek. Şu ana kadar sistem gelişmelere hakim olduğu görüntüsü vermeye çalışıyor. Bundan sonraki
adımlar ne olabilir? Tunus'un da tıpkı Cezayir gibi sömürge döneminden kalma şifreleri Fransızlar tarafından belirlendi. Fransız etkisi tümden ihmal edilmese de Amerika'nın gelişmeler karşısında tavrı merak edilecektir. Şu ana kadar Amerika, gelişmeler karşısında sanki hazırlıksız yakalandığı izlenimini uyandıracak bir tutum sergiledi. Devrik başkanın ilk fırsatta kaçması ise en azından daha önce verilen dış destekten mahrum olduğunu gösteriri. Bu arada en-Nahda hareketinin sürgündeki lideri Raşid Gannuşi'nin ilk fırsatta Tunus'a dönmeye hazırlandığı yönündeki haberlere ilaveten hareketin yasallaşması şartıyla kurulacak bir koalisyon hükümetinde yer alabileceklerini açıklaması altı çizilmesii gereken ayrıntılar (gerçi koalisyon hükümetine katılmayacaklarını açıklasa da uzun vadede yönetimde partner olmaya hazır görünüyor). Bu açıklamanın önemi Gannuşi harketinin Tunus'taki gücünden, kendi karizmasından çok muhtemel gelişmelerde hangi aktörlerin öne çıkabileceğini göstermesi açısından önemli. Amerika'nın el
Kaide benzeri örgütlerin ismini öne çıkartarak bölgede bir düzenlemeye
gitmek isteyeceği beklentisi hayli yüksek. Bu düzenlemenin de bir tür Büyük
Ortadoğu Projesi'nin daha "akıllıca dizayn" edilmiş versiyonu olması da
muhtemeldir. Böylesi bir
operasyonun Mısır'a kadar uzanması, Mısır'daki statükoyu yerinden
edecek gelişmeleri tetikleyeceğinden söz edenlerin dikkate alması
gereken bir husus İsrail faktörüdür. İsrail faktörünün olumlamayacağı
bir gelişme Mısır söz konusu olduğundan zor görünüyor. Ancak şimdiden Moritanya'dan Ürdün'e kadar uzanan geniş Arap coğrafyasında Tunus halk hareketinin bir heyecan oluşturduğu bir gerçek. Cezayir'de, Moritanya'da en önemlisi dün sabah Mısır'da insanlar kendilerini ateşe verdi. Ekonomik yoksulluk ve siyasal yoksunluk duygusu kitleleri patlama noktasına getirdi. Bunu sadece bazı Arap rejimlerinin yaptığı gibi gıda fiyatlarında indirim yaparak durumu kurtarmaları ne kadar mümkün? Tunus'u terk eden
bin Ali'nin içine düştüğü durum tam bir ironi gibi. Fransa tarafından
kabul edilmeyişi, Tunuslu yöneticileri hesaplarını İsviçre tarafından
incelemeye alınması Tunus'ta rejimin geleceği açısından önemli bir
sinyal. ----------- Halk Hareketinden "Parfüm" Devrimi Çıkarmak (20 Ocak 2011)----------------- Bin Ali'nin 30 yılı aşkın iktidarda tutulmasının tek nedeni olan İslamcı En-nahda Hareketi'nin Tunus'taki sözcüsü yaşananları bir devrim süreci olarak tanımlıyor. Bu sözü bir kenara not edip Türkiye'deki devrim/ci yorumlara göz atalım. Aslında Tunus'ta yaşananlar bu anlamda bir zihniyet çözümlemesi, hatta ideolojik önyargıların aynası sayılabilir. Tunus'ta yaşananların bir devrim
mi, halkın ekmek kavgasından ibaret bir ayaklanma mı yoksa sistem içi
bir yenilenme mi olduğu konusunda hemen herkes zihnindeki hazır
kalıplara bakarak konuştu. Tunus'ta yaşananları anlamlandırmak için ortaya konan görüşler; çok moda hale gelen ve hemen hiçbir risk içermeyen ve genellemelerle yüklü jeopolitik, jeostratejik analizler adeta hazır ders notlarından çıkarılmış yazılar gibiydi. Bölgeye dair bilgisizliğimizi yaldızlı genellemelerle kapatmaya yönelik çabalar... Bir halk
hareketinden, muhalif bir başkaldırıdan heyecan duyması beklenen, baskı
karşıtı ve özgürlüklerden yana olmakla övünen önemli bir kesim olaya
ilk günden itibaren istihzaî bir bakış sergiledi. Tunus'ta gerçek bir devrimin yaşandığına inanmak isteyen ve gelişmeleri alabildiğine abartarak erken zafer ilan eden çevreler ise adeta önü açılmak istenen devrimin ne türden bir İslamcılık olduğuyla yüzleşme cesaretinden yoksunlar. Türkiye modelini İslamcılık olarak hazmedebilenlerin, Tunus aynasında kendilerini görerek içlerine sindiremedikleri durumu meşrulaştırmak isteyen bir halleri var. Baskı ve yok etme siyasetiyle ehlileştirilen, 'makulleştirilen' eski İslamcıların gelinen noktayı dönüşümlerinin başarısı ve haklılığı olarak görme eğilimleri Tunus'ta uç verdi. Bu nasıl devrimdir
ki, diktatör ülkeden apar topar kaçıyor ama yerine kimse gelmiyor? 'Makulleştirilmiş' bir İslamcılık dizayn ediliyorsa zafer işareti yapmak şöyle dursun, bundan ilk önce İslamcılık iddiasındakilerin kaygı duyması beklenir. Sonuçta, İslamcılık iddiasından vazgeçtikleri oranda sistemden yararlandıkları pragmatist örnekler bol miktarda mevcut. Tunus muhalefeti 'sistem'in pasta rüşveti sınavıyla karşı karşıya. Sonuçta ortaya çıkacak olan: Ya sistemde gerçek bir dönüşüm yaşanacak ya da parfüm devrimi... ------------------- Tunus Mısır'ın Deneme Tahtası mıydı? (27 Ocak 2011) ----------------- Tunus'ta halk
ayaklanması ya da kitlesel gösteriler başladığında gündeme gelen soru
şuydu: Tunus'taki gösteriler daha siyasal sonuç almadan Mısır'da halkın görülmemiş bir kalabalıkla meydanlara dökülmesi, "domino etkisi" teorisini tekrar gündeme getirdi. Henüz gelişmelerin başında geleceğe yönelik yapılacak her yorumda hata payı yüksek olacaktır. Tunus ve Mısır'ın
olayların başlangıç aşamasında alışılmış devlet refleksleriyle
gösterileri önlemeye çalışmaması iki aktör arasındaki ortak payda. En
baskıcı yönetimlerden birine sahip Tunus'ta görece yumuşak
davranılması, kitlelerin üstüne ateş açılmaması mesela, dengelerin
değişmekte olduğunun göstergesi. Benzer bir sürecin Mısır'da da yaşandığı izlenimini veren gösteriler Kahire'de patlak verdi. Haberler, 1977'deki 'ekmek isyanı'ndan bu yana en kalabalık gösteri olduğu yönünde. En küçük gösteriyi kendine özgü yöntemlerle bastıran Mısır polisi nedense bu sefer nerdeyse müdahale etmedi. Hemen belirtmek gerekir; Mısır konumu, stratejisi, sosyolojik özellikleri, demografisi, siyasal yapısıyla bir Tunus değil; belki özellikleri itibariyle Tunus'u da içine alan merkezi bir ülke. Mısır'da değil rejim değişikliği sistem içi değişimlerde bile iç dengelerden çok dış müdahalelerin etkili olan, "küresel aktörler" açısından kendi başına bırakılamayacak kadar önemli bir ülke. Hele hele İsrail faktörü düşünülmeden sistemik değişimlerin gerçekleşmesi şu an için mümkün değil. Tunus'taki eylemlerde gözler En-nahda Hareketi'ne, sürgündeki lider Raşid Gannuşi'ye çevrilmişti. Mısır'da da ister istemez sistemin kadim rakibi (düşmanı demek daha doğru) İhvan-ı Müslimin'e çevrilmiş durumda. Her iki hareket de en organize halk hareketi. Ne var ki her iki halk gösterisinde de bunlar ön planda değil, yahut ön planda göstermemeye çaba gösteriyorlar. Gannuşi'nin ve En-nahda sözcülerinin açıklamalarını dinlediğimde; Amerikalı neoconların, Batılı kamuoyunun "İslamcı" lider ve hareketlerden neden korktuklarını sormadan edemedim kendi kendime. İslamcı talepleri kültürel alana sıkıştırmış, temel iddiaları geri çekilmiş bir "İslamcılık"la karşı karşıyayız. Mısır örneğinde de kitlesel gösterilerin öncülüğünde El-baradey ve 6 Nisan Hareketi gibi unsurlar öne çıkıyor. Her iki ülkedeki gösterilerin ortak noktası toplumun tüm kesimlerinin adeta patlama noktasına gelerek siyasal değişimden yana sokaklara dökülmüş olması. Gerçi Mısır'daki sürecin nasıl gelişeceği, Tunus'un nereye evrileceği henüz net olmamakla birlikte taşların yerinden oynadığı söylenebilir. Kitlelerin siyasal
ve ekonomik yoksunluk ve yoksullukları karşısında meydanlara inmelerini
dış faktörlere bağlamak tam bir komploculuk olur. Kitleler her fırsatta
ayaklandılar ve her seferinde de kanla bastırıldılar. Tunus'tan başlayıp Mısır'da uç veren, Lübnan'ı sarsan gelişmelerde gelinen noktada; gerçek talepleri olan kitleleri küresel stratejilere uyumlu bir dönüşüme razı etmeye yönelik müdahalelerin devrede olduğunu belirtmek zorundayız. Eski tip dikta ve baskı yöntemlerinin kullanım tarihinin dolmuş olduğu, bu modelle toplumların daha fazla idare edilemeyeceği gerçeği ortaya çıkmıştır. Kitleler neoliberal politikalara biraz özgürlük sosu eklenmiş bayat bir demokrasi modeli ile ikna edilmek isteniyor. Kitle hareketleri her zaman manipüle edilemezler; bu doğru. Ancak kitle hareketlerine yön veren örgütsel ağlar, liderlikler zihinsel olarak dönüşmüşse kanalize etmek çok daha kolay olacaktır. Tunus'taki İslamcıların söylemi buna bir örnektir. Son bir not: Büyük Ortadoğu projesini uzakta arayanların projenin Arap dünyasında uç verdiği modellerine bakarak yeniden düşünmelerini salık veririm.
|
||||