İstihbarat14 Ocak 2011 00:00

Graham Fuller Görev Dağıtıyor - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

Dağı’nın yazısında açığa çıkan şey “aman Amerika’yla aramız bozulmasın” temennisinden başka bir şey değildir. Liberal muhafazakârların sözünü ettiği gerçeklik olgusu, sahip oldukları “misyon yaparlığın”, “batı vizyon arayışının” dışında ve ötesinde değildir. Bu doğrultuda ürettikleri siyaset, kendi varoluşları için koşuldur. Öncelikle de Türkiye’deki, Amerikan hakimiyet stratejisinin basit bir gereğidir. Herkesin görevinin başında olduğunu söylemek gerçeklerden uzaklaşmak anlamına gelmez, bu durumda. Görevinin başında olanlardan biri de Graham Fuller. cialis forum link cialis bez recepta

Graham Fuller Görev Dağıtıyor

Kaan Turhan - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

14.01.2011


Liberal muhafazakâr ittifak olarak andığımız emperyalist ortaklığın, Amerikan siyasetine bu denli bağımlılık ve minnet duyması zaman zaman şaşkınlıkla karşılanıyor. İşbirlikçilik olgusuna atfedilen değerler, emperyalizmin çıplak güç savaşının en açık göstergelerinden oluşuyor.

Şaşkınlığın nedeni de burada yatıyor: emperyal merkezlerden alınan paralar, hibeler açık, ilişkiler açık, faaliyetler ve amaçlanan emperyal düzen siyaseti açık…

Durumun, bu kadar açık ve görülebilir olmasının sonucu olarak, düzeni meşrulaştıran güçlerin, işbirlikçiliğe teşne yapılar ve kişilerle kurduğu ortaklık çerçevesinde düşünüldüğünde gamsız ve dolaysız kimliklere bürünmelerini sağlıyor.

Bunun, Zaman’da İhsan Dağı’nın yazısını okuyunca; ne kadar haklı bir saptama olduğunu görmek güç değil. Metropol şirketinin, aralık ayında yaptığı kamuoyu yoklamasından söz ediyor:

“Türkiye'ye yönelik en büyük tehdit hangi ülkeden geliyor?' sorusuna halkın yarıya yakını, % 43'ü, ABD diyor. Büyük Türkiye'nin karşısında 'süper devlet Amerika'... Tehdit sıralamasında ikincilik, % 24'lük oranla İsrail'in” ve ekliyor: “PKK sorununun çözümünde, AB'ye katılım sürecinde, Türkiye'yi bölgesel bir enerji dağıtım merkezi yapma çabasında ve hepsinden de öte bu ülkenin savunmasında, ordusunun teçhizatında desteğine ihtiyaç duyuyor muyuz ABD'nin, duymuyor muyuz?

Bu sorulara mantıklı cevaplar verip, ona göre bir kamu diplomasisi izlemek şart. Toplum 'ulusalcı' eğilimler göstermeye başlamışken başka yönde bir dış politika çizgisi sürdürmek kalıcı olmaz. Halkın yarısının 'tehdit' olarak gördüğü ABD ile işbirliği ilişkilerini hükümet nasıl açıklayabilir, meşrulaştırabilir? Kısaca, kamuoyuna yayılan yüksel dozda 'korku', 'şüphe' ve 'düşmanlık algısı' dış politikada hedeflenen barış kurucu, istikrar yaratıcı, işbirliğini esas alıcı ve arabulucu yaklaşımı zora sokabileceği gibi, iç siyasette de 'ulusalcı' kesimleri güçlendirebilir.


Dağı’nın yazısında açığa çıkan şey “aman Amerika’yla aramız bozulmasın” temennisinden başka bir şey değildir. Liberal muhafazakârların sözünü ettiği gerçeklik olgusu, sahip oldukları “misyon yaparlığın”, “batı vizyon arayışının” dışında ve ötesinde değildir. Bu doğrultuda ürettikleri siyaset, kendi varoluşları için koşuldur. Öncelikle de Türkiye’deki, Amerikan hakimiyet stratejisinin basit bir gereğidir. Herkesin görevinin başında olduğunu söylemek gerçeklerden uzaklaşmak anlamına gelmez, bu durumda.

Görevinin başında olanlardan biri de Graham Fuller.

Dünyadaki İslamî akımlarla ilişkileri olan, onları ılımlılaştırarak Amerikan operasyonlarının figürleri olarak tasarlayarak, CIA’nın toplum mühendisliği çalışmalarında öncü bir ajan.

Yeşil Kuşak Projesi’nin de mimarlarından. Fuller, Eski MİT’çi Osman Nuri Gündeş’in, “İhtilaller ve Anarşinin Yakın Tanığı” kitabıyla, Fethullah Gülen’in ve okullarının CIA tarafından desteklendiği yönündeki iddialarına geçtiğimiz günlerde Washington Post Gazetesi’nde eleştirmiş ve şunları söylemişti:

“Gülen okullarında 130 CIA ajanı olduğuna ilişkin hikâye bayağı vahşi”


Zaman’da yer alan bu haberde[1], Gülen’e kefil olacaklar arasında yer almasıyla, Amerika’da Yeşil Kart sahibi olması arasındaki bağlantıya da vurgu yapılmış ve sözleri şöyle yer almıştı:

“Benim yaptığım, 2006'nın başlarında, Gülen'in düşmanları ABD'den Türkiye'ye iadesi için bastırırken FBI'ya bir mektup yazmaktı. 11 Eylül sonrası ortamda tehlikeli bir radikal olduğu yönünde söylentiler yaymaya başlamışlardı. FBI'ya yazdığım açıklamada görüşlerimi bildirdim. Gülen'in ABD'ye hiçbir şekilde güvenlik tehdidi teşkil etmediğini söyledim. Hâlâ da buna inanıyorum. Tıpkı günümüz İslam'ı konusunda çalışan ilim adamlarının geniş bir kesimi gibi.


Fuller
, Washington Post aracılığıyla, Gülen’e misyonunu da unutmaması için vurgu yapıyordu:

“Onun hareketi belki İslami, siyasi ve sosyal düşünüşün tekâmülü noktasında en ümit verici olandır.

Gülen’in tekâmülü, Fuller’le 1998’de[2] görüşmüş ve okullarında nasıl eğitim verildiğini sormasıyla başlamıştı. 2003 yılında da, Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi ve Michigan Üniversitesi’nin Ankara’da düzenlediği, “3’ncü Avrasya Konferansı”nda tebliğ sunan Fuller, Gülen’in radikal İslamcı olduğu görüşüne katılmadığını söylemişti[3].

Aynı dönemde Fuller, Amerikan hakimiyetinin unsurlarını sıralıyordu:

“Kemalizm bitti; Dünyadaki bütün liderler gibi o da sonsuza dek yaşayacak bir ürün veremedi. Oysa İncil ve Kur’ân hâlâ veriyor.[4] Bu nedenle, kendisine entelektüel güven duyan Türkiye, İslamın günlük yaşamdaki yerini almasını yeniden düşünmelidir.

Ulusal değerlerin ülke yönetiminde belirleyen olarak yer almasının önüne geçmenin en doğrudan yolu, Kemalist devrimi hiçleştirmek ve yerine karşı devrimi oturtmaktı. Fuller’in Yeni Türkiye Cumhuriyeti” kitabında, 1924 yılında Atatürk’ün halifeliği kaldırmasının

‘İslamın bugünkü zayıflığının ve bölünmüşlüğünün üzerinde ciddi etkisi olduğunun birçok kişi tarafından kabul edildiğini’

öne sürmesi de, karşı devrim ikâme çabasının besleyen unsuru olduğu gün gibi aşikârdır. Aynı isimli kitabında, Fuller:

“Türkiye sadece kendisi için değil, çağdaş İslam dünyası için de çok önemli olan iki dinamik İslami hareket üretmiştir; bunlardan ilki siyasi alanda AK Parti, öteki ise çok daha büyük ve apolitik bir toplumsal hareket olarak Gülen Hareketi’dir.


demektedir.

Dünden bugüne, Fuller’in misyonuyla ve fethullahçıların çabasıyla koşut Türkiye emperyalizmin önünde diz çöktürülmüştür. Fuller’in bu süreçte, siyasete, AKP’ye ve diğer işbirlikçilere yüklediği görev, 2008 yılı sonunda BBC Türkçe Servisi’ne verdiği röportajda olduğu gibidir:

“Türkiye’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı çıkabilmesi için Irak’ın kuzeyindeki yapıya karşı çıkmamalı


Bunu yapacak olan Türk Dış İşleri hakkında, Davutoğlu özelindeki görüşlerini şöyle sıralamaktadır:

Birleşik Devletler’deki bazı gözlemciler Davutoğlu’nu Amerikan karşıtı olarak suçlamışlardır… Davutoğlu’nun herhangi bir biçimde anti Amerikan olarak nitelendirilmesi saflıktır. Dahası bu niteleme kendisinin Türkiye’nin Müslüman dünyada ve başka yerlerde yokluğu sorununun tamir edilmesini haklılaştırmak üzere ileri sürdüğü geniş bir dizi sofistike ve arayış içindeki argümanlarını görmezden gelmektir. Davutoğlu’nun stratejik vizyonu AKP dış politikası üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. AKP dışındaki düşünürlerden direniş görmektedir, bunların arasında dış politikada benzer bir maksimum esneklik ve bağımsızlık görmek isteyen Kemalistler ve solcular vardır.[5]

Türkiye’ye biçilen rolün, Kürdistan’ın inşası için gereken desteği vermesiyle koşut, bölgesel güç haline gelmesine olanak tanınması düzeyindedir. Emperyalizm, Türk Ulusu’nu dayattığı koşulsuz teslimiyet rolüne soyundurabilecek kadar güç ilişkisi kurmuştur. CIA ajanı Fuller:

“AKP, siyasi düşmanlarını, özellikle de Kemalistleri ve orduyu kenarda tutabilmek için Washington’la iyi ilişkilere sahip olmak istemektedir. ABD ve AB’nin Türkiye’de demokratikleşme ve liberalleşmeye destek vermesi, Türk siyasetinde İslamcıların konumunu doğrudan sağlamlaştırmaktadır… AKP İslamcıları Washington’ın politikalarına karşı taktiksel açıdan.. öteki grupların çoğundan daha hoşgörülüdürler
.”

Derken, son derece açık bir siyasal işbirliğini deşifre etmekte ve görev dağılımını, dış politik, iç politik reaksiyonları ve gündemi belirleme misyonunu yürütmektedir. Pekiyi, bu görev dağılımında rol alanların, bu siyasal tornadan geçenlerin; Fuller’in tüm bu işlerde “görevli” olduğunu, CIA ajanının “görevini” yaptığını bilmemesi, bildiğini görmezden gelmesi ya da safça küreselleşmenin akademik taşıyıcılığını yapmaları, onların “görevli” olduğunu göstermezse neyi gösterir?



[1] Zaman, 07.01.2011

[2] Nasuhi Güngör, Yeni Şafak, 23.09.1998, “Diyarbakır'da kendisiyle görüştüğümüzde Fuller'e "Türkiye'de kimlerle görüşeceksiniz" sorusunu da yönelttik. "Kesinleşmiş bir programım yok. Ama mesela Fethullah Gülen'le görüşmek isterdim" demişti.Fuller'in bu arzusu gerçekleşmiş ve Fethullah Gülen Hoca ile görüşmüşler. özellikle Orta Asya'daki ve dünyanın çeşitli bölgelerinde açılan okullarda nasıl bir eğitimin verildiği konusunda soruları olmuş Fuller'in.”

[3] Zaman, 21.06.2003

[4]Bayram Küçükoğlu, Türk Dünyasında Misyoner Faaliyetleri, IQ Yayınevi, İstanbul, 2003.

[5] Hayati Özcan, Koçbaşı Misyonuna Davutoğlu Vizyonu, Aydınlık, 10.05.2009.






Açık İstihbarat @ 2011