Neden savunuyorum? - Mahir KAYNAK
Türkiye’nin tercihini bir benzetmeyle açılayabiliriz. Ya devletin üst kademelerinde, hatta en üst konumda olursunuz ama tüm kararları sizi çevreleyen şartlar belirler ve siz sadece makamın verdiği sembollerle yetinirsiniz ya da politika üretirsiniz. Türkiye şu anda dünyada oluşan şartları ve çözümü güç sorunları etkileyebilecek konumdadır ama tavrı ne koparırsak kardır ya da kaybetmeyelim yeter biçimindedir. Değerini başkalarının övgü veya yergilerine göre ölçmektedir. Oysa sahip olduklarına düşünce gücünü ve özgüvenini eklese, insanlığın dönüm noktasında anlamlı bir görev yapabilir. Ne kapabilirim demek yerine ne yapabilirim demenin tam zamanıdır ve bunun için akıl gücü yüksek bir devlete ihtiyacımız vardır.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenacialis walgreen coupon cheap cialis cialis couponcialis sample coupon cialis manufacturer coupon 2016 cialis manufacturer couponkamagra kamagra 100mg kamagra geloxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
Devletin gücüyle vatandaşın özgürlüğü arasında ters bir ilişki olduğu, etkin bir devletin insanları sınırlandırdığı düşünülüyor. Bu durumda devleti savunanlar halkın özgürlüklerinden fedakarlık yapmasına razı kabul ediliyor. Bu kesinlikle doğru değildir. Çünkü her özgürlük onu teminat altına alan bir güç tarafından korunabilir. Eğer devlet bu alanı boş bırakırsa ortaya çıkan boşluk başka birisi tarafından doldurulur. Sorun otoritenin kalkması ya da zayıflaması değil kimin otoriteyi temsil edeceğidir.
Bu sorunun demokrasiyle çözüleceği, özgür seçimlerle oluşan iktidarların otoriteyi temsil etmesi halinde devletle halkın aynı şey olacağı ve böylece hakim devlet, mahkum halk ilişkisinin söz konusu olmayacağı söyleniyor.
Sorun seçimlerin özgürlüğünde düğümleniyor. Güçlü ve müdahaleci bir devletin seçimlerin özgürlüğünü engellediği, koyduğu kural ve yasaklarla halkı kendi istediği biçimde oy vermeye zorladığı düşünülüyor ve totaliter rejimlerdeki seçimler örnek olarak gösteriliyor. Oysa medyanın ve örgütlenmenin önündeki sınırlar kalkarsa halk önüne getirilen seçeneklerden birini tercih eder ve yönetim onun istediği biçimde oluşur, deniyor.
Ancak halkın tercihleri doğadaki bitkiler gibi kendiliğinden oluşmazlar. Onlar daha çok bir tarla ürünü gibidir ve ekilen tohumun ne olduğu ve neyin hasat edileceği önceden bilinir. Tarlada yabancı otlar varsa temizlenir ve saf bir ürün elde edilir. Medyaya, eğitime yön verenler, siyasi partileri finanse edenler bu tarlanın sahibi konumundadır. Bir devlet tarla konumundaki kendi halkına istediklerini ekmezse ya bir başkası eker ya da yaban otları dolar.
Bu nedenle mücadele halkın özgürce iradesini belirtmesi adına değil, kimin egemen olacağının belirlenmesi için yapılır. Ancak bağımsız bir devlet olmak egemen olmak anlamını taşımaz çünkü egemenlik çok boyutlu bir kavramdır ve sınırlı sayıda güç tarafından kullanılır.
Sınırlı sayıdaki güç odağının sadece kendi halkı ve çıkarları için mücadele ettiği yaygın bir kanıdır. Mesela ABD’yi yönetenlerin amacının kendi halkının mutluluğunu veya yönetenlerin üstünlüğünü sağlamak olduğuna inanılır. Gerçekte halklar dünya üzerinde iddiası ve projeleri olanların kullandığı bir araçtır. Bu bakımdan kendi halkları özel bir konuma sahip değildir. Onlar diğer halkların ne dostudur ne düşmanı.
Bir ülke önce kendine şu soruyu sormalıdır: Mücadeleyi sadece kendimiz için mi yapıyoruz yoksa dünyanın yönünün belirlemesinde bir rol oynamak mı istiyoruz? Eğer mücadele kendiniz için ise size devletinizden daha iyi çözümler sunan birileri her zaman çıkabilir. Soruyu somut hale getirirsek AB’ye üye olmak isterken oluşmuş bir yapının nimetlerinden faydalanmak için mi istiyorsunuz yoksa içine girdiğiniz birliğin politikalarını oluşturarak ya da etkileyerek bir güç odağı mı olmak istiyorsunuz?
Türkiye’de güçlü bir devlet yapısının oluşmasını istememin nedeni ülkemizin tarihi, stratejik ve sosyolojik konumunun dünyayı etkileyecek bir güç odağı olmasına imkan verdiğini düşünmemdir. Bu dünyayı biz yöneteceğiz anlamına gelmez. Ancak bu, yönetimde oy sahibi olabiliriz demektir.
Türkiye’nin tercihini bir benzetmeyle açılayabiliriz. Ya devletin üst kademelerinde, hatta en üst konumda olursunuz ama tüm kararları sizi çevreleyen şartlar belirler ve siz sadece makamın verdiği sembollerle yetinirsiniz ya da politika üretirsiniz. Türkiye şu anda dünyada oluşan şartları ve çözümü güç sorunları etkileyebilecek konumdadır ama tavrı ne koparırsak kardır ya da kaybetmeyelim yeter biçimindedir. Değerini başkalarının övgü veya yergilerine göre ölçmektedir. Oysa sahip olduklarına düşünce gücünü ve özgüvenini eklese, insanlığın dönüm noktasında anlamlı bir görev yapabilir. Ne kapabilirim demek yerine ne yapabilirim demenin tam zamanıdır ve bunun için akıl gücü yüksek bir devlete ihtiyacımız vardır.