AKP'nin, ABD-İsrail İle Dansı -M. Ziya Varol
Son zamanlarda yakalanan PKK’lı teröristler dikkatinizi çekti mi? Peki yakalanmayanlar… Daha da önemlisi; “Türkiye’yi karıştırmak için PKK’yi manivela gibi kullanan asıl güç kim? Daha da önemlisi bu manivela kullanılarak Türkiye nasıl bir cendereye alınmak isteniyor?” Üzerinde düşünülmesi ve cevap bulması gereken önemli sorular bunalar. PKK'nın yabancı bir istihbarat servisinin desteği olmadan harekete geçtiğini düşünüyorsanız; Türkiye'de 30 senedir olan biteni hiç anlamamışsınız demektir. PKK, Türkiye'nin iktisadî ve sosyal yapısını sarsmak, yönetim erkini tehdit etmek ve belirli hedefler doğrultusunda yönlendirmek için kullanılan bir maniveladır, tıpkı diğer terör örgütleri gibi... Türkiye ekonomisinin borç sarmalı, İMF, AB’ye üyelik havucu da diğer büyüklü küçüklü onlarca maniveladan sadece bir kaçıdırcialis coupons printable link discount prescription drug cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholabilify idippedut.dk abilify
Avrupa'daki bir çok ülkeden ABD'ye, Rusya'dan Suriye'ye kadar çeşitli merkezler tarafından kullanılan PKK'nın, son zamanlarda gerçekleştirmeye çalıştığı eylemlerin arkasında kim olduğunun cevabı verilmelidir: PKK'nın Irak'ın kuzeyinde barınmasını sağlayan ABD ve peşmergeleri eğiten, bir kukla Kürt devleti kurdurma gayreti içindeki İsrail mi? Yoksa Avrupa ülkelerinden biri mi veya bir kaçı mı?
Türkiye çok ciddî günlerden geçmektedir. Terörist başının yeniden yargılanmasının gündemde olduğu, terör örgütünün şehirlerde siyasî eylem hazırlığı içinde bulunduğu ve Nevruz kutlamalarında bunun provasının yapıldığı düşünüldüğünde, yakalanan teröristler ve ele geçirilen patlayıcılar çok daha anlamlı hâle gelmektedir.
Bunlar sıradan eylemler değildir! Türkiye PKK manivelasıyla bir yere sürükleniyor.!
AKP iktidarı İsrail'le stratejik işbirliğini hareketlendirdi, ülke askerî anlamda İsrail’in kontrolü altına giriyor. Sıradan bir firma bile arz güvenliğini sağlamak için hammadde çeşitliliğine önem verirken, hatta çoğu zaman pahalı olmasına rağmen bir merkeze bağlı olmamak için maliyet artırmayı dahi göze alırken; Türkiye gibi bölgesinde çok ciddî çıkar çatışmalarına şahit olan gelecekte de olması -dahası bunlara taraf olması- muhtemel bir ülkenin askerî ihtiyaçlarını İsrail ve Amerikan merkezli temin yoluna gitmesi akıl kârı değildir.
Türkiye-İsrail arasında yaşanan yakınlaşma ve PKK’nın faaliyetlerindeki artış arasında bana göre bir paralellik var. Hatta Genelkurmay Başkanı’nın ve Bumin’in çıkışı bile Türkiye’nin sürüklenmek istediği mecra ile yakından ilgili... Direkt bağlantısı olmasa bile bu açıklamalar Türkiye’nin çekilmek istendiği mecraya siyasî iktidarın daha gönüllü veya ayak diretmeden kendiliğinden gitmesine temin edecek neticeler doğurmuştur.
Türkiye-İsrail arasında AKP iktidarı tarafından bugün kurulan ilişkilere Türk milleti aşama aşama hazırlanmıştır. Şimdilik sâdece bir iki anlaşmasının bilindiği Türkiye-İsrail ilişkilerinde yaşanan bu yeni durumun daha neler içerdiğini ileride öğreneceğiz. Refah-Yol döneminde kurulan stratejik işbirliğini “Yenilikçi” kanat ya da şimdiki adıyla “AKP” tamamlıyor. Tanıdık bir senaryo değil mi?
Bu sürecin nasıl işlediğini ya da geliştiğini şöyle özetlemek mümkün:
SANAL KRİZ MUHALEFETİ KESTİ
İsrail’in Irak’ın kuzeyindeki faaliyetler bundan yaklaşık bir sene öncesine kadar Türkiye’nin en önemli gündem maddesi iken “Kavgam krizi” çıktı. Aklı başında herkes Kavgam’ın Türkiye’de ırkçı bir tehdit oluşturmadığının altını çizmişken, hemen hemen her görüşten ister istemez birçok kimse bu konuya değinmek zorunda kalmıştır. “Kavgam” kitabınını Türkiye’de belirli bir satış rakamına ulaşması Avrupa ve Amerika’da haberlere konu olmuş kamuoyu günlerce bu tartışmalarla meşgul edilmiştir. Neticede de Türkiye’deki İsrail karşıtlarının sesleri, “ırkçı damgası yeme” tehdidiyle, sanal kriz yaratılarak kesilmiştir.
TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE İSRAİL ETKİSİ
Ardından ABD’nin Türkiye’ye yan gözle baktığı haberleri bombardıman edilerek, Türkiye-ABD ilişkilerinin sağlıklı bir zemine kavuşturulmasının yolunun İsrail’den geçtiği kanaati yeniden güçlendirilmiştir. Hollywood yapımlarından ABD’nin önde gelen gazetelerine varıncaya kadar bir çok alanda yürütülen bir kampanya ile nerdeyse Türkiye-ABD birbirine hasım iki ülke şeklinde sunulmuştur: Ama ne hikmetse o dönemde Türkiye’ye ABD’nin hemen hemen bütün önemli üst düzey yöneticileri gelmiştir. Bu ziyaretlerde nelerin pazarlık konusu yapıldığı ise hiçbir şekilde tam bir netlik kazanmamıştır. Oluşturulan medya baskının gölgesinde AKP’den taleplerde bulunan ABD’nin, bu dönemde istediği neticeyi tam olarak aldığı söylenemez.
Çünkü o dönemde gerek AKP içinde gerek kamuoyunda AKP’nin Amerikancı politikalarına karşı ciddî bir muhalefet gelişmişti. AKP hükümeti bu muhalefete rağmen atacağı her adamın kendisine sandıkta eksi puan olarak geri döneceğin ve dahası sandığa gitmeden bile bu eksi puanın Meclis’teki sandalye sayısına tesir edeceğinden endişe duyarak, ABD’nin taleplerine “yüzde yüz evet” diyememişti.
BU KADAR TESADÜF OLMAZ
Bu dönem içinde ABD’deki Türkiye karşıtı kampanya hızla artmış Erdoğan’ın Bush’tan talep ettiği randevu bir türlü alınamamış; Erdoğan’ın randevu alması İsrail gezisine bağlanmıştır. Sâdece İsrail ziyaretine bağlanmadığı da açıktır. Çünkü bu gezi başlı başına bir tavizken Milli Savunma Bakanı Gönül, Erdoğan’ın gezisinden sonra da İsrail’de kalarak bir dizi askeri anlaşma imzalamıştır. Beyaz Saray kaynakları ise Erdoğan İsrail’de iken Bush’un yarım saatlik bir randevu verdiğini açıklamışlardır. Yani randevunun bedeli İsrail’e savunma ihaleleri verilmek suretiyle ödenmiştir.
STRATEJİK DERİNLİK BU MU?
Bu gelişmeler, Türkiye’nin bölgedeki gücünü kullanamayacağının, inisiyatifi yeniden İsrail’e ve ABD’ye devrettiğinin işaretleridir. Dışişleri Bakanı Gül’ün akıl hocası olarak bilinen Ahmet Davutoğlu’nun “stratejik derinlikten” anladığı şüphesiz bu değil. Davutoğlu bölgesindeki hiçbir ülke ile düşmanlığı olmayan bir Türkiye öngörüsünden yola çıkarak tarihsel, kültürel mirasın kullanan ve bunun üstünden politika üreten güçlü “merkez köprü ülke” tasarımına sahip. Fakat anlaşılan o ki, komşularıyla sorunu olmayan bir Türkiye ideali için, Türkiye’nin “kırmızı çizgileri”nden tavizler vermesi gerektiği şeklinde bir yanlış strateji tercih etmiştir. Belki Davutoğlu aklındaki planı tam olarak sahaya yansıtamamaktadır zira, Gül ve ekibinin öncelikleri ile Erdoğan ve ekibinin önceliklerinin çatıştığı bilinmektedir.
Erdoğan’ın yakınında kimlik problemi olan dahası etnik milliyetçilik yapan bir kadro vardır. Medyada “Çin Seddi” olarak değerlendirilen bu ekibin ortak özelliği, “kripto” tipler olmasıdır. Ayrıca bu kişileri birey olarak değerlendirmek hatadır: Çünkü onlar belirli çevrelerin temsilcisi sıfatıyla oradadırlar ve üzerlinde farklı grupların mutabakatları olduğu tartışma götürmez. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile kavgası olanlar ile sınıf atlandığını sanan “motor” tutkunu zevatın ayrı ayrı görevleri olduğu söylenebilir. Kimisi “hız” tutkusun, kimisi ise “iktidar” tutkusunu; “tahrik” etmek, ve “tatmin” etmek için ordadır.
Kripto özellikleri bilenen neoconlarla ile aynı merkeze hizmet ettiği bilinen bu zevatın Türk dış politikasını Gül’ün ekibi ile kavga etme pahasına belirlediği bilinmektedir. Ve bu ekip Türkiye’yi ABD-İsrail eksenine çekmektedir. Gül ve ekibi ise, muhtemel bir Başbakanlık -Tayyip’in Cumhurbaşkanı olması hâlinde- hayaline yatarak bu mücadelede geri adım atan ve mümkün mertebe kendi öngörüleri paralelinde gelişmeleri maniple etmeye çalışan bir konumdadır.
SON DARBE ÖZKÖK’TEN
AÇIKLAMALAR AKP’Yİ BAŞKA KARASULARINA İTTİ
KAMUOYU İSRAİL’E TEPKİLİ
Türkiye’deki kamuoyu muhalefetinden dolayı AKP iktidarı belirli konularda ABD ve İsrail merkezli hareket etmekten çekiniyordu. Zira bu anlamda attığı her adım hem Meclis içinde hem de kamuoyunda bir hayli tepki topluyordu. Kamuoyunun ekonomik, sosyal gidişatın dışında yoğun olarak dış politikaya odaklanması AKP’nin elini zayıflatıyordu. Bu dönemde kendi vekilleri tarafından eleştirilen Erdoğan’ın karizması çizilmişti. Hatta AKP’ye koşulsuz destek veren boyalı basın dahi “Tayyip’in cilası döküldü” diyordu. Burada, Erdoğan’ın iktidara geliş sürecini hatırlamakta fayda var. Kendisine izafe edilen karizmayı nasıl kazandığı biliniyor.
Bugün AKP vekili sıfatını taşıyan isimlerin bir kısmının “su akarken küpü doldurma” zihniyetine sahip olduğu malumsa da grup içinde etkin olan isimlerin önemli bir kısmı 28 Şubat süreci ve sonrasında yaşananlardan rahatsızlıklarından dolayı Tayyip’in arkasındaydılar.
MİLLİCİLİK VURGUSU ÖNEMLİ
O dönem içinde “millik” ve “gayri millik” tartışmalarından çok, asker vesayetinden siyaseti ve ülkeyi kurtulma tartışmalarının ön plânda olduğunu, Türkiye’nin demokratikleşmesi idealinin insanların düşüncelerini şekillendirdiğini unutmamak gerekli. AKP iktidarı sürecinde yaşanan gelişmeler, vekillerin ve Türk milletinin önceliklerini değiştirmiş daha doğru bir ifâdeyle Türkiye’nin bekasının tehdit edilmesi millî hassasiyetleri başat hâle getirmiştir. Bu dönemde AKP içinde çıkan muhalif söylemin “millîcilik” vurgusu önemlidir.
AKP BİR ANDA KENETLENDİ
Genelkurmay Başkanı’nın açıklamaları ise bu endişenin yerini yeniden “vesayet” tartışmalarına bırakmasına vesile olmuştur. Çözülme süreci içinde olduğu söylenen AKP’de bir kenetlenme yaşanmıştır: Ardından gelen Bumin’in açıklamaları ise bu kenetlenmeyi daha da artırıcı bir role oynamıştır.
Seçilmiş olan, en azından hâkimiyetin kendilerinde olduğu iddiasında bulunan, kendisini iktidarı kullanma yetisine sahip olarak görme sanrısına sahip vekilleri rahatsız etmiştir.
Yeryüzünde halen gerçeğe değil algılamaya itibar edildiği bir başka değişle algılamanın gerçeği şekillendirdiği düşünülürse, kendilerini muktedir gibi algılayan vekillerin bu algısını sarsmak bu dönem içinde iyi olmamıştır. En azından bu ipotek algılamasının bir müddet daha AKP’de harç vazifesi yapacağını söylemek yanlış olmasa gerek.
ÖZKÖK’ÜN AÇIKLAMASI KURBAN EDİLDİ
Harp Akademilerinde yatığı yıllık değerlendirme konuşmasında bir çok önemli noktasının altını çizen Genelkurmay Başkanı, içerik bakımından olmasa da zamanlama ve taktik açıdan bir hatanın kurbanı olmuştur:
Gerçekler doğru zaman ve zeminde söylendiklerinde bir anlam ifade eder. Örneğin Türk askerlerinin başına çuval geçirildiğinde susulması, yine Kıbrıs’ın stratejik önemine vurgu iş işten geçtikten sonra yapılması zamanlama hatasını gözler önüne serse gerek. Taktik hata ise; kesinlikle tehlikeli olan ve İslam’ı gerçek bağlamından kopartarak emperyalizmin emrinde ulusların uyutulması için bir manivela hüviyetine indirmeyi hedefleyen “Ilımlı İslam Projesi”ne karşı çıkılırken kullanılan ifâdelerde kendini göstermiştir. Sizin neyi söylediğin değil medyanın bunu nasıl sunduğu önemlidir. Medyanın spekülasyon merkezli hareket ettiği malum iken açıklama metninde kullanılan “Türkiye İslam ülkesi” değildir ifadesinin manşete çekileceği göz ardı edilmiştir. Çok önemli ifadeler içeren metin iki cümleye böylelikle kurban edilmiştir.
Oysa uzun süre önceden hazırlanılan böyle bir açıklamanın çok daha sıkı gözden geçirilmesi ve spekülasyon yaratacak ifadelerin tespit edilmesi gerekirdi. Bugün bir anket yapılsa ve halka “Genelkurmay Başkanı ne dedi” diye sorulsa, kahir ekseriyetin vereceği cevap yukarıdaki cümledir.
İşte gerek Genelkurmay Başkanı’nın açıklaması gerek Bumin’in açıklamaları “kripto” zihniyetinin işine yaramış ve AKP kadroları vasıtasıyla Türkiye, Brüksel ve Washington’un kucağına hızla itilmiştir.
ERDOĞAN GOLÜ ATTI
Bu açıklamaların ardından yaşanan gelişmeler çok önemlidir: ABD’nin İncirlikle ilgili talepleri karşılanmış dahası yeni taleplerin karşılanması için yol açılmıştır. Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı açıklama sonrasında AKP, İsrail-ABD eksenli çizgiye eskisinden daha muhkem bir şekilde oturtulmuştur. Adeta beklenen gollük pas verilmiş ve misal dünyası futbolla sınırlı Erdoğan’a golü atmak kalmıştır.
ÖZKÖK, ORDU İÇİNDEKİ HUZURSUZLUKLARI DA KESMEK İSTEDİ
Genelkurmay Başkanı’nın bu açıklamasının bir diğer hedefinin Ordu içinde yaşandığı iddia edilen huzursuzlukların önüne kesmek olduğu da bellidir. Bu rahatsızlıkların sebepleri; Türk askerinin başına çuval geçirilmesi, Kıbrıs’ta yaşanan gelişmeler, AB’ye üyelik adına Türkiye’nin etnik ve dini bölünmesi, PKK’nın siyasallaşması, Irak’ın kuzeyinde Türkiye’yi de tehdit eden kukla bir devletin kurulması şeklinde kaba hatlarıyla sıralanabilir.
Zannedildiğinin aksine Ordu içindeki rahatsızlıklar “laiklik” ekseninde değildir.Eğer böyle bir teşhis yapılmışsa, bu teşhis yanlıştır. Çünkü Türkiye’nin varlığı ve bekası tehdit edilmektedir. Birliğini tesis olmayan bir ülkenin laik olmasının anlamı yoktur. Türkiye’nini varlığının laiklik üstünden de tehdit edilmesi söz konusudur ama bu bıçak hep iki türlü çalışmıştır.
Yani laikliği savunmak adına yapılan sert çıkışlarda Türkiye’nin varlığını ve geleceğini tehdit eder hale gelmiştir. Bugünkü siyasi iktidarın laiklikle sorunu bulunduğu bir vakıadır ama şu ayrımı yapmak gerekmektedir. Yüzde 99’u Müslüman olan ve kültürel iklimi Türk-İslam’ın oluşturduğu bir ülkede, kendini Türk-Müslüman olarak tanımlayan insanlara canları pahasına korudukları ve koruyacakları vatanlarında ikinci sınıf muamele yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Zaten devletin yüceliği de ayrım yapmakta gösterdiği hassasiyetle birebir örtüşür. Yani kurunun yanında yaşı yakmayan devletin büyüklüğü söz konusudur.
Türkiye’nin bugün karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike toplumun etnik ve dini yapılarla bölünmesi, üniter yapının zedelenmesidir. Kurunun yanında yaş yakılmaya devam edildikçe de bu tehdit büyümektedir.
Genelkurmay Başkanı Özkök, bu seneki değerlendirmenin neden basına açık olduğunu ve kurulan özel bir sistemle karargahlara ulaştırılmaya ihtiyacının neden duyulduğunu sorusunu şöyle açıklıyordu: “Ancak şu var ki, internet sitelerinde ve bazı medya organlarında yorumlar yapılıp aslı astarı olmayan haberler çıkmakta. Personelimizin ve komutanlarımızın bu yorum ve değerlendirmelerden etkilenmesi de doğaldır. Bu nedenle arkadaşlarımı bilgilendirmek ve yorumlara karşı kendi görüşümüzü açıklamak gibi bir durumumuz var. Silahlı Kuvvetler'in bilimsel karargahı olan Harp Akademilerinde üst düzey komutan arkadaşlarıma bu değerlendirmeyi yaparken, kendi oluşturduğumuz sistem ile yurdumuzun her yerindeki karargahlara da uydu yoluyla bunu yaptık."
Buradaki ifadeden de anlaşılacağı üzere Genelkurmay Başkanı konuşmasını millik üzerine oturtmuş ve milli menfaatlerin altını çizmek istemiştir.
KİMİN ELİ GÜÇLENDİ?
Genelkurmay Başkanı basında da yer alan “genç subaylar rahatsız” ifadelerini fazlasıyla ciddiye almıştır. Bu da Türkiye’de yaşanan gelişmeler karşısında Genelkurmay Başkanı’nın suskunluğu konusunda Ordu’da varolduğu iddia edilen rahatsızlıkların bir abartının ürünü olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla Genelkurmay Başkanı’nın açıklamaları bunları gidermeye yöneliktir de. Fakat ne yazık ki, açıklamalar genç subayların rahatsızlık duyduğu alanlardaki sıkıntıları gidermek yerine buna sebep olanların elini güçlendirmiştir.
Bugüne kadar AKP iktidarı tarafından uygulanana politikanın belirleyicisi konumunda Brüksel ve Washington bu konuşmadan sonra iktidar üstündeki tesirini artırma imkanı bulmuştur. Çünkü AKP zihniyeti “Türk askerinin şapkasını görmektense, Hıristiyan külahı görmek evladır” mantığı ile hareket etmiştir. Yâni hükümetin ABD ve İsrail eksenli siyasi çizgiye iyice yerleşmesine ve bunu tabanına açıklamasına imkan vermiştir.
BUMİN TUZ BİBER EKTİ
Eğer oyun iyi kurulmuşsa sizin yapacağınız her hamle karşı tarafın işine yarar onunun için hamlenizi zamanında yapmanız çok önemlidir. Dahası yapacağınız hamlenin karşı tarafın oyunu bozacak kadar iyi planlanmış olması gerekir. Zamansız ve taktik hatalardan dolayı Genelkurmay Başkanı’nın önemli açıklamaları, AKP’yi yeniden İsrail-ABD eksenine oturtmuştur. Oysa konuşma metni AKP’yi milli çıkarları gözeten bir çizgiye çekmek amacına matuf gibi gözükmektedir. Kısaca Genelkurmay Başkanı’nın konuşması aksi tazyik yapmıştır; AKP, Brüksel ve Washington merkezli siyaset gütmesinin bahanesini bulmuştur. Bumin’in açıklamaları da buna tuz biber ekmiştir.
KISIR DÖNGÜ OLUŞUYOR
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Türkiye bir çok manivela kullanılarak çok farklı bir mecraya doğru sürükleniyor. “Zaten İsrail-ABD ekseni vardı AKP daha fazla ne yapar” demeyin. AKP artık çok daha rahat Amerikan çıkarlarına müzahir olarak hareket edebilecek, Bir müddet vekillerin sesi kesildi. Tayyip ve kripto ekibi Türkiye’nin geleceğini etkileyecek telafisi bir hayli zor olan icraatlara imza atabilirler. İncirlik dışında üsler isteyen ABD bunları çok daha o kalay alacak, hem kamuoyu muhalefeti olmayacak hem de AKP’li vekiller seslerini çıkartmayacaklar. PKK manivelası kullanarak Irak’ta çatışma ortamına çekilebiliriz. Türkiye’de Apo’nun yargılanması ile başlayacak muhtemel bir çatışma dinamiği zaten dış finansmanla ayakta duran ekonomide bir krize sebep olabilir. Bu sosyal yapıda yaşanan kamplaşmayı daha da derin hale getirebilir.
Ve en beteri ise bunun bir kısır döngü oluşturmasıdır. AKP bunun sonucunda gider ama gelen iktidar ülke çok büyük sorunların altında kaldığı için Brüksel-Washington merkezlerinin tariflerine göre yönünü bulmaya çalışır. Bu arada en büyük ihraç malımız ordumuza yeni misyonlar biçilmesine de hiç itirazsız razı oluruz.
Yapılması gereken devletin tüm kurumları arasında bir işbirliğini tesis etmektir: AKP’nin içindeki iyi niyetli, vatanperver vekiller son zamanlarda sahnelenen “cambaza bak” hikayesinden kafaların kaldırıp “İsrail-ABD ekseninde neler oluyor” demelidirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin taht-şuuru varsa, PKK kozunu kimin kullandığını tespit edip gerekli cevapları bir an önce anlayacağı dilden iletmelidir. Ayrıca Genelkurmay Başkanlığı Türk milleti ile bütünleşmenin yolunu bulmalı, Türkiye’nin milli menfaatlerini savunmanın ancak Türk milleti ile birlikte olacağını görmelidir.
KULAKLAR ELE GEÇTİ, DEVE KİM?