Küresel Şebekeler26 Aralık 2010 00:00

İşte AKP: İsrail'e Jest Yapmak İçin Mavi Marmara'yı Ortada Bıraktılar!-Açık İstihbarat Özel

Sözün özü, Tayyip Erdoğan da, AKP hükümeti de Mavi Marmara krizinin, Tayyip Erdoğan'a "İslam dünyası liderliği" postu kazandırmak için düzenlenmiş bir proje olduğunu ve İsrail karşıtlığının bir sınırı bulunduğunu gayet iyi biliyorlardı... Dahası, kapalı kapılar ardına İsrail ile barışma sürecine girilmişken, böyle bir karşılamanın toplumda yeni bir İsrail karşıtlığı havası estireceğini, dolayısıyla bu riskin hükümet tarafından göze alınmayacağını İHH yetkilileri de gayet iyi biliyorlardı. Herkes rolünü oynadı, misyonunu yerine getirdi..Bir gece yarısı Akdeniz'in derin sularında ölüme terkedilenlerin bu kez de yakınları Çanakkale limanında terkedildi.. abilify idippedut.dk abilify

Aslında AKP'nin bu tavrı kimseyi, özellkle de Mavi marmara olayında İsrail kurşunlarıyla ölenlerin ailelerini şaşırtmamalı; çünkü daha önce de İsrail'in operasyon düzenleneceği kesinleşince birer bahane uydurup gemiye binmemişlerdi...

Yani vatandaş arslanlar gibi şehit olurken,"İsrail karşıtlığı" rantından bir adet "İslam alemi lideri Tayyip Erdoğan" çıkarma planı yapanlar, İsrail ile arayı yenididen düzeltmenin yollarını aramaya başlamıştı bile....

Mavi Marmara gemisi bugün İstanbul'a geliyor...

Ama "boş" olarak...

Başta organizasyonın öncülüğünü yapan İHH olmak üzere pek çok kurum ve kuruluş, geminin görkemli bir şekilde karşılanması için hazırlıklar yaptı, İstanbul sokakları haftalar önce duyurular ve afişlerle donatıldı.

Yine İHH tarafından organize edilen karşılama programına göre gemi, Çanakkale'den haziranda yaşanan olayda hayatını kaybedenlerin ailelerini de alarak İstanbul'a doğru yola çıkacak ve burada kitlesel gösterilerle karşılanacaktı.

Ölenlerin aileleri Çanakkale'de beklemeye başladılar. Bu arada Ankara ile sürekli temas halinde oldukları izlenimi veren İHH yetkilileri, ailelerin gemiye alınması için son hazırlıkları yaptı

Fakat o ne!

İHH'nın çok güvendiği dağlara aniden karlar yağmaya başladı. Çanakkale Valiliği, " hava muhalefeti, yolcu izninin olmaması ve geminin yetersizliği "nedeniyle ailelerin gemiye binmelerine izin verilmeyeceğini bildirdi!

Vatan gazetesinin haberine göre, "Oysa İHH yetkilileri, tüm bu bürokratik sorunların Ankara’dan gelecek bir telefonla halledileceğinden emin bir şekilde gazetecilerle konuşuyorlardı"...

Mayıs ayından beri yaptıkları gibi Ankara'daki "derin odaklarla" sürekli irtibat halindeydiler ama kendilerine güvence verildiği halde, duyuruları önceden yapılmış organizasyon, böyle bir darbe yemekten kurtulmadı..

Peki neden?



Bu sorunun cevabı, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dün bazı gazeteci ve köşe yazarlarıyla yaptığı toplantıda gizli. Davutoğlu bu toplantıda, Türkiye’nin İsrail ile barışma niyeti var mı, 26 Aralık Pazar günü (Bugün) İstanbul’a gelecek olan Mavi Marmara gemisini karşılayacak mısınız" sorusuna, İsrail ile barışma ümidimiz var. Bütün ülkeler ile barışma niyetimiz var. Mavi Marmara’yı karşılamayacağım. Bu karşılama töreni bir sivil toplum kuruluşu faaliyeti” cevabını verdi...

O toplantıda açığa çıkan "irade" ertesi gün (bugün) Çanakkale'de neler oalcağını da ortaya koyuyordu aslında.

İHH yetkilileri ve şehit aileleri AKP Hükümeti tarafından bir kez daha ortada bırakıldılar. Çanakkale'de toplanan vatandaşlara, gemiye bineceklerine dair güvence veren İHH, Ankara'dan esen bu rüzgâr üzerine ağız değiştirdi.

Kendilerinden beklendiği gibi hükümete sitemde bile bulunamadılar. İHH Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Oruç, "Gemi Comorros bayraklı, teknik donanımı yetersiz ve Marmara Denizi’nde elverişsiz hava muhalefeti var. Bu nedenle gemimiz İstanbul'a boş gitti" şeklinde valilik yetkilisi ağzıyla açıklama yaptı.

Kendisine "Peki bunları önceden bilmiyor muydun da, İstanbul'un duvarlarını afişlerle donattın; aileleri Çanakkale'ye çağırdın?" sorusunu soran çıkmadı.

İHH bir "misyon" kuruluşuydu ve bir "misyonunu" daha yerien getirmişti...

Netice:

-9 Türk vatandaşının hayatını kaybettiği olayda bazı AKP milletvekillerinin gemiye binmekten son anda vazgeçtikleri daha önce ortaya çıkmıştı. Bunun anlamı şu demekti:

İsrail ile yürütülen pazarlıklarda gemiye askeri operasyon düzenleneceği kararlılığı görülünce birileri canlarını kurtarmayı tercih ederken, ideallari uğruna gemiye binen siviller ölüme terkedilmiştir...

-Olaydan sonra AKP hükümetinin yaptığı bütün yüksek tonlu "hesap soracağız" açıklamaları havada kalmış, bırakın hesap sormayı neredeyse İsrail'den özür dileme noktasına gelinmiştir.

-Yılın bitimine günler kala çıkarılan "İsrail tazminat ödeyecek" şayiası da , "şehitliğin tazminatı mı olur?" sorusu bir yana, bizzat Ahmet Davutoğlu tarafından balon gibi söndürülmüştür...

-Sözün özü, Tayyip Erdoğan da, AKP hükümeti de Mavi Marmara krizinin, Tayyip Erdoğan'a "İslam dünyası liderliği" postu kazandırmak için düzenlenmiş bir proje olduğunu ve İsrail karşıtlığının bir sınırı bulunduğunu gayet iyi biliyorlardı...

-Dahası, kapalı kapılar ardına İsrail ile barışma sürecine girilmişken, böyle bir karşılamanın toplumda yeni bir İsrail karşıtlığı havası estireceğini, dolayısıyla bu riskin hükümet tarafından göze alınmayacağını İHH yetkilileri de gayet iyi biliyorlardı.

-Herkes rolünü oynadı, misyonunu yerine getirdi..Bir gece yarısı Akdeniz'in derin sularında ölüme terkedilenlerin bu kez de yakınları Çanakkale limanında terkedildi..

Bu olanların hesabını AKP'den sorup sormamayı şehit ailelerinin ve Mavi Marmnara goygoyculuğu yapan yandaş basının vicdanına bırakıyoruz. (Çanakkale valilliğinden gelen açıklama üzerine hemen seslerini kestiler zaten)

Bizim kendimize sormamız gereken soru şu:

Mavi Marmara olayında küresel siyasete kurban gidenlerden birinin bile yakını bu oyunu görüp de hesap soramıyorsa, yoksulluğun pençesindeki vatandaşı "makarna-kömür karşılığı oyunuzu satıyorsunuz" diye suçlamaya daha ne kadar devam edeceğiz?

Mavi Marmara olayında yakınlarını kaybeden ve Çanakkale'de gemiye alımayan vatandaşlarımız okusun diye Ahmet Davutoğlu'nun açıklamasını aynen sunuyoruz:

"İsrail ile barışma niyetimzi var
Gazete köşe yazarlarıyla İstanbul’da bir araya gelen Davutoğlu, 2010 yılında diplomatik alanda meydana gelen gelişmeleri değerlendirdi. Davutoğlu, toplantıda "Türkiye’nin İsrail ile barışmaya niyeti var mı? 26 Aralık Pazar günü İstanbul’a gelecek olan Mavi Marmara adlı gemiyi karşılayacak mısınız?" sorusu üzerine şunları söyledi:

"İsrail ile barışma niyetimiz var. Bütün ülkelerle barıştan yanayız. Arabuluculuk yürüttüğümüz bir ülkeyle ilişkilerimizin kötü olmasını niye isteyelim. Karşıdan da aynı irade gelmeyince zorluk yaşıyoruz. Bizde irade var ama karşı tarafta irade oluşturmak çok zor. Yangın uçağı gönderme kararı iki dakika sürdü. İsrail’de benzer bir karar Türkiye’ye dönük alınması gerekseydi,koalisyon arasında günlerce tartışma çıkardı, tartışma basına sızardı, iş olmazdı. Herkesin sıkıntısı aynı. Öylesine bir koalisyon yapısı var ki,içlerindeki rekabet dışa karşı rekabetten daha çetin. Uluslararası sularda Türk vatandaşları öldürüldü, bu gerçeği başka hiçbir şey örtemez. Türkiye’ye hiçbir suç yüklenemez.​​​"

Cenevre’deki görüşmelerin gizli kalması gerekirken iki saat içinde basına sızdığını dile getiren Davutoğlu, "Niye yapıyoruz? Hem ilişkiyi korumak istiyoruz, hem de hakkımızı savunmak... Bu yardım sürecini fırsat bilerek yeni bir süreç başlattık, bir yere geldiğinizi düşünüyorsunuz, iki adım geri gidiyor.Eğer İsrail ile dostluğumuz sürecekse özür ve tazminattır bunun yolu. Yarın (bugün)İstanbul’a gelecek olan Mavi Marmara adlı gemiyi karşılamayacağını belirten Davutoğlu, gemiye yapılacak karşılama töreninin bir sivil toplum kuruluşu faaliyeti olduğunu ve o STK’nın bu faaliyeti özgürce yapabileceğini ifade etti.(25 Aralık 2010, Vatan gazetesi)