Siyaset12 Ekim 2004 00:00

Bütünü görmek - Mahir Kaynak

Türkiye’de, son yıllarda, ciddi bir ahlaki çöküş olduğu ve özellikle bürokratların, çıkar ilişkileri nedeniyle, suç örgütlerinin ağına düştüğü gözleniyor. Bu sadece bir ahlak sorunu mudur yoksa bunu besleyen bazı temel nedenler mi vardır? new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponsabilify abilify alkohol abilify

Bu yazıda bu sebeplerden birine eğileceğiz. Şüphesiz söyleyeceklerimiz tek neden değildir ancak insanların davranışlarını sadece ahlaki değerlere bağlamak da yetersiz kalabilir.

Eğitim sistemimiz, özellikle 1980’den sonra ciddi bir değişim geçirmiş ve yabancı dil eğitimi birinci sıraya oturmuştur. Çalışma hayatı boyunca tek kelime yabancı dil kullanmayacak insanlar bile bir yabancı dili öğrenmek veya biliyormuş gibi davranmak zorundadır. Yabancı dil bilgisi, meslek bilgisinin önündedir. Okullarda yabancı dille eğitim yapılmakta ve öğreten söyleyebildiğini öğretmekte, öğrenci anlayabildiği kadarını öğrenmektedir. İş bulabilmek bu konudaki yeterliliğinize bağlanmıştır.

Devlet okullarının yabancı dil konusundaki imkanları sınırlıdır. Zaten olay yabancı dili bilmek olarak değil bunu öğreten bir okuldan mezun olmak şekline dönüşmüştür. Bu imkan paralı orta öğretimin ve paralı üniversitelerin cazibesini artırmakta, insanlar çocuklarını burada eğiterek iyi bir gelecek sağlayacağına inanmaktadır.

Halkımızın çoğu çocuklarının geleceğine bugünkü yaşamlarından daha fazla önem veriyor. Hayallerini bile onlar kanalıyla gerçekleştirmek gibi uç noktalara varan bu eğilim herkesi bir arayışa itiyor. Daha iyi bir eğitim ve böylece daha iyi bir gelecek sağlamak en ciddi sorun haline geliyor.

İyi bir eğitim için para gerek

Türkiye’de hiçbir ücret bu endişeyi ortadan kaldıracak düzeyde değil. Özelikle bürokratlar, eğer çocukları üstün yetenekli değilse, bu engeli aşamıyor.Üst düzey yöneticiler ve görevliler bile çocuklarını, yetersiz olduğuna inanılan devlet okullarına göndermek zorunda. Özellikle taşrada görev yapanlar bu sorunu daha ciddi boyutta yaşıyor. Bir çok kişiden ‘Çocuğumla kişiliğim arasında bir tercih yapmak zorundaydım, ikincisini seçtim’ sözünü duyabilirsiniz.

Üstelik bu tercih bir kar topu gibi yuvarlandıkça büyür. Bir kişinin davranışı ve imkanlarını artırmak için ödün vermesi diğerlerini de böyle davranmak zorunda bırakır. Ayrıca bu alan sadece kişisel çabalarla doldurulmuyor. Bazen ideolojik bazen uluslar arası örgütler sistemli bir biçimde bu boşluğa yerleşiyor. Bir üst aşamada yurt dışı eğitim imkanları sağlanıyor ve bu yolla hem beyin göçü organize ediliyor hem de toplumun ön saflarında görev yapacak kapasitedeki kişiler yetiştiriliyor.

Bilimin evrensel olduğu ve yurt dışı eğitimin globalleşen dünyada buna uygun olarak yapılmasında herhangi bir sakınca olmadığı söylenebilir. Bir şeyi kendi iradenizle alırsanız bu sizin tercihinizdir, veriliyorsa başkasının politikasını yansıtır. Mesela siz müzik eğitimi yapmak isterken, burs bulduğunuz için fizik eğitimi yaparsanız bu sizin tercihiniz olmaz.

İş bulmak da bir sorun

Bu karmaşa içinde eğitimini bitiren kişinin sorunu bitmiş sayılmaz. İş bulmak, üstelik bunun iyi bir gelecek sağlayacak cinsten olmasını istiyorsanız önemli bağlantılarınız olması gerekir.

Bu sorunların önemli bir bölümü hayatın doğası gereğidir ve bunların çözülmesi beklenemez. Çünkü insanların kaderi, önemli ölçüde, kendi yetenek ve başarılarına bağlı değildir. Yaşadıkları ülke eşit insanlara farklı bir hayat sağlar. ABD’de cıvata sıkan bir işçi Türkiye’deki bir proje mühendisinden daha müreffeh olabilir. Zaten bu yüzden ülkeyi düşünmek ve onun gelişmesini sağlamak için çaba sarf etmek sadece bir vatanseverlik değil aynı zamanda bir bencilliktir.

Ülkemizde bürokrasinin, meşru veya gayri meşru, bazı çıkar gruplarıyla ilişki içinde olmasının sebeplerinden biri de budur. Bir ülkenin eğitim sistemi, ortalama bir vatandaşına en iyi sayılan eğitimi verecek biçimde düzenlenmeli veya en azından sorumlu mevkilerdeki yöneticilerin çocuklarını buralarda eğitecek kadar gelir elde etmesi gerekir. Ama, sırf bu sebeple olmasa bile, sorumluluk taşıyan kişilerin gelir düzeylerinin yükseltilmesi gerekir. En alttaki ile en üstteki arasındaki orana bakılmamalıdır. Ülke düzeyindeki gelir farklılığına katlanıyorsanız buna da katlanmanız gerekir.