Emperyalistler ve Yeni Mozaikçiler CHP’nin Kökünü Kurutabilirler mi?- Mustafa Yıldırım
CHP’yi köklerinden koparma eylemi 1939’dan günümüze sürüyor. Kökü kurutmaya aday olanlar kimi zaman partinin yönetimine de el koyuyorlar. Ancak ne Amerikan desteği, ne AB kışkırtması, ne CIA ve ötekiler başaramıyorlar. AKP taklidi yönetimlere bağlanmaya ve keyiflerini bozmadan Anglo-Amerikan devrimciliği(!) yapmaya çalışanlara duyurulur! new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponskamagra kamagra 100mg kamagra gel
CHP yönetimine el koyan ekibin Amerikan ilişkilerini, turuncu devrim meraklarını, bildik Abant toplantısına katılışlarını, AKP’yi kurtarma hareketine verdikleri geçmiş desteği, AKP’nin 301. madde değişikliğine verdikleri desteği, faşist baskılara karşı eften püften günlük sözlerle muhalefeti dibe çektiklerini, Amerikalılardan ödül alan Kürt Milliyetçilerini partiye çağırmalarını, NATO genişleme programı kapsamında kurulacak olan füze kalkanı, Ermenilerin elini güçlendiren AKP açılımları, sonu ülkenin mozaik federasyonlaştırma konularında suskunluklarına değinince pek çok rahatsızlık da ortaya çıktı.
Ağızlarından Mustafa Kemâl ATATÜRK adı düşürmeyenlerden bazıları dahi CHP’nin köklerinden koparıldığını duyurduğumuzda bu yaklaşımımızı CHP’nin içinde kavga çıkarmaya, o partiyi iktidardan uzak tutmaya çalışmak olarak yorumladılar. Bazıları da AKP’nin “takiyye” yaptığını belirterek bir kere de CHP takiyye yapsa da iktidara gelse, dediler. CHP’nin yeni yönetiminin Amerikan imajcılığı ( göz boyamacılığı) tavrıyla PKK sempatizanlarına sevgi göstermelerini eleştirdiğimiz için öfkelendiler ve bunlar yapılmazsa Doğu’dan oy alınamayacağını ileri sürdüler. Oturdukları yerden iktidar falına bakanlardan bazıları da bağımsızlık, özgürlük isteğimizi romantiklik olarak hafife almaya kalktılar. Anlaşılan oydu ki bu tür görüş sahipleri, CHP’nin her ne şekilde olursa olsun iktidara gelmesini ve bu yolda takiyye yapmasını dahi istemektedirler. Acaba neden? İlla iktidar istiyorlarsa iktidardaki partiye katılabilirler ya da sokak ağzıyla, Amerikan yanaşmacılığıyla “Başbakan” olmayı düşleyen acemiler yerine AKP çevresinden bir ünlüyü parti başkanlığına getirebilirler.
Bizim davamız bellidir:
Ülkenin bağımsızlığı, ulusun özgürlüğü için Anglo-Amerikan-Farsi yayılmacılığına karşı direnmektir. Bu direnişte başı çekecek olan CHP ise, Amerikan yamaçlarında, Ilımlı Dindarlık mahfillerinde dolaşanlarla uzlaşanların, Abantçıların o partinin yönetiminden uzaklaştırılmaları asli görevdir!
İktidarı kapıp sebeplenmek isteyenleri de tarihe gömmek ve yeni bir bağımsızlık yürüyüşünü kökten başlatmaktır.
Bunun böyle olmasının tarihsel zorunluluğunu Gazeteci Işık Kansu’nun bir okuruna “Türk Devrimi Sürecektir” başlığıyla verdiği özgün yanıtı çok iyi açıklıyor:
“Kitaplar okudukça, devrim tarihi sürecini öğrendikçe anladık ki, biz neredeyse Atatürk’ün ölümünden sonra onun hiç izinde olmamışız. Tıpkı, Atatürk’ün çevresindeki kimi Osmanlı paşaları ve algısı donuk bürokratlar gibi. Zaten Atatürk’ün sözlerinden ve atılımlarından anlıyoruz ki, o da kimse onun izinden gelmesini istememiş. Daha doğrusu, neredeyse bir avuç aydın ile tek başına yarattığı devrim dondurulsun istememiş.
Düşünün, Atatürk ve bir avuç aydının yarattığı devrim; hem rönenansı, hem reformu, hem Fransız devrimini, hem 19. yüzyıl boyunca yaşanan sanayi devrimini, hem de 1915 Rus devrimini içinde barındırır, üstüne Anadolu insanının doğasını ve yaşamla barışık felsefesini, dahası en önemli ilkelerinden biri olan “bağımsızlığı” ekler.
Türk devrimi, özgündür, örnektir. Gündelik yaşamla harmanlandığı, kurtuluştan güç aldığı için derinliklidir. O derinlilik, tutuculuğa izin vermez, ama devrimin sürdürülmesini zorunlu kılar. Aklın, toplumun ve insanın özgürlüğünün bir arada yürümesi üzerinde temellenir. Bu birbirinden ayrılamaz üç kardeş özgürlük, özünde taşıdıkları anlam ve bütünlük yüzünden bir izne ya da nöbete gerek duymazlar.
Dünyanın ve insanlık ailesinin evrimsel gelişmesine baktığımızda, devrimler yapılmış, geriletilmiş, ama kazanımları silinememiştir. Çünkü toplumların, insanın, hatta doğanın gözeneklerine sinmişlerdir.
Devrimler, elde silah ya da bellenmiş beylik sözlerle başında beklenecek oluşumlar değildir. Sürdürülür ve yaşatılırlar. Tıpkı yaşam gibi sürüp giderler. Ölmezler, kuşaktan kuşağa aktarılırlar.
Doğrudur, devrimlerin yarattıkları, karşı devrimin etkisiyle zaman zaman silikleşir. Tıpkı bugün Atatürk’ün güven verici sesinin, Türk devriminin halkçı, bağımsızlıkçı yelinin pek duyulmaz olması gibi. Ancak, 1923 devrimi bizim ta içimize bir gül aşısı vurduğu için içinde bulunduğumuz kötü gidişi algılayabiliyoruz. Bilincimizde ışıyor yağmur, çamur ve sonra güneş… Türk devrimi, tüm devrimler gibi içimizde yanan güneştir.”
[Işık Kansu, Cumhuriyet, 22.11.2010]
CHP’yi köklerinden koparma eylemi 1939’dan günümüze sürüyor. Kökü kurutmaya aday olanlar kimi zaman partinin yönetimine de el koyuyorlar. Ancak ne Amerikan desteği, ne AB kışkırtması, ne CIA ve ötekiler başaramıyorlar. Nedeni Kansu’nun satırlarında apaçık görünüyor. AKP taklidi yönetimlere bağlanmaya ve keyiflerini bozmadan Anglo-Amerikan devrimciliği(!) yapmaya çalışanlara duyurulur