Medya25 Kasım 2010 00:00

İşte Zaman'ın Katliam Destekçiliği

<p> <span style="font-size: 14px"><span style="font-style: italic">&ldquo;Bayrampaşa Cezaevi&#39;nde 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilen &#39;Hayata Dönüş Operasyonu&#39;yla ilgili açılan davada müşteki sıfatıyla ifade veren Ahmet Tamer, operasyonun arkasındaki şahısların yıllar sonra Ergenekon soruşturmasında tutuklandıklarını söyledi.&rdquo;</span></span></p> <p> <span style="font-size: 14px">Bu yüzsüz fırsatçılığa karşı çok yanıt verilebilecek olmasına rağmen, bunun yerine bir gerçeği hatırlatmak istedik: <span style="font-weight: bold">Zaman gazetesinin temsil ettiği cenahın, Hayata Dönüş katliamı karşısındaki tavrını.</span> Katliamdan iki gün sonra, 21 Aralık 2000&rsquo;de Zaman gazetesinde Tamer Korkmaz imzasıyla çıkan yazıyı yorumsuz paylaşıyoruz.</span></p> <p> <span style="font-size: 14px">&nbsp;</span></p> <div style="display:none">cialis 5mg prix en pharmacie <a href="http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie">cialis 5mg prix en pharmacie</a> cialis 5mg prix en pharmacie</div><div style="display:none">buscopan <a href="http://www.floridafriendlyplants.com/Blog/page/buscopan-hund-0ZH.aspx">floridafriendlyplants.com</a> buscopan plus</div><div style="display:none">oxcarbazepine dosage <a href="http://www.bilie.org/blogengine/page/oxcarbazepine-49L.aspx">bilie.org</a> oxcarbazepin</div>

İşte Zaman'ın Katliam Destekçiliği

Sol Haber

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

25.11.2010


(Açık İstihbarat : Zamanın Bayrampaşa cezaevinin terör örgütlerinin eğitim kampüsüne ve çiftliğine  dönüştüğü nasıl bir gerçekse; sözkonusu düzeni dağıtmak için kullanılan yöntemin nasıl kabul edilemez bir katliama dönüştüğü de ayrı bir gerçektir. Değişmeyen gerçek ise; Zaman gibi "Gladio" matbuatlarının her dönem sırtlarını egemen güce dayayıp  aynı zamanda kendilerini "demokrat" olarak pazarlayabilme becerileridir.Keza; o gün Hayat Dönüş Operasyonunu yapan irade ile bugün Silivri'ye insanları tıkan irade aynı iradedir ve Zaman her seferinde de bu iradeye biat etmiştir. Bu nedenle Sol Haber, Zaman'ı tutarsızlıkla suçlarken hata yapmaktadır. Zaman; "Gladio"'ya  hizmet ederken her zaman tutarlı ve istikrarlı bir çizgi izlemiştir. )

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Zaman gazetesi, Hayata Dönüş Operasyonu davasının Salı günü görülen duruşmasının ardından yaptığı haberde sağcıların yıllardır gizlediği bazı ayrıntılara yer verirken, katliamı "Ergenekon'un" yaptığı iddiasında bulundu. Oysa Zaman'ın o dönemde yazdıkları, hiç şüpheye yer bırakmıyor.

19 Aralık 2000 tarihinde Bayrampaşa Cezaevi’nde devrimci tutsakların F tipi tecrite karşı başlattıkları ölüm oruçlarına son verme iddiasıyla gerçekleştirilen, 28 devrimcinin hayatını kaybettiği “Hayata Dönüş” operasyonu davası, önceki gün duruşmayla devam etti. Zaman gazetesi, duruşmayla ilgili verdiği haberde olayın katliam boyutuna dair de bazı ifadelere yer verirken, utangaç bir biçimde operasyonu Ergenekon’un yaptığı imasında bulundu.

Birçok mağdurun ifade verdiği duruşmayla ilgili haberine “Hayata dönüş operasyonunun mağduru konuştu” başlığı atarak bir kişinin ifadesini öne çıkaran Zaman’ın haberi şöyle başladı:

“Bayrampaşa Cezaevi'nde 19 Aralık 2000 tarihinde gerçekleştirilen 'Hayata Dönüş Operasyonu'yla ilgili açılan davada müşteki sıfatıyla ifade veren Ahmet Tamer, operasyonun arkasındaki şahısların yıllar sonra Ergenekon soruşturmasında tutuklandıklarını söyledi.”

Bu yüzsüz fırsatçılığa karşı çok yanıt verilebilecek olmasına rağmen, bunun yerine bir gerçeği hatırlatmak istedik: Zaman gazetesinin temsil ettiği cenahın, Hayata Dönüş katliamı karşısındaki tavrını. Katliamdan iki gün sonra, 21 Aralık 2000’de Zaman gazetesinde Tamer Korkmaz imzasıyla çıkan yazıyı yorumsuz paylaşıyoruz.

"Nihayet...

Bayrampaşa Cezaevi'nde bazı koğuşlara tam dokuz yıldır girilemiyordu... Cezaevi değil, derebeylikti Bayrampaşa; adeta 'kurtarılmış bölge' idi...

Koğuşlar, sol örgütlerin üssü haline gelmişti...

Bir anlamda, devletin giremediği 'kendine has kanunları olan bir otel'di!

Örgüt liderlerinin balık besledikleri 'havuz' dahi vardı. Bir sonraki aşama, galiba 'olimpik yüzme havuzu'ydu!

Bazı koğuşlarda ise, ördek besleniyordu...

Ölüm oruçları başlamadan hemen önce Bayrampaşa Cezaevi'nde düzenlenen törenin görüntülerini izlediğinizde, orasının bir cezaevi olduğunu tahmin etmeniz çok zordu...

Çünkü, cezaevinden ziyade, Spor ve Sergi Sarayı'nda yapılan bir tören vardı, sanki karşınızda!

*

Cezaevlerinde yok, yoktu...

Hemen her çeşit silah, mebzul miktarda mermi, kalaşnikof, el bombası...

Telsiz telefon, sayısız cep telefonu, hatta uydu telefonu!

'Cezaevi Telekom' bile kurulmuştu. Cezaevinin yakınlarında bir yerden kaçak bir santral hizmet veriyor, faturalar 'görüş gününde' tahsil ediliyordu!

Tarifeler de şahaneydi: Cep telefonuyla görüşmenin dakikası 5 dolar, cezaevine cep telefonu sokmak ise 3 bin dolardı!

Mafya şeflerinin, çetebaşlarının koğuşları daha çok kral dairesini andırıyor; siyasi tutuklular da çoktan kendi egemenliklerini kurmuş, örgütsel olimpiyat düzenliyorlardı!

*

Ölüm oruçlarının kumanda merkezi olan Bayrampaşa başta olmak üzere, birçok cezaevine devlet, uzun bir aradan sonra, nihayet müdahale etti...

Mahkumlar kalaşnikofla karşılık verdi!

Şimdi şöyle bir düşünün, kalaşnikoflu bir mahkum, içerideki 'son derece özgür' şartlardan sonra, F Tipi Cezaevi'ne gönderilmeyi ister mi, diye!

"F Tipi insancıl değil, istemezük!" nidaları, ölüm oruçları bahaneydi; mesele 'cezaevlerindeki kurtarılmış bölgelerin egemenliğini teslim etmeme' meselesi idi...

Cezaevlerinde operasyon başladığı saatlerde, Bayrampaşa'dan bir örgüt ileri geleni, telefonla Bartın Cezaevi'ni arıyor ve "Bir direnişçi arkadaşımız kendisini yaksın!" talimatını veriyordu!

Ölüm oruçları bağlamında 'insan hayatı'nın kıymetine son derece haklı olarak vurgu yapanların; insanın yaşama hakkını bir kalemde siliveren bu korkunç talimata da aynı duyarlılığı göstermeleri gerekiyor!

Bu arada, İçişleri Bakanı Tantan'ın "Ölüm orucu yapıyoruz diye herkesi kandırdılar. Hastahaneye kaldırılanların çoğu sağlam çıktı!" şeklindeki açıklaması, üzerinde ısrarla durulması gereken çok önemli bir noktayı haber veriyor!

*

İyice laçka olan cezaevlerine müdahale elzemdi. Devlet, müdahalede çok gecikmişti...

Son on yılın 'siyasi sorumluları' cezaevlerinde devletin otoritesinin kayboluşunu resmen seyrettiler! Yılların ihmali, bugünkü vahim tabloyu getirdi...

Devletin, cezaevlerini siyasi örgütlerin hakimiyetinden kurtarmayı bütünüyle başarması gerekiyor. Bununla yetinmeyip, 'içerisini' mafyanın egemenliğinden de kurtarmak zorunda!






Açık İstihbarat @ 2010