Siyaset22 Kasım 2010 00:00

Milli Eğitimin Rotası Milli mi? - Reyhan İşeri

Basına yansıyan haberlere göre MEB tarafından hazırlanıp basılmış ve hatta öğretmen adaylarına dağıtılmış bu kitapçıkta itirazım olacak iki önemli konu var. Bu önemli konular sadece şahsımı ilgilendiren konular değil. Devletin ve milletin ve hatta gelecek nesillerin bekası olarak gördüğüm “Milli Devlet” anlayışının nasıl yıpratıldığı için önemlidir. Çünkü MEB tarafından hazırlanmış bir nevi mektup özelliği taşıyan bu belgede....   discount drug coupons click free discount prescription cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenadiscount card prescription racindirt.com prescription drugs discount cardskamagra kamagra 100mg kamagra gel

Milli Eğitimin Rotası Milli mi?

Reyhan İşeri - Haber 2000

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

22.11.2010


Milli Eğitim Bakanlığı öncülüğünde 1-5 Kasım 2010 tarihleri arasında Ankara’da toplanan Milli Eğitim Şûrası’nda alınan okullarda “Andımız” ve “İstiklal Marşı”nın zorunlu olmaktan çıkartılmasının şokunu daha üzerimden atamamışken MEB tarafından hazırlanıp dağıtılan mesleğe yeni başlayan öğretmenler için “Rehber Kitapçık” denilen kitapçık şokun şokunu yaşamama vesile oldu.

Bir taraftan da “Acaba Türkiye’de değil de hangi ülkede yaşıyorum?” diye kendi kendime sormama...

Neden mi?

Bakın!

Basına yansıyan haberlere göre MEB tarafından hazırlanıp basılmış ve hatta öğretmen adaylarına dağıtılmış bu kitapçıkta itirazım olacak iki önemli konu var. Bu önemli konular sadece şahsımı ilgilendiren konular değil.

Devletin ve milletin ve hatta gelecek nesillerin bekası olarak gördüğüm “Milli Devlet” anlayışının nasıl yıpratıldığı için önemlidir. Çünkü MEB tarafından hazırlanmış bir nevi mektup özelliği taşıyan bu belgede....

“…Öğretmenler yaşadığı yörenin bir üyesi olarak konuşulan yerel dili öğrenme çabası içine de girebilir. Bu yaklaşım yöre halkı tarafından sempatik bulunabilir…”

şeklinde bulunulan tavsiyeyi içime sindirmem imkânsızdır.

Nitekim bu tavsiyede kürtçe “yerel dil” şeklinde üstü kapalı olarak ifade edilmiştir. İşte bu noktadan hareketle bakanlık tabelasında “milli” kavramı yer alan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bu tavsiyesinin sineye çekilecek bir yanı yoktur.

Hem adında “milli” olacak hem de kendi millilikten çıkacak. Hatta “Milli Devlet” anlayışının temeline yerleştirilecek üç – beş dinamitle havaya uçuracak özelliğe sahip bir tavsiyedir. Ama yinede çileden çıkmadan düşünmeye çalışıyorum.

Lehçe olarak görebileceğim bir ağzı nasıl olurda Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öğretmenine öğren diye tavsiyede bulunur? Hem de yerel dil olarak...

MEB’in görevi dünyanın en geniş kelime hazinesine sahip dillerinden biri olan ve hatta binlerce yıllık tarihi geçmişe sahip Türk dili Türkçemizi küresel deformasyona karşı koruyup dünyada yaygınlaşmasını sağlayıp saygınlığını korumak mı yoksa birilerinin dil olarak dayatmaya çalıştığı bir ağzı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öğretmenlerine tavsiyede bulunarak öğrenmelerini sağlayıp yayılmasına ve köklü bir dil haline getirilmesine öncülük etmek midir?

Şimdi “Hadi sende oradan! Masumane bir davranışı abartıyorsun!” diye düşünenlerde olmuştur. Vallahi abarttığımı zannetmiyorum.

Lakin Milli Eğitim Şûrası’nda alınan okullarda “Andımız” ve “İstiklal Marşı”nın zorunlu olmaktan çıkartan kararın üzerinden iki hafta geçer geçmez bu şekilde bir tavsiyenin de ortaya çıkması MEB’in masum bir davranış sergileme ihtimalini ortadan kaldırıyor.

Bu nedenle de MEB’in bu davranışını ben hiç masumane olarak değerlendiremiyorum. Ve hatta bunda bir ihanet görüyorum. Evet, ihanet diyorum. Çünkü bu tavsiye anca “Milli Devlet” anlayışına ve Türkçemize yönelik yapılmış planlı programlı bir ihanettir.

Neden mi?

Kurulduğu günden beri etnik bölücü terör örgütü ve yandaşları söylemlerinde, bildirilerinde devlet tarafından kürtçenin bir dil olarak tanınmasını, Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası’nda Resmi dil olan Türkçenin yanında kürtçenin de yer almasını, okullarda kürtçe eğitime, şahıs ile yer isimlerinde kürtçe isme ve kürtçe televizyon yayınına izin verilmesini savunurken mevcut hükümet dönemine bu taleplerin bir kısmının sırası ile karşılandığı için…

Önce şahıslara kürtçe ad verilebilmesi, ardından TRT bünyesinde açılan kürtçe televizyon kanalı ve üniversitelerde seçmeli ders olarak kabulü ve hatta enstitülerin kurulması, sonra da yerleşim yerlerine kürtçe isimler verilmesinin önünün açılması…

Şimdi sırada ilk ve orta öğretimde kürtçe eğitim var. MEB direk olarak bunu söylemiyor. Lakin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öğretmenleri tavsiye ile kürtçe öğrenecekler ve ardından yarın bir gün ola ki kürtçe eğitimin önü açılırsa kadro sorunu da bu sayede yaşanmayacak…

İşte konu bu denli gözler önünde iken plansız programsız masumane bir çalışma demek mümkün müdür?

Bana göre demek mümkün değil!

Ancak Türk dilinin korunması amacıyla 13 Mayıs 1277’de

“Şimden gerü hiç gimesne divanda, dergâhta, bergahda ve dahı her yerde Türk dilinden özge söz söylemeye!”

şeklinde ferman yayınlanan Karamanoğlu Mehmet Bey ile aynı memleketli olan Sayın Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’dan Türkçemizin korunmasına yönelik çalışmalar beklerken bakanlığı bünyesinde bu tip bir tavsiyenin ön plana çıkması üzücüdür.

Öte yandan söz konusu mektup veya kitapçığın içerisinde yer alan diğer bir öneride masumane bir davranış olarak görülemeyeceğinin ispatıdır.

Maalesef ama maalesef Milli Eğitim Bakanlığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öğretmen adaylarına

“…Bazı köylerde var olan ağalık, seyitlik, şeyhlik gibi oluşumları benimsemesen bile anlamaya çalışmalı, onların o yörenin gerçekliği olduğunu bilmeli ve onları karşına almak yerine potansiyellerinden yararlanma yollarını aramalısın…

şeklinde tavsiyede bulunuyor.

Şimdi bu ne demek ya?

Devletin bir bakanlığı ağalık, şeyhlik gibi yapılanmalara karşı sesini çıkarma ve hatta onlardan destek almanın yollarını ara diyor. Hem de düpedüz bunu diyor. Demek Türkiye Cumhuriyeti Devleti Anayasası’ndan çekinmeseler Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öğretmen adaylarına utanmadan “Git ağaların, şeyhlerin, seyitlerin emirlerine gir!” de diyecekler.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti milli ve üniter bir devlet olmasından dolayı ağalığı da, seyitliği de, şeyhliği de kabul etmemektedir.

Milli ve üniter devlet anlayışımıza tezat gelen oluşumlar veya yapılanlar nasıl olur da bir bakanlık tarafından “…anlamaya çalış… Potansiyellerinden yararlanma yolları aramalısın…” şeklinde tavsiye edilir?

Ben anlamıyorum ya da planın bir başka boyutu önümüze sindirmemiz için sunuluyor.

Düşünüyorum...

Yahu daha birkaç sene evvel içindeki hayvanlarla, evlerle ve hatta insanlarla birlikte bir köyü satılığa çıkartmıştı.

Şimdi böyle bir ağanın bulunduğu köydeki öğretmen bu ağanın hangi potansiyelinden yararlanacak ki bu potansiyelden yararlanma yollarını arasın?

Ya da Türk Medeni Kanunu’nda tek eşlik yazılı iken çok eşli hayatı yaşayan ağaların bu anlayışını anlayıp da bu potansiyellerinden mi yararlanma yolları aranacak?

Veya köylüyü zulmü altında ezen ve sadece karın tokluğuna (gerçi ona da karın tokluğu denirse) ırgat gibi çalıştırıp affedersiniz ama maraba olarak gören ağanın bu davranışını mı anlayıp bu potansiyelinden mi yararlanma yolları aranacak?

Yararlanılacak bir yan görememenin yanında şaşkınlığımı gizlemem mümkün değil.

Öte yandan İslam Dini’nin gerçeklerini inkâr ve istismar edip kendi menfaatlerine göre yorumladıkları din anlayışına insanları çekmeye çalışan sahte din âlimlerinin türediği bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öğretmen adaylarına şeyhlerin “…potansiyellerinden yararlanma yollarını arayın…” şeklinde tavsiyede bulunmak ne derece doğru bir davranış olup olmadığının yorumunu sizlere bırakıyorum.

Ancak Osmanlı Devleti’nin yıkılış ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş yıllarında gördüğümüz bazı vatan haini şeyh ve seyitlerin o dönemde yaptıkları ihanetleri düşündüğümde ne denli tehlikeli bir tavsiye sunulduğunu düşünüyorum.

Ve o dönemde devlete karşı ayaklanıp isyanlar çıkartan ve hatta düşmanla işbirliği yapan şeyhlerin İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanıp idam edildikleri gerçeği ortada iken mevcut hükümet döneminde bazılarına itibar verircesine sanki kahramanmış gibi anma törenlerine müsaade edildiği ve hatta bazı belediyelerinde bizzat organizasyonların içinde yer aldığını gördüğümüz şu günlerde MEB’in bu tavsiyeni masumane görmem mümkün değil!

Lakin geleceğin gençlerini yetiştirecek öğretmenlerimize verilen bu iki tavsiyenin yanında Milli Eğitim Şûrası’nda okullarda “Andımız” ve “İstiklal Marşı”nın zorunlu olmaktan çıkartılması yönünde alınan karar geleceğin gençlerinin nasıl şekilleneceğini ortaya koymaktadır.

Gelecekte milli kimliğine ve milli değerlerine bağlı şuurlu bir gençlik yetiştirmek yerine daha çok milli benliğini ve milli değerlerini yitirmiş bir gençlik ile karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksektir.

Bu nedenle Milli Eğitim Bakanı başta olmak üzere yetkililer biran önce konuyu yeniden değerlendirip gerçekten milli olan bir milli eğitim politikasını hayata geçirmek zorundadırlar.

Kendilerini buradan bir kez daha uyarıyorum. Bu gençlik bizim geleceğimizi teşkil etmektedir. Atalarımızdan aldığımız emaneti koruyup gelecek nesillere teslim zorundayız. Geleceğimizi kendi elimizle yok etmeyelim. Geleceğimizi yok edenleri ne tarih ne de millet affeder.



Açık İstihbarat @ 2010