|
|
Türkiye
öylesine bir dönüşüm /
başkalaşma içinde ki tüm değerlerin altı bomboş!
Kemalist devrimin, tüm ulusal
kodlamaları, liberal muhafazakâr ittifakın Avrupacı-Amerikancı
çizgisinde,
törpüleniyor, biçimlendiriliyor, yeni ‘gerici
değerler algılaması’
çerçevesine oturtuluyor. Böylelikle ulusal bakışa atfedilenlerle,
liberal
gericiliğe atfedilenler; taşıdıkları anlam yükleriyle birlikte
dönüşüyor ve yer
değiştiriyor. Madde madde örnekleyerek açıklamaya çalışalım:
- Güncel
bir konuyla, Türkiye’ye dolanmak istenen ‘türban’la
başlayalım. Türbanı, faşistliklerinin, gericiliklerinin bir sembolu
haline getiren dincilerin savunuları “özgürlükler”, “haklar”,
“hümanizm”, “eğitim” gibi kavramlarla örülü. Çoğunlukla ‘baş
örtüsü’, ‘yaşmak’ olarak anılan ve
laiklik açısından da güvence olan geleneksel örtünme biçimini savunup,
‘türban’ın faşizm getireceğini ifade edenlerinki de; ‘özgürlük
düşmanı’, ‘insan haklarını hiçe sayan’, ‘laikçi’, ‘dinsiz’dir.
Aydınlanma devrimiyle kazanımlar elde edildi. Aydınlanmaya, devrimci
adımlara, halk-devlet bütünlüğüne, yönetimde din ve siyaset ayrımının
oluşmasına karşın; özgürlüğün, kadınlar üzerindeki baskının,
İslamiyet’in anlamları ve içerdikleri ortadayken, siz özgürlükler
düşmanı, tepeden inmeci, baskıcı olursunuz!
- Cumhuriyet’in,
devlet güdümlü ekonomik yapılanması, sanayi hamleleri, fabrikalar ve
diğer tüm devrimci, ulusal kalkınmanın öncülleri; liberal muhafazakar
ittifakça, tasfiye edilmesi gereken hedefler olarak belirlenmiştir.
Ulusal kalkınma, ulusal sanayi, ulusal ekonomi savunusu “içe
kapanmacı”, “yabancı düşmanlığı”, “komünist
devlet” gibi yaftalamalarla tu kaka ilan edilmektedir.
Yabancı sermayeye, toprakların, tüm devlet işletmelerinin, stratejik
kurum ve kuruluşların satışına dönük yüzüyle yağmacı-talan ekonomisi
göklere çıkarılmakta ve bu ‘atılım’lara karşı
çıkanları yukarıda ifade ettiğimiz yaftalamalarla lekemektedirler.
Siz istediğiniz kadar Avrupa ve Amerikan ekonomilerinin ulusal yönünü,
kendi çiftçisine, köylüsüne verdiği sübvansiyonların oranlarının
Türkiye’ye oranla yüksek olduğunu, stratejik kurum ve kuruluşlarının
(telekominikasyon gibi) (başına
bırakın ‘ecnebi’ birini getirmeyi) özelleştirmesini
gündeme dahi getirmediklerini söyleyin; birileri istihbarat
paylaşımını, yabancı istihbarat örgütleri lehinde kolaylaştırmanın
yollarını çoktan bulmuşlardır: özelleştirme! Özelleştirme
karşıtıysanız, sermayenin küreselleşmesinden doğan ‘özgürlüklerlerden’
bihabersiniz demektir ve asıl gerici olan sizsinizdir!
- Türkiye’de
güçler ayrılığı ilkesinin işlerliğinden şüpheniz varsa, yürütmenin AKP
eliyle bir diktatoryaya dönüştüğünü, bu diktatoryanın hukuk devleti
ilkesini yerle bir ederek adaletin bağımsızlığına kelepçe vurduğunu,
delilleri karartma şüphesi olmayan ergenekon ‘mağdurlarının’
‘keyfi’ biçimde sorgulandığı ve yürütülen soruçturmayla
bağlantısı olan soru dahi sorulmadığını haykırıyorsanız; sizin
savununuza AB özgürlükçü milletvekilleri katkı vermez. Mahkemelerinizde
onların, size destek vermek üzere gelerek kulis yaptıklarını
göremezsiniz.
Bu hegemonik örümcek ağı öyle genişler ki adalet dağıtan kurumlar, yine
‘adalet’, ‘hukuk
devleti’ adına AKP diktatoryası mağduriyeti yaşar
ve bu mağduriyet AKP eliyle, AKP adına, AKP silahı haline gelir. Bu
durumda yargı bağımsızlığından, hukukun üstünlüğünden dem vurmanız bir
anlam ifade etmeyecektir.
Çünkü bu
hegemonya sonrası diktatoryaya göre, liberal muhafazakar ittifak
özgürlüğünüzü, adalet ihtiyacınızı ve hukuk birikiminizi karşılamıştır.
Sizin adınıza, sizi tutuklayarak, sizi yok sayarak ve sizi tasfiye
ederek..! AKP, aynı zamanda, adalet dağıtacağını, sistemi
iyileştireceğini, demokratikleşeceğimizi ifade etmektedir. Siz adalet
alt üst olmuş, sistem çökmüş ve diktatorya oluşmuştur diye; hukuku
ararsınız, ama mağdur olan AKP ve diğer sivil darbeci işbirlikçilerdir!
Onlar hukuk abideleri dikerken, size faşizmi yükletirler!
Birkaç
örnekte
gördüğümüz gibi, değer ikâmesi stratejisi çerçevesinde siz karalanarak
hiçleştirilmişsinizdir. Onlarsa bu süreçte, günahlarını da size
yükleyerek
aklanmışlardır. Bu örneklere siyasi bazı projeleri de eklersek konuyu
toparlayarak daha anlaşılır hale getirmiş oluruz.
- Malum
Kürt devletinin kurulması çerçevesinde KCK operasyonlarıyla PKK
tasfiyesi süreci, yeni CHP’nin bu sürece destek vermesi, elbirliğiyle
PKK’dan daha tehlikeli olan Kürdistan’ın yaşama geçirilmesi sürecinde;
Fener Rum Patrikhanesi’nin ekümenik ilân edilmesi baskılarının,
Türkiye’de ve KKTC’deki kiliselerin hizmete açılarak, dinlerarası
diyaloğa koşut politikaların gündeme alınması, emperyalizmin Ermeni
soykırımı yalanında Türkleri suçlu kabul edip, baskı uygulaması,
Lozan’ı savunmasız bırakıp, antlaşma maddelerini delip, hiçe sayıp
anlamsızlaştıranlar, buradaki ulusal karşı duruşunuzu size ‘ihanet’
olarak yansıtırlar. Uluslararası boyutları olan siyasal mücadele
alanlarında ihanet eden siz olmaktasınız, ulusal çıkarlara uygun
davranarak, ulusal onurumuzu dış politikada güvence altına alan(!) AKP
ve fethullahçı yapılanmalar anti-emperyalisttir(!) siz de emperyalizmle
işbirliğine girmiş jakoben, komprador vs. gibi sıfatları taşırsınız.
Türkiye’yi bu
başkalaştırma sürecinde ‘ihanet eden’le,
‘ihanete karşı
duran’ belirgin bir biçimde ayrıştırılabiliyorsa
da, süreç tam tersi
sonuç almaya odaklı manevralarla; gerçek kimlikler, tersine ikâme
edilerek
karmaşıklaştırılmıştır.
Günahlar ulusal tavrı doğru ve görülebilir olana
yüklenmiştir.
Kemalistsinizdir,
ama faşizme evriltilmeniz strateji gereğidir.
Bu strateji sizde yılgınlık yaratmıştır, Türk’üm demek, Kemalist
devrimden söz
etmek bilerek ve isteyerek ‘gülünçleştirilmiş’,
‘amaçsızlaştırılmış’,
kendinize güveninizi sorgulamanıza neden olmuştur. Bu durumda, peşisıra
saldırıların karşısında; ödün vermeksiniz, onurlu bir biçimde durmak
önemlidir.
Hangi boyutta olursa olsun, direnciniz özünüze uygun olsun!
|