Böyle Atatürkçülük Olmaz Kardeşim!-İnan Soyer
Demek ki Mustafa Kemal de Peygamber! Demek ki Peygamber, tebliği yarım kaldı, O’nu Mustafa Kemal tamamladı. Başka sonuç çıkmaz bu yaklaşımdan new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponsdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisrenovation vejle link renova
Ne kadar iyi niyetli olursa olsun, ifrata kayma/kaçma meyli bulunan her yaklaşımımdan olağanüstü rahatsızlık duyarım. Çünkü, bu zeminde felâketler baş gösterir, hayat kararır.
Hem burası, hem de ötesi için hem de.
Allah korusun!
İfrat, özellikle mukayese ortamında kendisini gösterir.
“İfrat” vurgusu, tek başına meramımı yansıtmıyor aslında. Sözüm meclisten dışarı, “Sapla samanı karıştırmak” desem daha doğru bir tespitte bulunmuş olurum herhalde.
Elektronik posta adresime bu türde değerlendirilebilecek bir makale düştü dün. “Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemal” başlığı altında “Nihat Vural” imzası taşıyan bu makale, bütünü gözetildiğinde kötü niyet taşıdığı izlenimi uyandırmasa da, bir peygamberle bir devlet adamı arasında ortak özellik arayışı, kötü niyetlilere koz verecek cinsten ibareler içerdiği için oldukça tedirgin etti beni.
İfadeye bakar mısınız?
“Muhammed Mustafa ve Mustafa Kemal aynı yolun ve aynı aşkın yolcularıdır. İkisi bir zincirin halkaları gibidirler. Biri başında öbürü sonunda. Âdeta birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar. Muhammet Mustafa güneştir; Mustafa Kemal aydır!”
Haydi bakalım, ayıkla pirincin taşını!..
Demek ki Mustafa Kemal de Peygamber!
Demek ki Peygamber, tebliği yarım kaldı, O’nu Mustafa Kemal tamamladı.
Başka sonuç çıkmaz bu yaklaşımdan.
Nitekim, makalenin ileriki paragrafında yeralan ifadeler fazlasıyla destekliyor beni.
“Muhammed Mustafa, İslam Dini’nin İbrahim Peygamber’den itibaren gelen çizgisini yeniden yaşatmış ve İslam Dini’ni tamamlamıştır.. İslam O’nun şahsında yeniden sonsuza kadar hayat bulmuştur. Bütün peygamberlerin vasfı Muhammed Mustafa’nın sahsında cem olmuştur. Mustafa Kemal İslam Dini’nin ortadan kalkmasını önlemiştir. İsmail ve Muhammed Peygamber’in yolundan ve soyundan gelen Hacı Bektaş-ı Veli’ye dayanarak İslam’ın yeniden yaşamasını sağlamıştır. Müslüman ülkelere örnek olmuş onların özgürlüğünün en büyük dayanağı olmuştur.”
Hiç bu kadar karmaşık, kendi içinde tenakuza düşen bir tahlile rastgelmemiştim.
Bu yüzden, “bütünü gözetildiğinde kötü niyet taşıdığı izlenimi uyandırmasa da” vurgusu yaptım.
Yerimde olsanız siz de ikileme düşersiniz!
Yazar arkadaş önce “Biri başında öbürü sonunda. Âdeta birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar” hükmüne vararak, “Dinin yarım kaldığı” kanaati uyandırıyor, sonra, “Muhammed Mustafa, İslam Dini’nin İbrahim Peygamber’den itibaren gelen çizgisini yeniden yaşatmış ve İslam Dini’ni tamamlamıştır” tespitini öne çıkartıp çizgisini doğrultuyor ve her şey yerli yerine oturmuşken tam, birdenbire doksan derecelik bir manevrayla dönüyor, “Bütün peygamberlerin vasfı Muhammed Mustafa’nın sahsında cem olmuştur” diyerek, bir çuval inciri berbat ediyor.
Hazreti Peygamber’i vâreste tutarak, Atatürk’ü anlatsa ne güzel olacak halbuki.
Şahsen ben böyle bir girişimde bulundum. Paragraf başlarındaki “Her ikisi de” cümlesini çıkartmam, ifradın ortadan kalkması için kâfi geldi, sanırım.
Okur musunuz lütfen!
“Dini geçim kaynağı olarak kullanmamış, inancı para karşılığı satmamıştır.. Barış insanı olduğu halde barışı korumak için savaşmaktan geri kalamamıştır.. İktidarda olduğu zaman saltanat sevdasına kapılmamıştır.. Asla zalim kişiler ile dostluk kurmamıştır.. Düşmanlık peşinde koşmamıştır.. Savaştığı kişilerin barış çağrılarına cevap vermiş ve düşmanları ile dahi dostluk kurmanın yolunu seçmiştir.. Güzel ahlâklı olmayı birinci değer kabul etmiştir.. Ülkeyi yasalar koyarak adil bir yönetim anlayışı ile yönetmiştir.. Öldükten sonra büyük iftiralara uğramıştır., İnsanları birleştirmeyi ve farlılıklarla birlikte yaşamaya çalışmıştır.. İnsanı yani Adem’i yüceltmeyi temel hedef olarak benimsemiştir.. Birinci düşman olan cehalet ve yoksulluk ile mücadele etmiştir.. Kadınlara ve fakir halka en büyük değeri vermiştir ve onların özgürlüğü için her türlü fedakârlığı yapmıştır.. Tam özgürlüğün akıl ve vicdan özgülüğü ile mümkün olacağını söylemiştir.. Yaşamın her alanında büyük devrimler yapmıştır. ‘Hayatta en hakiki mürşit ilimdir’, ‘Yurtta barış dünyada barış’ demiştir. Sadece sevgi istemiştir. Bunu da ‘beni hatırlayız’ sözü ile belirtmiştir.”
Ne dersiniz, olmuş değil mi?
“Atatürk de Peygamberdi; çünkü yaptıklarını bir fânînin başarabilmesi imkânsız!” demeye gelecek cümleler kurmanın, tâbir câizse Kemalettin Kamu taklitçiliğine soyunmanın âlemi yok!
Böyle Atatürkçülük olmaz! Atatürk sevgisi böyle dile getirilmez! Bu tür yaklaşımlar Atatürk düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekten öte anlam taşımaz!
Ve gerçek Atatürkçüler, bu tür değerlendirmelere yüzvermez.
Bizim Atatürkçülüğümüze gelince..
Atatürkçülüğümüz su götürmez! O’nu çok ama çok seviyoruz! “Seçilmiş bir varlık” tartışmasına uzak, elbette “Kurtarıcı” -bu vasfı ‘ukba’ için hatıra getirmeden- kabul ediyoruz! Kurtuluşumuzun ve cumhuriyetimizin yegâne bânîsi biliyoruz. Cumhuriyetimiz ve kurtuluşumuz noktasında, karşımıza çıkan ve çıkabilecek devâsa sorunları, O’ndan aldığımız mânevî güçle aşacağımıza inanıyoruz. O’nu birlik ve bütünlüğümüzün sembolü görüyoruz. Türk Milleti’nin O’nsuz zayıf düşeceğine/savunmasız kalacağına inanç getiriyoruz.
Tabiî ki, insan olduğunu unutmuyoruz; hata yapabileceğini, zaafa düşebileceğini, yadsımadan, “samimi bir Müslüman” kimliğinden asla kuşku duymuyoruz.
Ve, yaptığı/bıraktığı herşey için teşekkürü borç biliyoruz. Zaman içinde eksilmez/sarsılmaz bir minnetdarlıkla, en kalbî şükranlarımızı sunuyoruz.
Türk Milleti için hayatı pahasına yaptıkları ve hayret uyandıran fedakârlıkları Cennet-i âlâya ulaşmasına yeter gelmiştir, eminiz.
Kıyamet Gününün Tek Sâhibi’nden gani gani rahmet dileriz.
Erinmeyelim ve bu Kahraman İnsan’ın ruhuna birer Fatiha gönderelim.
Haydi!