RP İstanbul il başkanıyken
hazırladığı “Kürt Paroru”nda Tayyip Erdoğan,
“devletin PKK ile mücadelesi, Kemalist
ideolojinin zora ve silaha başvurma yönteminden başka bir şey değildir.
Bu mücadelede biz devletin safında olmayız”
diyordu.
PKK ile mücadele eden devletin safında yer almayacağına göre kimin
safında yer aldığını tahmin etmek çok mu zor? Görüldüğü gibi Erdoğan’ın
PKK sevgisi yeni değil. PKK’ya
artık “terör örgütü” demiyor, “illegal örgüt” diyorlar.
Anayasa
Komisyonu Başkanı, AKP Milletvekili Burhan Kuzu,
19 Temmuz 2010 günü NTV’de yayınlanan bir tartışma programında,
Selahattin Demirtaş’ın 12 Eylül referandumunu protesto edeceklerini
açıklaması üzerine yaptığı değerlendirmeyi kastederek,
“artık PKK’yı muhatap almayacağız. Geçmişte PKK Kürtler lehine
işler yapmıştır. Ama bugün bizim geldiğimiz iktidar
pozisyonunda verdiğimiz tavizlere bakıldığında PKK
yanlış taraftadır”
diyordu.
Kuzu’nun bu sözleri, hükümetin
PKK’ya tavizler verdiğinin, PKK ile gizli görüşmeler yaptığının, bugün
adına “Barış ve Kardeşlik Projesi” denilen “Kürt Açılımı Projesi”nin
mimarının Apo olduğunun, bu projenin yol haritasının Apo tarafından
belirlendiğinin, 12 Eylül referandumunun da bu projenin ayakyarından
biri olduğunun açık bir itirafı değil midir?
Son üç gündür gazeteleri okuyor,
televizyonlara bakıyor musunuz?
PKK’nın Kandil’deki 1 numarası Murat Karayılan,
“Devlet ile önderliğimiz arasında
yapılan görüşmeler ve devletten gelen talep üzerine
referandum sonuna kadar saldırıları durdurduk. Biz şu anda savunma
savaşını etkili bir biçimde sürdürseydik evetçilerin
kaybedeceği kesindi”
demektedir. Bu açıklamada PKK’nın 12 Eylül’de “Evet” oyu vereceğini
anlamak zor değildir.
Hani AKP PKK’yı muhatap almayacaktı? Görüldüğü gibi AKP ile PKK
arasında bir temas ve iletişim kopukluğu hiç olmamıştır.
AKP Bitlis Milletvekili ve
Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’in, her asker ve polis şehit ettiğinde
sevinç gösterileri yapan ve taraftarlarına baklava ziyafetleri çeken
PKK’lılara, “Aynı amaç
için çarpıştığımız gerilla kardeşlerimiz” diye seslendiğinin
belgesini Ergün Poyraz’ın “Hilafet
ordusundan Arap Kürt Partisine” adlı kitabında görüyoruz.
AKP’ye göre PKK’lılar terörist değil, gerillaymış ve AKP ile amaçları
aynıymış. Bütün bunlar PKK’nın AKP ile tam bir uyum içinde, aynı amaç
için birlikte çalıştığını göstermiyor mu?
Habur’dan giriş yapan ve çadır mahkemelerinde güya yargılanıp derhal
serbest bırakılan PKK terör örgütü mensuplarının Türk Devleti’ne meydan
okumalarını, bunu değerlendirirken Tayyip Erdoğan’ın,
“Bu tablodan umutlanmamak mümkün mü?”
dediğini ve PKK terör örgütü mensuplarının Türk Devleti’ne meydan
okumuş olmalarından nasıl mutluluk duyduğunu unuttuk mu?
Bütün bu gerçekler ortada dururken AKP Mersin
Milletvekili Kürşat Tüzmen’in,
“Bu memleketin
ekmeğini yiyip suyunu içeceksin, sonra da bu vatanın polisine, askerine
kurşun sıkacaksın; öğretmenini, çocuğunu öldüreceksin. Bunun adı
şerefsizliktir”
demesi ne anlama geliyor? Tüzmen’e bu sözleri niçin
söyletiyorlar?
Milli hisleri kabarmış, art arda
gelen şehit cenazeleri nedeniyle artık isyan etme noktasına gelmiş,
hükümete duyulan nefreti zirveye çıkarmış milletin gazının alınması
görevi Kürşat Tüzmen’e verilmiş ve öyle konuşması istenmiş, o da
kendisine verilen görevi yerine getirmiştir.
Hele de şu 12 Eylül referandumunda “Evet” çıkarılması isteniyorsa işte
o zaman her kesime mesaj verecek aktörler bulunarak kararsız kalan
seçmenleri kandırmak ve evetçilerin safına çekmek zorunludur.
Eğer Kürşat Tüzmen
söylemlerinde samimi olsaydı PKK ile dirsek temasını ve görüşmeleri
sürdüren AKP’de bir gün bile kalmaz ve hemen istifa ederdi.
AKP Milletvekili Vahit Erdem
de, “Kürtler
artık her şeyi
eline alıyor. Böyle giderse Türkler azınlık olacak, ‘bir zamanlar
Türkler varmış’ denilecek”
diyor. Bu tespitinde haklı olan Vahit Erdem, şikayetçi
olduğu bu süreci sürdüren AKP’den
niçin istifa etmiyor?
Şimdi siz bu adamların söylemlerinde
samimi olduklarına inanıyor musunuz?
|