Orhan Pamuk'a Şapır Şupur, Kusturica'ya Yarabbi Şükür!
Kültür Bakanı'nı Doğu Anadolu'nun kalesi Van'a haç dikilmesi rahatsız etmiyor da, Kusturica'nın hıristiyanlığa geçmesi neden rahatsız ediyor? Bir de Orhan Pamuk meselemiz var. Bu şahıs da bilindiği gibi kendi toplumunu "soykırımcı" ilan ettikten sonra Nobel'i kapmıştı. Şimdi New York'ta "lüküs hayat" yaşıyor. Bir iftira attı, hayatı değişti(!) discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardnaproxennatrium site naproxen kruidvatcialis forum link cialis bez recepta
Altın Portakal Film Festivali'ne katılması beklenen Bosna asıllı film yönetmeni Emir Kusturica'ya (Kusturitsa diye okunuyor) yönelik tepkiler büyüyor. Bosnalı ve müslüman kimliğini daha sonra çok irite edici bir şekilde reddeden sanatçıya karşı toplumumuzda haklı bir tepki var.
Kusturica, özellikle 1980'li yılarda çektiği filmlerle gönüllerimizde taht kurdu. Bu taht kurmada, sanatının yanı sıra Bosnalı bir müslüman olması kuşkusuz önemli bir faktördü. Biz Türkler, tarihi bağlarımız olan toplumlar içinde Bosna'yı ayrı bir sever, ayrı bir değer veririz.
Zengin bir görsellik, kendine özgü şiirsel bir dil ve Goran Bregoviç'in sinema tarihine geçmiş film müzikleri ile Kusturica, dünyanın belli başlı yönetmenleri arasında yer alan bir sanatçı.
Sadece filmleriyle değil, yaratıcı sanatçılara özgü eylemleriyle de ilgi çekti. 1993 yılında ırkçı Sırp lideri Vojislav Seselj'i düelloya davet etti. Seselj, Kusturica'nın bu davetini "bir sanatçının ölümüne neden olmakla suçlanmak istemediği" mazeretini ortaya atarak reddetti. Kusturica, 1995 yılında da Belgrad Uluslararası Film Festivali'nde Yeni Sırbistan Hakları Hareketinin lideri Nebojsa Pajkic'i yumruklayarak yere devirdi.
2000'li yıllardan itibaren ünlü sanatçıya bir şeyler olmaya başladı. Önceleri ırkçılıkla suçladığı ve kendi toplumunu soykırıma uğratmış olan Sırplara yakınlık duyuyordu artık. 2005 yılında Karadağ'da yaptırdığı bir vaftiz töreniyle "Emir" ismini terketti ve Sırp ortodoks olarak vaftiz edildi. Bu tuhaf transformasyonu, "Benim babam ateistti ve kendini her zaman bir Sırp olarak tanımlıyordu. Evet belki son 250 yıldan beri Müslümanız ama daha önceden Ortodokstuk ve daha da önemlisi biz her zaman Sırp'tık, din bunu değiştirmez. Biz sadece Türklerden hayatta kalmak için Müslüman olduk" sözleriyle kendince açıkladı.
Böyle travmatik bir kimlik reddedişini Bosnalılar ve bizim gibi kendisine kimliğinden dolayı da değer veren toplumlar, doğal olarak içlerine sindiremediler. Kameralar önünde ve BM gözetiminde Bosnalı müslümanlara yapılan soykırım hâlâ gözlerimizin önünden gitmiyordu çünkü...
Kişisel yaşamında gerçekleşen bu haysiyetsizce değişim, Kusturica'nın sanatçı kimliğini ve şimdiye kadar yaratmış olduğu eserlerinin değerini ortadan kaldırmaz belki ama artık kendisini sevmemiz ve saygı duymamız da doğal olarak beklenemez.
Kusturica neden böyle yaptı? Sadece aykırı kişiliğinden dolayı mı; yaratıcı bir sanatçının ruhunda esen fırtınaların yansıması olarak mı? Yoksa, yahudi sermayesinin hayat verdiği sinema endüstrisi, kendisini müslüman kimliği ile taşımayacağı için mi? Bu sorunun cevabını bilmiyoruz..
Üzerinde ciddi şekilde kafa yorulabilecek bu kimlik reddedişi tabii ki bizim ucuz politikalarımıza da anında malzeme oldu. Özellikle iktidar partisine yakın çevrelerin, Kusturica'ya karşı bir kampanya başlattıklarına tanık oluyoruz. Ermeni çetelerin müslüman Türk kadınlarını kaçırıp tecavüz ettiği Akdamar adasına haç dikilip ibadete açılmasını Kültür Bakanı Ertuğrul Günay ağzı kulaklarında karşılamıştı. Bu icraatın sembolik bir değer taşıdığını ve Anadolu'yu Müslüman kimliğinden arındırmayı amaçlayan projelere kapı aralandığını söyleyenler "ırkçılıkla", "değişimi görememekle" suçlanmıştı.
Şimdi aynı Kültür Bakanı, "Kusturica Antalya'ya gelirse ben gitmem" diyor. Neden? Doğu Anadolu'nun kalesi Van'a haç dikilmesi rahatsız etmiyor da, Kusturica'nın hıristiyanlığa geçmesi neden rahatsız ediyor?
Aynı çevreler, Amerikan askerinin Irak'ta gerçekleştirdiği müslüman katliamına da pek sessizler. Hatta, hem merkezi hükümetle, hem de Barzani ile ballı kaymaklı ticaretler yapılıyor...
Bir de Orhan Pamuk meselemiz var. Bu şahıs da bilindiği gibi kendi toplumunu "soykırımcı" ilan ettikten sonra Nobel'i kapmıştı. Şimdi New York'ta "lüküs hayat" yaşıyor. Bir iftira attı, hayatı değişti(!)
Pamuk da pek teveccüh görmüştü iktidar çevrelerinden ve liberal kesimden. Hatta, ana muhalefet partisinin yeni lideri bile pek sevip sayıyor kendisini.
"Türkler soykırım yaptı" diye alçakça iftira edeni baştacı yapıyorsunuz da gücünüz Kusturica'ya mı yetiyor?
(Bu arada, Kustrurica'nın sanatı her şeye rağmen tartışılmaz ama bu adamın romancılığı sonuna kadar tartışılır)
Kusturica'nın başını kel zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Arkasında koskoca siyonist sermayeli sinema endüstrisi var onun. Böyle ucuz kahramanlığa devam ederseniz, bir yerlerden ayar yemek zorunda kalırsınız haberiniz olsun...