Mahalle Baskısı ve Şımarıklık-Süleyman Yağız
Adına “mahalle baskısı” denilen süreç de -geçmişteki bazı yerel yönetimleri hariç tutarsak- AKP İktidarı ile başlamıştır. Bu baskı; sokakta, özel yetkili yargıda, medyada ve yaşamın her alanında kendini göstermektedir. Kişi olarak en büyük baskıyı da Tayyip Bey yapmaktadır. Baskı sürecinin en tehlike yanı ise “şımarıklığın” zirve yapmasıdır. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacialis walgreen coupon site cialis coupon
Merhum Ecevit’in başkanlığındaki 57. Hükümet, çok önemli işler yapmış ve AKP’ye her açıdan büyük bir miras bırakmıştır. Milliyet Gazetesi Yazarı Güngör Uras’ın 17 Kasım 2002 günü yayımlanan, “AKP enkaz devralmayacak” başlıklı tam sayfa yazısı bu açıdan önemli bir belgedir. Uras, o yazısında özetle şöyle diyordu:
“Yeni kurulacak AKP Hükümeti şanslı. Çünkü, ekonominin temel göstergelerinin hemen hemen tamamı iyiye gidişi işaret ediyor. Enflasyon aşağıya iniyor. Faizler düşüyor. Borç ödemelerinde bir sorun yok. İhracata bağlı olarak sanayi üretim artışı gösteriyor. Bütün bu gerçekleşmeler, yeni kurulan ve besmele çekerek işe başlayan bir hükümet için çok önemli ve olumlu göstergeler.”
***
Evet, Ecevit Hükümeti, AKP’ye enkaz değil, tam tersine düzgün bir ekonomi devretmiştir... Sadece “düzgün bir ekonomi” mi?.. Değil… Dedim ya, “her açıdan”… Örneğin, büyük bir “toplumsal uzlaşı”yı da miras bırakmıştır.
Hatırlanacağı üzere; dönemin koalisyon hükümetindeki “büyük uzlaşı” topluma da yansımıştır. Daha önce birbirlerinin yüzlerine bakmakta bile çekingen davranan kişi ve kesimler, bu hükümetin kurulmasından çok kısa bir süre sonra birbirlerine “ortak” demeye başlamışlardır.
Birbirlerine ortak diyenlerin ortaklığı AKP’nin işbaşı yapmasından sonra da duygu bağlamında devam etmiştir. Fakat AKP ile birlikte toplumda, daha önce olmayan, olsa da çok fazla hissedilmeyen kutuplaşmalar başlamıştır. Daha çok inanç ve etnik köken eksenli oluşan bu durum giderek keskinleşmiştir.
***
Adına “mahalle baskısı” denilen süreç de -geçmişteki bazı yerel yönetimleri hariç tutarsak- AKP İktidarı ile başlamıştır. Bu baskı; sokakta, özel yetkili yargıda, medyada ve yaşamın her alanında kendini göstermektedir. Kişi olarak en büyük baskıyı da Tayyip Bey yapmaktadır. Baskı sürecinin en tehlike yanı ise “şımarıklığın” zirve yapmasıdır.
Tayyip Bey’in; bir bölümünü susturduğu, bir bölümünü büyük ölçüde kontrolü altına aldığı, bir bölümünü de yandaş yaptığı medya kesimi başta olmak üzere neredeyse her önüne gelene ders vermesi, fırça atması, tehditte bulunması, hatta tehdidini, TÜSİAD örneğinde olduğu gibi, “Bitaraf olan bertaraf olur” diyecek kadar ileri götürmesi, iktidar yanlılarının şımarıklığını iyice yaygınlaştırmıştır.
Somut örnek mi? Buyurun: Yakın zamana kadar nezaket dışı davranışına tanık olmadığımız HAK-İŞ Başkanı Salim Uslu dahi, yandaş sendikacı olarak, TÜSİAD yönetimi için, “Bunlar sivil toplum kuruluşu değil, sivil toplum konsomatrisidir” diyecek kadar şaşırtıcı bir şımarıklık örneği göstermiştir.
***
Öte yandan, “yandaş medya”daki haberlerin neredeyse tamamı “hedef gösterici”, “korkutucu” ifadeler ve “yargısız infazlar”la doludur. Bu da, “yandaş medya”nın “mahalle baskısı”nda ve “şımarıklık”ta dozu iyice kaçırdığını ortaya koymaktadır!
Telefon ve ortam dinlemeleri ise “mahalle baskısı”nın tavan yaptığını göstermektedir. Radikal Gazetesi Yazarı Murat Yetkin’in bir toplantıda, “Aranızda telefonunun dinlendiğine ya da dinlenmiş olduğuna inanan var mı?” diye yönelttiği soru üzerine, salonda bulunanların dörtte üçünün el kaldırması, “tele kulak baskısı”nın insanlarımızın üzerinde ne kadar korku saldığının ürpertici bir kanıtıdır.
Tayyip Bey, sanki bütün bunları başkaları yaratmış gibi, şimdi de tutmuş, “Bu ülkede hangi düşüncede, hangi inançta olursa olsun, ne taraftan olursa olsun şu mahalle baskısı adını verdikleri şeyleri ortadan kaldıralım. Herkes hür olsun rahat olsun” diyor…
Oysa bunlar, Tayyip Bey’in iktidarı ile başladı… Sona erdirecek olan da Tayyip Bey’dir… Tayyip Bey, sözünde gerçekten samimi ise öncelikli olarak diline çok dikkat etmelidir. Zira, Tayyip Bey, “Öfke de bir hitabet sanatıdır” sözünün sahibi olarak, sürekli öfkeli bir üslup kullanıyor... O kadar ki, öfkeden yakındığı konuşmalarında bile öfkesiz olamıyor!.. Bakalım, bundan böyle nasıl olacak?.. “Baskı”sız olabilecek mi, durabilecek mi?..