Siyaset30 Eylül 2010 00:00

Referandum Sonrası Türkiye - Kaan Turhan / Açık İstihbarat

Kılıçdaroğlu’nun referandumun hemen ertesinde Avrupa’ya çıkarma yapmasının da ardında bu meselelerin belirleyen olduğu saptanmıştır. Taraf yazarı Ahmet Altan, yeni Türkiye’nin resmini ‘barış’ adı altında çiziyor, ekonominin büyüdüğünden söz ediyor ve bununla yeni bir burjuvazinin oluşacağını (işbirlikçi – komprador) ifade ediyor: fusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acne

Referandum Sonrası Türkiye
(Cumhuriyet'in Tasfiyesi, PKK Sivilleşmesi, Yeni CHP ve AKP'nin Silahşörleri)

Kaan Turhan - Açık İstihbarat

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

29.09.2010


12 Eylül’de yapılan referandum; Amerikancı uzlaşmanın faşizan iktidarı tarafından güdümlü yönetim ilişkileri ve çıplak güç savaşımları açısından, Cumhuriyet’in tasfiyesinde yeni bir adım haline geldi.
İnsanlar neye ‘evet’, neye ‘hayır’ dediklerini bal gibi biliyorlardı. Anayasa paketiyle, değişim üzerine yapılacak bir referandumda kitleler kendi ‘özel durumlarına’, ‘mevcut durumun kolaycılığına’ sığınarak oy kullandılar.

Başbakan’ın ‘anayasada yapılacak asıl değişiklik referandum sonrasında olacak’, ‘sivil anayasa asıl o zaman gerçekleştirilecek’ tartışmalarına rağmen süreç işledi. Kişi hak ve özgürlükleri, adaletin işler hale gelmesi gibi evrensel hukuksal normlar üzerinden yapılan kabuller çerçevesindeki propaganda usulleri, ‘usulen’ olmanın ötesinde anlam taşımıyordu.

Gel gelelim, AKP kadroları bir de işin içine 12 Eylül faşist darbesini; hem referandum günü hem de siyasal hesaplaşma noktası olarak değerlendirip malzeme yaptılar. Kuşkusuz bu stratejikti. Darbeyle mağdur olanlar denize düşmüşlerdi ve AKP’nin yalan propaganda yılanına sarılacaklardı. Bu hem solda hem de sağda yarıklar yaratacak; senin ‘hayır’ın, benim ‘hayır’ım, ‘hayır’ların nitelikleri önemli gibi kısır tartışmalar yaşanacaktı. Bu da referandumun, emperyalizm kurgusu ve bilgisinden uzaklaşmayı, SEÇSİS’in Microsoft eldiveninin içinde bir yerde olduğu gerçeğini; oy pusulalarında ‘hayır’ın kahverengi, ‘evet’in beyaz renkte olması psikolojik savaş metotlarının gündeme getirilmesinden arındırılmayı gerektirmekteydi.

Bunca hay huyun içinde, yalan siyasetinin şahikaya ulaştığı bir ortamda oy kullanıldı. Anayasa değişikliğine ‘evet’ mührü basıldı. AKP desteğiyle, Amerikan kapitalizmine tâbi olan muhafazakâr sermaye kendi talan statükosunu yitirmemek için, esnaf kendini borçlandırarak sömüren mali düzene eklemlendiği için…

Fethullahçılar, ikinci cumhuriyetçiler, liberaller şürekâsı kendilerine verilen görev gereği referandumda, Cumhuriyet düşmanı niteliklerini sonuna kadar kullandılar. Yüksek yargının, YARSAV’ın ‘yargıyı ele geçiriyorlar’, ‘bu Cumhuriyet’in tasfiyesidir’, ‘referandum hukukun bağımsızlığına, evrensel hukuka darbedir’ çığlıkları; fethullahçıların hukuk adamı ve referansı Osman Can’ın hukuk bağımsızlaşıyor, vesayet rejimi ortadan kalkıyor, demokratikleşiyoruz homurdanmalarının gölgesinde kaldı.

Kaldı, çünkü medyada AKP Amerikan işbirlikçisi kesim gündemi belirliyor, siyasal ve finansal örgütlenmede kolaylıklar ve olanaklar onlara sunuluyordu. Böylelikle referandum, AKP’nin ideolojik batı eklemlenmelerine, ekonomik bağımlılıklarına, gerçekleştirilmesi öngörülen federe Kürt yapılanmasına bağlı olarak ve bunun gereği olarak istediği biçimde sonuçlandı.

Referandumun gereği neydi?

AKP iktidarını sağlamlaştırdı. Hukuku ve hukuksal normları hiçe sayarak çadır mahkemeler kurmanın olanakları mı genişledi?

Özel yargılamaların yapıldığı, tutukluların, gözaltında olanların haklarını kullanmalarının engellendiği Silivri operasyonuna; Özal’ın ölümü, 12 Eylül darbesi, Eşref Bitlis suikastı gibi olayların bağlanmasıyla Büyükanıt ve Başbuğ mutabakatlarıyla başlayıp 30 Ağustos’a siyasi müdahaleyle oluşturulan yeni general kadrosunu eklemek ve cumhuriyetçi genç subayların tasfiye yelpazesi genişletilmek mi istenmiştir?

Taraf yazarı Yasemin Çongar’ın ifadesiyle:

Evet’in hasadı başladı. Referandumda alınan yüzde 58’lik sonuç, Anayasa değişiklikleriyle vesayet sistemini delmenin yanı sıra, “yüzleşme” ve “barış” için elverişli bir siyasi ortamın oluşmasını sağladı… Turgut Özal suikastı ile Eşref Bitlis’in şüpheli ölümünün bunca yıl sonra yeniden soruşturma konusu yapılması, bana göre basit tesadüflerin, rastgele demeçlerin bir sonucu değil... Bu dosyalar raftan iniyor, çünkü Türkiye’de değişimi talep eden birikim, 2000’li yıllarda yoğunlaşan Ergenekon soruşturmasını, on-yirmi yıl daha geriye taşıyıp, bir tür “proto-Ergenekon” (ilk Ergenekon) hesaplaşması başlatabilecek güçte artık.[1]

PKK Tasfiyesi ve Kürdistan’ın ilânı sürecine bağlı olarak Irak’ın kuzeyini silahlı direniş merkezi haline getirmek ve Türkiye içindeki silahlı misyonu, Irak’a kaydırarak; Türkiye’deki mücadeleyi sivil ve silahsız güç haline dönüştürmek yoluyla İmralı’nın etken ve siyasi oluşuma hakim kılınarak, ‘Kürt açılımı’ süreci derinleştirmek mi istenmiştir?

Referandum sonrası gelişmelere ve Atlantik ötesi misyonların merkezi AKP’nin salvolarına dikkat edildiğinde, Tayip bey ve şürekâsının ‘silahşorlarının’ analizlerini irdelediğinizde bu sorulara vereceğiniz yanıt ‘doğru’ olacaktır.

Mümtaz’er Türköne’nin, BDP’nin referandumu boykot kararını sivil itaatsizlik olarak değerlendirdiği yazısında:

“BDP'nin boykot çağrılarının aynı zamanda PKK terörünün alternatifi olduğuna dikkat etmemiz lâzım. Terörün önünüze koyduğu, cami avlularındaki şehit cenazeleri. Sivil itaatsizlik eylemleri ise sadece tartışma vesilesi olabilir. Güçlü bir terör dalgası kapıda bekliyor.
[2]

Yasemin Çongar’sa

..referandum boykotu bir tür sivil itaatsizlikti. Aynı şekilde, bugünlerde zayıf bir katılımla süren okul boykotu da meşru bir sivil itaatsizlik eylemidir.”[3]


demişti ve iki gün sonraki yazısında;
‘sivilleşme’, ‘eylemsizlik’ metotlarının PKK’yı silahlı açıdan zayıflatacağını ifade ederek silahların Irak’a taşınmasının, siyasal olarak Kürt hareketini ve Türk siyasetini rahatlatacağını söylemekteydi:

“Abdullah Öcalan, PKK’nın silahlı unsurlarının sınır dışına çekilmesini sağlarsa, hem asker-gerilla karşılaşmaları önlenir hem de bölgedeki provokasyonlar çok daha kolay deşifre olur. Böyle bir “çekilme” çağrısı, dağdan iniş hedefi gerçekleştiğinde, yurda dönmek isteyecek silahsız örgüt mensuplarının topyekûn hareketini de mümkün kılar. Öcalan bu çekilmeyi sağlarsa, PKK’nın Türkiye’deki “siyasi” tabanını, sivilleşerek etkinleştirmesinin yolu açılacak; şiddeti dışlayan, direnişini “sivil itaatsizlik” sınırları içinde tutan bir PKK ile konuşulması da çok daha kolay olacaktır.
[4]

ANF analizine göreyse, boykot “serhildan”ın yeni dönemde sivilleşmeyle şekilleneceğini ve boykot kararının mevcut anayasadan rahatsızlığın ipucunu taşıdığını söylemişti:

“başta referandum boykotu olmak üzere yaşanan boykotlar iyi okunmalıdır. Kürt halkı yüzde yetmişe varan-ki yer yer yüzde 98'leri buldu- referandum boykotu ile mevcut anayasanın kendisi açısından meşruiyetinin kalmadığını çok açık ve net bir biçimde ortaya koymuştur.
[5]

Ahmet Altan
bu süreçte:

bir daha asla bir karakol baskını olmayacağını biliyoruz. Bugünkü teknolojiyle hiçbir karakolun baskın yemesi mümkün değil, daha önceki baskınların neredeyse tümü “şike” baskınlardı. Ama ordudan birileri bir kere daha böyle bir “şike baskının” yolunu açarsa bunun bedelinin ağır olacağını, gerçeklerin ortaya çıkacağını ve “şikecilerin” cezalandırılacağını biliyor.
[6] ifadeleriyle TSK’yı, terörle mücadelesinin ‘şike’leşmesi yorumuyla zan altında bırakmıştı.

Çongar’ın ifadeleriyle:

Apo’yla diyalogunun bugüne dek hiç olmadığı kadar geniş bir toplumsal kabule kavuştuğu, öte yandan, Kürt taleplerine sahip çıkan ama PKK’nın kontrolüne girmemiş bir sivil siyaset potansiyelinin, yine bugüne dek hiç olmadığı kadar güçlendiği bir ortamda..[7]

Murat Karayılan, İsrail’in Channel 2 televizyonuna verdiği röportajda Tel Aviv idaresinin Türkiye’yle olan askeri ilişkilerini kesmeye çağırmaktaydı. Karayılan, İsrail’le sorunları olduğunu belirterek bunun iki ülke arasındaki askeri ilişkilerden kaynaklandığını söylüyordu.[8]

Böylelikle, İsrail’e askeri boyutlu ilişkilerini kesmesini, askeri desteğin Irak’a yoğunlaştırma taleplerine dikkat çekiyor izlenimini uyandırmak istemiş olması kuvvetli olasılıktır.

Amerikan işgalinin sürdüğü Irak’ta, Amerikan birliklerinin çekilmesi sürecinde bu gelişmeler yaşanırken, CHP’nin referandum sonrası çıkışları ilginçliklerle dolu.

Cihaner’le ve Erzincan’da MİT binasının basılması olayında raporlarıyla yakından izlediğimiz CHP Milletvekili Ahmet Ersin, fethullahçıların Kürdistan projesinde etkin rol alan Hewler Post gazetesine verdiği röportajda, “Kürt yönetimini artık kabul etmek lazım” demişti:

“Partimizin daha önceki politikalarını biliyorsunuz. Yeni yönetimin nasıl bir politika geliştireceğini söyleyemem. Kendi fikrimi soracak olursanız, orda bir yapı var. Federal yapı, özerk yapı var. Bu özerk yapıyı artık kabullenmek gerekir. Buna Irak’ın kendi iç meselesi olarak bakmak lazım. Kürt vatandaşlarımızın akrabaları olan Kuzey Irak yönetimi kendi yönetimlerini kurduğunu ve bu yönetimin artık nerdeyse uluslararası bir boyut aldığını, ABD ve büyük devletler tarından kabul edildiğini kabul etmek lazım. Onlarla tartışma, çatışma yerine bölgenin kalkınması için neler yapılabilir, onların tartışılması lazım. Orda artık bir yönetim var. Bunu artık kabul etmek lazım..[9]

Uluslararası sermaye bu sorunun artık bir çözüme kavuşturulmasından yana tutumunu ortaya koymuş oldu. ABD ve AB politikaları, bölgesel ilişkilerdeki istikrarsızlık, enerji yatakları, boru hatları gibi çok yönlü sorunların çözüm merkezinde olan Kürtlerin bir biçimiyle sürece dahil edilmesi isteniyor.

Bu nedenle müzakerelere ilişkin ön yoklamalar ve altyapı çalışmaları daha kapsamlı bir şekilde devam edecektir. Kılıçdaroğlu’nun Brüksel’e çağrılması, Gül’ün ABD ziyaretinin arka plandaki ana gündem bu sorunun görüşülmesidir.[10]

Kılıçdaroğlu’nun referandumun hemen ertesinde Avrupa’ya çıkarma yapmasının da ardında bu meselelerin belirleyen olduğu saptanmıştır.

Taraf yazarı Ahmet Altan, yeni Türkiye’nin resmini ‘barış’ adı altında çiziyor, ekonominin büyüdüğünden söz ediyor ve bununla yeni bir burjuvazinin oluşacağını (işbirlikçi – komprador) ifade ediyor:

“Yeni bir Türkiye’yi oluşturacak, savaşı bitirecek, barışı kalıcı kılacak bir anayasa hazırlanacak. CHP de bu barışçı gelişmeleri destekleyen bir tavır aldı… En önemlilerinden biri, Türkiye zenginleşiyor, büyüyor ve gelirini arttırıyor. Türkiye’nin muhafazakâr zenginleri de, yeni yeni ortaya çıkan Kürt burjuvazisi de bu zenginlikten pay almak istiyor. Barışta daha zenginleşeceklerini biliyorlar.[11]

Cumhuriyet düşmanı CIA orjinli, Emniyet çerçeveli fethullahçı yapılanmanın gündeminin yoğunlaştığı ifade edilebilir. Referandumun AKP iktidarını pekiştirdiğini ve aynı kararlılıkla gidildiği zaman AKP’nin saltanatının kaçınılmazlığı üzerine çeşitlemelerde bulunmaları tarihe geçecek önemdedir.

Şamil Tayyar
:

“8 yıldır sürdürdüğü politikalara bundan böyle yine aynı kararlılıkla devam ederse, Türkiye'nin daha da şeffaflaşacağını, tümden ortadan kalkmayacağını ama önemli ölçüde bu çetelerden müteşekkil derin yapının büyük ölçüde tasfiye olacağını düşünüyorum.
[12]

Sedat Laçiner
, Cumhuriyet tarihine kinini kustuktan sonra, AKP’nin işbirlikçi ‘sürekliliği’ koruyabilmesi durumunda iktidarda kalabileceğini söylemektedir:

“Menderes, Demirel ve Özal çizgisiyle yükselen dalga artık AK Parti’yi taşımaya başlamıştır ve diğer siyasi partilerin hala eski Türkiye mantığı ile hareket ediyor olmaları da yeni siyasi partinin işine gelmektedir. Erdoğan ve arkadaşları çok net bir şekilde görmüşlerdir ki söz konusu dalga yükselmeye devam edecektir, dolayısıyla AK Parti bu dalganın üzerinde kalmayı sürdürebilirse, yani değişim talebini karşılamaya devam edebilirse iktidarda da uzun yıllar kalması mümkün olacaktır. 2002’de AK Parti’nin iktidara gelişini şansa, kandırmacaya, halkın cehaletine, hatta ve hatta dış mihrakların büyük komplolarına bağlayanlar 2007 genel seçimlerine de bu mantık çerçevesinde hazırlandılar
.”[13]

Amerika, taleplerini; Türkiye’ye, Yasemin Çongar aracılığıyla taşıdığı biliniyor, yazılı basında stratejik görev verilen Taraf Gazetesi’nde şöyle söylemekteydi:

Beyaz Ev’deki yetkililer, 12 Eylül 2010’un mesajını, “her konuda birebir anlaşmasalar bile epey alıştıkları, hakiki bir saygı duydukları ve bütün olası rakiplerinden çok daha ehven saydıkları bir siyasi ekip ve liderle işbirliğinin görünür gelecekte devam edeceği, Türkiye’de 2011’de hükümetin el değiştirmesi ihtimalinin çok düşük olduğu” şeklinde algıladılar.
[14]

İkinci cumhuriyetçi Ali Bayramoğlu da:

Referandum sonuçları, seçimlerin 2011'de yapılacağı dikkate alınırsa AK Parti'nin en az bir dönem daha tek başına iktidar olacağını gösteriyor. Bu da aday halinde ki, bu kuvvetle muhtemel, Tayyip Erdoğan 2012'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinin açık ara galibi olacaktır. Biraz daha zorlayacak olursak, Erdoğan'ın en az iki dönem Çankaya'ya seçileceğini tahmin edebiliriz.[15]

AKP padişahlığının düş yorumculuğu ancak bu kadar olabilir.

Her ne kadar, yorumdur, öngörüdür desek de AKP gözünde “silahşor” diye nitelenen liberal yazarların, AK projelerin dili olduğu gerçeği değiştirmemektedir.

            Bir ülke düşünün ki, siyasi iktidarı Amerikan projelerinin eş güdümleyicisi, ana muhalefeti Avrupa emperyalizminin manevralarına muhtaç, halkı borçlandırılmış, ekonomisi IMF dümeninde, etnik siyasal oluşumları özerklik talep eder, yanı başındaki ülkede bu özerkliği meşrulaştıracak kukla bir devlet oluşturulur.

Bağımsız yargısı ve askeri; alternatif silahlı güç haline getirilen polis tarafından kuşatılmış, takibe alınmış ve özel savcıları, özel mahkemeleri, özel soruşturmalarıyla hukuksal normlar ihlâl edilerek tüm Cumhuriyetçi, ulusalcı, sivil – asker kadroları zindanlara kapatılmış… hangi demokrasi, hangi insan hakları, hangi liberalizm, hangi anayasa? Çökmüş bir ülkeye tescil gerekir mi?



[1] Yasemin Çongar, Eylemsizlik, Sivilleşme, Çözüm, Taraf, 24.09.2010

[2] Mümtaz’Er Türköne, Sivil İtaatsizlik, Zaman, 21.09.2010.

[3] Yasemin Çongar, Taraf, 22.09.2010

[4] Yasemin Çongar, Eylemsizlik, Sivilleşme, Çözüm, Taraf, 24.09.2010

[5] Erdem Can,  Serhildan, Özerklik ve Yeni Dönemin Şifreleri, ANF, 22.09.2010.

[6] Ahmet Altan, Bu İş Olacak, Taraf, 24.09.2010.

[7] Yasemin Çongar, Taraf, 22.09.2010

[8] ANF, 22.09.2010

[9] 11.07.2010, Hewler Post.

[10] Mustafa Peköz, Kürt sorununun çözüm süreci ve çok yönlü gelişmeler, 22 Eylül 2010, Sendika.org

[11] Ahmet Altan, Bu İş Olacak, Taraf, 24.09.2010.

[12] Yeni Şafak, 24.09.2010

[13] Sedat Laçiner, USAK, 14.09.2010

[14] Yasemin Çongar, Taraf, 15.09.2010

[15] Ali Bayramoğlu, Bölünmüş ya da büyümüş... 2022'de Türkiye hangisi olacak?, Yeni Şafak, 21.09.2010



Açık İstihbarat @ 2010