|
|
Türkistan'ın efsanevi lideri Osman Batur, 1911
yılında anavatanının bağımsızlığı için Çin ve Rusya'ya karşı mücadele
başlatmış, bütün Altay topraklarını ve Doğu Türkistan'ı Çinlilerden ve
Ruslardan kurtarmayı amaç edinmişti. İkinci Cihan Harbi yıllarında Doğu
Türkistan topraklarındaki Türklere yönelik baskıların kuvvetlenmesi ile
birlikte tepki hareketleri de kuvvet kazanmış ve Osman Batur'un
yükselmesine zemin hazırlamıştı.
Altayları Çinlilerden temizlemeye başlayan Osman
Batur, 1943 yılında hedefine ulaşmış görünüyordu.
Osman Batur 22 Temmuz 1943'te Bulgun'da yapılan
törenle, Altay Kazakları'nın Han'ı ilân edildi. 1945'e gelindiğinde
Doğu Türkistan'da birkaç şehir haricinde kontrol tamamen Türklerin
eline geçmişti.
Bu
tarihten itibaren Mao Zedong yönetimindeki Komünist Çin bölgeye
yüzbinlerce asker göndererek sert ve yoğun operasyonlar uyguladı.
Targabatary ve Altaylardan çıkartılan Osman Batur mücadeleye otuz bin
kişi ile başlamış olsa da 1950'ye gelindiğinde bu sayı yaklaşık dört
bin idi. Ayrıca, Alibek Hakim ve silah arkadaşlarının mücadelesi de
sürüyordu.
1951 yılında Kanambal'da sıkıştırılan Osman Batur
esir edilerek, Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'ye götürüldü.
Osman
Batur, Urumçi sokaklarında halk arasında dolaştırılarak teşhir edildi
ve 29 Nisan 1951 günü kulakları ve kolları kesildikten sonra idam
edildi.
Osman Batur'un idamından sonra da komünist Çin'in
katliamları artarak devam etti (Bu
katliamlar maalesef günümüzde de devam etmektedir).
Komünist Çin'in bitmez tükenmez katliamları nedeniyle bölgede yaşayan
Türklerin büyük bir kısmı kaçmak zorunda kaldılar.
Velican
Oduncu, Komünist Çin baskısı yüzünden anavatanını terk ederek
Türkiye'ye kaçan ailelerden birinin çocuğuydu.
Velican henüz bluğ çağına geldiğinde, Türkiye'de sağ
ve sol olarak büyük bir ayrım yaşanıyordu. Komünist düzenin Türklere
yaptığı baskıyı çok iyi bilen bir ailenin çocuğu olan Velican
ülkücülerin safında yer aldı.
Bir süre sonra, o zamanın komünist polis örgütü olan
Pol-Der üyesi polislerce tutuklandı. Henüz bıyıkları yeni terlemiş 14
yaşında bir genç olan Velican Oduncu, Pol-Der'li polislerin yaptığı
ağır işkenceler altında çok sayıda cinayeti üstlenmek zorunda kaldı.
O tarihlerde Alman derin devletinin Türkiye'deki
kalesi olan Hürriyet ve Cumhuriyet gazeteleri, Velican Oduncu'yu “ölüm
makinesi” olarak manşetlerine çekmekte gecikmediler.
Velican Oduncu'nun zindan hayatı artık başlamıştı.
Uzun süre çeşitli cezaevlerinde yatan Velican'ı özgür dünyaya bağlayan
tek şey kuşlar oldu.
Cezaevi maltasına (havalandırma) konan kuşlara
yiyecek verir, onların kendisine alışmasını sağlardı.
16
Temmuz 1988 tarihinde maltada kuşlarıyla ilgilenen Velican halen
aydınlanamayan bir sebeple şehit edildi.
Arkasından sinsice yaklaşan bir mahkum, Velican'ı
şişleyerek katletmişti.
İlk bakışta, Velican Oduncu'nun katledilmesi için
ortada ciddi bir sebep görünmüyordu. Velican'ı katleden kişi kuş
meselesi yüzünden tartıştıklarını, olayın bu nedenle yaşandığını
söylemişti.
Daha
sonraki duyumlarımız, merhum Turgut Özal'ı öldürmek isteyen bazı
kimselerin Velican'ı katlettirdiği yönündeydi.
Söylentilere göre, Velican'a şöyle bir teklif
yapılmıştı; Velican cezaevinden kaçırılacak, bunun karşılığında ise
Turgut Özal'ı vuracak, daha sonra da yurt dışına çıkması sağlanacaktı.
Velican da bu teklifi yapanlara, “ben dava adamıyım, kiralık
katil değilim, üstelik alnı secdeye değmiş olan birine kurşun sıkmam”
demiş.
Daha sonra Turgut Özal'ı vurması için başka birisi
bulunmuş ancak bu suikast başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
İşte bu sırada Velican kendisine böyle bir teklif
yapıldığını söyleyecekken şehit edilmiştir.
Doğru veya yanlış bilemem ancak o zamanlar
konuşulanlar bu yöndeydi.Merhum Cumhurbaşkanımız Turgut Özal'ın oğlu Ahmet
Özal önceki gün Velican Oduncu ismini tekrar gündeme getirdi.
Önce, Ahmet Özal'ın gazetelerde yayınlanan
açıklamalarını okuyalım:
Ahmet Özal'ın Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili son
attığı iddia bir hayli şaşırtıcı!
Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili
iddialar gündeme bomba gibi düştü. Ahmet Özal, suikast için daha öncede
bir ülkücü isme teklif götürüldüğünü; ancak kabul etmeyince cezaevinde
infaz edildiğini iddia etti.
8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın ölümüyle ilgili yeniden tartışma
başlatan Ahmet Özal, CNN Türk'te Özal'a düzenlenen suikast ile ilgili
yeni bir bilgi verdi. Cüneyt Özdemir'in sorularını cevaplayan Ahmet
Özal, babasına Kartal Demirağ tarafından düzenlenen suikastten önce
başka bir isme teklif götürüldüğünü iddia etti.
İşte o sözler:
“Bana sadece zaman zaman, o günden bugüne kadar
ihbar mektupları gelir. Ben bunların çoğunu çöpe atarım, çok ciddiye
almam. Geçenlerde bundan altı ay bir sene önce gelenler de vardı.
Bunlardan bir tanesi ilgimi çekti.
Kartal
Demirağ'dan önce o zaman 1988 yılında hapiste olan, 16 yıl hapis cezası
yemiş MHP ve ülkücü olarak adlandırılan o zamanda bilinen isimlerden, meşhur isimlerden bir ülkücü Veli
Can Oduncu adında birisine Özal'ı vurması için tetikçi olması için
teklifte bulunmuş. Fakat kendisi anlı secdeye değen birisine, ateş
etmem dediği ve bunun için de hapishanede öldürüldüğü, onu öldürenin de
öldürüldüğü gibi bir bilgiler geldi. Dikkat ettim burada
kendisinin öldürülme tarihi 26 Mart 1988, suikast olayı 18 Haziran!
Yani yaklaşık iki ay sonra. Yani çok mantıksız gelmedi bana. Bunları
yine savcılık inceleyecektir, arşivlerde vardır. Bunlar incelenince
çıkacaktır diye düşünüyorum.”
*
Ahmet Özal merhum Velican Oduncu'nun ölüm tarihini
26 Mart 1988 olarak veriyor. Oysa, Velican Oduncu, Özal suikastından
(18 Haziran 1988) yaklaşık iki ay sonra yani 16 Temmuz 1988 günü
katledilmişti.
Rahmetli Alparslan Türkeş, Velican Oduncu'nun
öldürülmesi olayını uzun süre araştırdı. Özellikle cezaevinden çıkan
ülkücülere Velican Oduncu'nun neden katledildiğini bizzat sordu.
Bu konudaki bilgilerimi tazelemek için uzun süre
cezaevinde yatmış olan bazı arkadaşları aradım. Onlar da rahmetli
Alparslan Türkeş'in, Velican oduncu cinayetini uzun süre araştırdığını,
kendilerine de bu olayı bizzat sorduğunu doğruladılar.
Bu arkadaşlardan birisi olan Oğuzhan Cengiz bana bu
konuyla ilgili olarak şunları anlattı:
Cezaevinden çıktıktan sonraydı, bir Ramazan ayında
Başbuğumuz bizi İstanbul Yakacık'taki evine davet etti. İftar
yemeğinden sonra bizimle biraz sohbet etmek istedi.
Hürmetle ellerini öperken duyduğumuz haz mahpus
acılarını unutturmaya yetmişti. Sarılıp, gözlerimizden öptüğündeki
bakışlarının derinliğini tarif etmek imkansızdır.
- "Oturun
yavrularım..." dedi.
Oturmadık... Başbuğun huzurunda oturmak haddimize
miydi? Bu defa sesini yükseltip:
- "Oturun"...
emrini verdi. Ama ses tonunda baba şefkati vardı. Tek tek ailelerimizi
sorup, anne babamıza selam söylememizi tembih etti.
- "Siz
içerdeydiniz. Daha iyi bilgi almışsınızdır. İşin aslını bilirsiniz.
Bizim Velican'ı kimler, niye katletti?" diye sorarken
gözlerinin buğulandığına tanık oldum.
Ben
Malatya cezaevinde olduğumuzu, Velican'ın Gaziantep'te şehit
edildiğini, dolayısıyla basına yansıyanların dışında bir şey
bilmediğimi ifade etmeye çalıştım.
Başı
ellerinin arasında bir süre bizi dışarıda bekleyen Koca Başbuğun
kirpikleri arasından damlaların süzüldüğünü gördüm.
|