Cengiz Çandar'ın Haritası - Gün Zileli
Cengiz’in uzmanlık dünyası siyaset azmanları diyebileceğimiz yöneticiler çöplüğünün unsurlarıyla doludur. Onun için önemli olan, dünyayı yöneten en tepedekilerdir. Onlar ne düşünüyor, ne yapıyor, hatta özel hayatları bile bu merakın dışında değildir. Onun yaşamında da, beyninde de normal hayatlarını yaşayan, bin bir günlük dertle boğuşan insanlara yer yoktur. Onlar, büyük liderlerin yönettiği kalabalıklardır. Dünyanın nasıl bir gidişat izleyeceğine o liderler karar verir. Cengiz’in de görevi bu belirleyici unsurların eğilimlerini tespit edip aktarmaktan ibarettir. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardsoxcarbazepine dosage click oxcarbazepin
|
Bu yazının başlığını, daha önce Halil ve Oral hakkında yazdığım yazılarda olduğu gibi, “ideolojik yol haritası” diye düşünmüştüm önce. Hem de böylece, eski arkadaşlarım hakkında bir seri oluşmuş olacaktı. Ne var ki, Cengiz’in “ideolojik” bir “yol”u olmadığını görerek bu başlığı koymaktan vazgeçtim. Sonra “yolsuzluk haritası” koyayım dedim başlığı, biraz da espri olsun diye. Ondan da “yolsuzluk”un yapacağı yanlış çağrışımlar dolayısıyla vazgeçtim. Böylece “ideoloji” ve “yol” çıkınca geriye sadece “harita” kaldı. Tabii ki, coğrafi değil, siyasi harita. Cengiz Çandar’ı, 1967 yılının sonlarında, MDD’cilerin
atağa geçtiği dönemde tanıdım. Ben 1967 yılında henüz MDD’ci değildim
ama artık MDD’ci denen gençler gözüme çarpmaya başlamıştı. 1968 yazında, benim de içinde yer aldığım MDD yanlısı Doğu Perinçek yönetimi TİP yönetiminin baskısıyla devrildiğinde, iç odada TİP’lilere karşı direnenler arasında Cengiz de vardı. O yaz, Doğu’nun yönetimini deviren TİP yanlısı Zülküf Şahin yönetimini zor duruma düşürmek ve bu yönetimin “pasifistliğini” kanıtlamak için Amerika aleyhindeki eylemlerimizi arttırmıştık. Bir seferinde Dedeman oteli çevresinde bir Amerikalı askerin yolunu çevirmiştik bir grup FKF’li olarak. Çocuğun korkudan dili tutulmuştu. Onunla İngilizce konuşan Cengiz’di. Çocuğu dövmeye gönlümüz razı olmadı, Cengiz ona sıkı bir Vietnam savaşı aleyhtarı propaganda çekti. Doğu Perinçek ve Vahap Erdoğdu tarafından 1968 Kasım ayında çıkarılan aylık Aydınlık Sosyalist Dergi’nin yazı kurulunda Cengiz’le birlikte yer aldık. Ben, Cengiz, Atıl Ant ve Münir Aktolga, yazı kuruluna gençlik hareketinin rüzgârını temsil etmemiz için alınmıştık. MDD’nin gençlik hareketine hakim olduğu 1969 yılında Cengiz Çandar da SBF Talebe Cemiyeti Başkanı seçildi solcu SBF öğrencisinin oylarıyla. Fakat bu arada, 1969 yılının ortalarından itibaren MDD’ci harekette de kamplaşma başlamıştı. 1969 yılının 21 Mayıs’ında, o zamanki gençlik önderlerinin Mihri Belli’nin annesinin Demirtepe’deki evinde yaptıkları tartışmalı bir toplantının ardından, Kızılay Park’ında o gece Doğu Perinçek, Ömer Özerturgut, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar ve benim katıldığım alelusul ve kendiliğinden bir görüşmede, daha sonra TİİKP adını alacak illegal örgütlenme kararlaştırıldı. 1970 yılında MDD hareketi bölündü. Bu,
iktidarın parlaklığıydı. O sırada Mao, dünyanın en
kalabalık nüfuslu ülkesinin en zirvedeki tartışılmaz lideriydi,
dolayısıyla, Çin elçiliğinden size aktarılan o Mao rozetlerinde Mao’nun
başından çevreye sarı güneş ışıklarının yayılıp göz kamaştırması çok
doğaldı. Fakat bir süre sonra Cengiz’in
gözlerinin bu güç ve iktidar ışıklarıyla hepimizden fazla kamaştığını,
adeta ışığa koşan kelebekler gibi bu iktidar ışıklarına kanat
çırptığını fark etmekte gecikmedim. Daha sonra 12 Mart geldi. Aranmaya başladık ve hepimiz
bir yerlere savrulduk. O zamanki parti yönetimi (yani fiiliyette Doğu)
yazı kurulu üyelikleri dolayısıyla aranmaya başlayan ve aslında ülke
içinde hiçbir işe yaramayacaklarını, hatta başa bela olacaklarını
düşündüğü Şahin Alpay ve Cengiz Çandar gibi bazı arkadaşları “eğitim”
adı altında Filistin kamplarına göndererek başından savmaya kalkmış. Cengiz
Çandar, bu bölünme ve kriz ortamında parti ile olan bağlarını
gevşetmiş, hatta kopartmış ama orada bulunduğu sırada Filistin
hareketinin üst düzey yöneticileriyle yakın bağlar geliştirmekten de
geri kalmamış. Cengiz’i 1970’li yıllarda izlemem mümkün olmadı. Ama 1980’li yıllarda uzaktan da olsa (zaten yakından izlemek mümkün değildi artık onu) izleyebildim. Cengiz, hem Ortadoğu’dan Amerika’ya uzanan bir süreçte tam bir “dış politika uzmanı” olmuş, hem de “Yaser’e dedim ki” repertuvarını, “Bill’e dedim ki”, “Ronald bana dedi ki”, “Margaret’le bir seferinde” noktalarına kadar genişletmişti. İnsan bu kadar uzmanlaşınca iktidar odaklarının dışında kalması mümkün değildir, katiyen değildir. Kaldı ki, Cengiz’in iktidar odaklarının dışında kalmak gibi bir isteği ya da direnci de yoktu. Tam tersine. Cengiz, bir “dış politika uzmanı” olarak 1980 sonrasında
Turgut Özal’ın ve ANAP’ın dış politika danışmanı oldu ve devlet
adamları repertuvarını genişletmeye “Turgut’a söyledimdi”
biçiminde devam etti. Daha sonra Cengiz, gazeteciliğe intisap edip uzmanlığını
bu alanda da sürdürdü. 1990’lı yıllarda bir gün gazeteci yeğenim Ümit
Zileli’ye rastladığında beni sormuş, “amcan ne yapıyor”
diye. Cengiz’in yazılarının çoğu dış politika ve “dünya
ahvali” alanındadır. Bu yazıda Cengiz’i Amerikancılıkla vb. suçlayacağımı
umanları hayal kırıklığına uğrattığımın farkındayım.
|
||||