Offshore ve Emin Çölaşan - İlhami Yangın
Bu dönemde müthiş bir baskıya maruz kaldık. Telefonlarımız dinlenmiş, elimizdeki dosya bazılarının kulağına gitmişti. Devletin önemli bir kurumuna davet edilerek uyarıldık. Dosyayı yayınlamamamızı, haber kaynağını kendilerine bildirmemizi istiyorlardı. Bu konuda hiçbir açıklama yapmayacağımızı, dosyayı her türlü tehlikeyi göz önüne alarak yayınlayacağımızı söyledik. Altı sene hapis cezasına da razı olduğumuzu da belirttik. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetesacheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadafusidinezuur voetschimmel fusidinezuur creme fusidinezuur acnesitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectskamagra kamagra 100mg kamagra gel
|
12 Eylül rejiminin en çok zulüm yaptığı siyasi parti
lideri merhum Alparslan Türkeş'ti. Darbe sonrası Türkeş senelerce
hapishanede yattı. Sadece Türkeş de değil, otuz bine yakın ülkücü
cezaevlerini doldurdu, işkence tezgâhlarından geçtiler.
Bu dönemde Türkeş'e zulmedenlerden birisi de Hürriyet gazetesi oldu. Hürriyet gazetesi Yahudi sermayesiyle kurulmuştu (Bu konu için bakınız: http://www.antigazete.com/zenginlerin-arkasindaki-zenginlik-burla-biraderler_haberi_887.html). Dahası, darbe döneminde Hürriyet gazetesinin sahibi olan Erol Simavi, Üstad-ı Azam derecesinde bir masondu. Bu şahıs Hürriyet gazetesinden Alparslan Türkeş'e olmadık iftiralar attı. Bu iftiraları kaleme alan kişi, yine Hürriyet'in darbecilerce iltimas gösterilen yazarı Emin Çölaşan'dı. Emin Çölaşan, o dönemde, darbecilerin verdiği ayrıcalıkla, cezaevlerine rahatlıkla girip çıkıyor, hapishanelerde işkence yapılmadığını savunan yazı dizileri hazırlıyordu. 1988 yılında Hürriyet gazetesinin 40. kuruluş yıldönümü nedeniyle Erol Simavi, Emin Çölaşan'a bir röportaj verdi. Erol Simavi bu röportajda kendisinin mason olduğunu açıklıyordu. (Üstad-ı azam derecesinde bir gazete sahibinin mason olmayan birisine röportaj vermeyeceği, hatta gazetesine alarak bu kadar yükselmesini sağlamayacağı ayrı bir konudur). Ayrıca merhum Alparslan Türkeşe iftiralar atıyordu. Rahmetli Türkeş'in bu iftiraları cevaplamaya gücü yetmiyordu. Zira, bütün basın yayın organları belirli zümrelerin elindeydi. Ancak bu konu onu oldukça üzmüştü. Uzun süre yanında çalıştığım için olayın bu yönünü çok iyi biliyorum. Hatta bir defasında Türkeş'in avukatı merhum Sırrı Erkuş bu olayın arka planını bana anlatmış, bu iftiranın başka boyutları olduğunu izah etmişti (Şimdiki yazıyı uzatmamak için bu konuyu sonraki yazılara bırakıyorum). * 2007 tarihinde arkadaşlarla Kırmızı Çizgi dergisini çıkartıyorduk. Yazın ortalarında Emin Çölaşan'la ilgili çok önemli bilgi ve belgelere ulaştık. Çölaşan'ın bütün mal varlığını listelemiştik. Daha da önemlisi, bütün banka hesapları elimizdeydi (yayınlamadığımız başka önemli bilgiler de vardı). Bu banka hesapların yayınlanması altı sene ağır hapis cezası içeriyordu. Gerekirse bu cezayı yatmaya, her ne olursa olsun bu haberi yayınlamaya karar verdik. Bu dönemde müthiş bir baskıya maruz kaldık. Telefonlarımız dinlenmiş, elimizdeki dosya bazılarının kulağına gitmişti. Devletin önemli bir kurumuna davet edilerek uyarıldık. Dosyayı yayınlamamamızı, haber kaynağını kendilerine bildirmemizi istiyorlardı. Bu konuda hiçbir açıklama yapmayacağımızı, dosyayı her türlü tehlikeyi göz önüne alarak yayınlayacağımızı söyledik. Altı sene hapis cezasına da razı olduğumuzu da belirttik. Bu zorluklar altında dergiyi hazırlamaya başladık. Künyede haber müdürü olarak ismim geçiyordu ama hiç tereddüt etmedim. Arkadaşlarımız da aynı kararlılıkla davrandılar. En sonunda görüşlerini almak üzere Emin Çölaşan'la görüştük. O da, bu haberi yapmamız halinde başımızın ağrıyacağını, ceza davası açılacağını, hapis yatacağımızı söyledi. Biz dosyayı geri çekmeyeceğimizi söyleyince de Hürriyet gazetesindeki köşesinden bir yazı yazdı (http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4506830&tarih=2006-06-01) Emin Çölaşan bu yazıda bizi bir takım karanlık mahvillerle, tarikatlarla işbirliği yapıyor gösteriyordu ki, hiç umurumuzda olmadı. Bu yazıdan sonra ilginç gelişmeler oldu. Bizim haberin ayrıntıları sağda solda yayılmaya, internet sitelerinde boy göstermeye başladı. Neredeyse haberi en son bizim dergi vermişti. Bu nedenle ağır ceza almaktan da kurtulduk. Her şeyi göze alıp haberi yayınlamıştık ancak baskılar daha da arttı. Bize reklam verenler de ağır baskılara maruz kaldı. Reklam alamaz olduk. İki arkadaşımız işinden atıldı, bir arkadaşımız da kızağa alındı. Baskılardan yılmayacağımızı göstermek amacıyla öbür sayıda, bu kez kendi imzamla, Emin Çölaşan'la ilgili üç ayrı haber yazdım. Birinci haber; Atatürk'ün huzurundan kovduğu masonlar arasında Emin Çölaşan'ın dedesinin de olup olmadığı konusuydu. Emin Çölaşan bu soruyu cevaplayamadı. İkinci haber; bankerler olayıyla ilgiliydi. Emin Çölaşan, bankerler döneminin önemli bankerlerinden birisi olan Banker Yalçın'la ilgili iki ayrı kitap yazmıştı: Yalçın'ı Kim Kurtaracak? (1985) ve Yalçın Nereye Koşuyor? (1985). Ancak dönemin diğer önemli bankeri Banker Bako'dan bir kere bile söz etmemişti. Banker Bako adıyla bilinen Baki Aygün aslında 17 yaşında bir çaycıydı. Banker Bako'nun arkasında karanlık mahfillerin -muhtemelen masonların- olduğu biliniyor ancak ortaya çıkartılamıyordu. Daha sonra öldürüldü ve bu olay tamamen sırlara büründü. Bu yazıda Banker Bako olayını hatırlatarak, Emin Çölaşan'a bazı sorular sordum. Emin Çölaşan bu yazıya da cevap veremedi. Diğer haber ise Emin Çölaşan'ın kardeşiyle ilgiliydi. Sürekli olarak ihaleleri yazan, devletin yandaşlarına ihaleler verdiğini söyleyen Emin Çölaşan'ın kardeşi de devletten, hem de Ak Parti döneminde ihaleler alıyordu. Hangi ihaleyi kaça aldığını da yazarak Emin Çölaşan'dan bu konuda açıklama istedim. Çölaşan bu yazıya da cevap veremedi. Hepsinden komiği offshore hesaplarıydı. Emin Çölaşan öteden beri offshore hesaplarıyla ilgili yazılar kaleme alıyor, bazı işadamlarını offshore hesapları nedeniyle eleştiriyordu. Oysa kendisinin de offshore hesabı vardı. Böyle bir hesaba neden gerek duymuştu? Bu hesaba kimler para yatırıyordu? Niye yatırıyordu, o da ayrı mesele!
|
||||