Sabatayist Derin Devlet ve Milli Derin Devlet: Herşeyin Başı Erbakan!..-El Aziz Gazetesi
Ecevit 12 Mart Muhtırası asıl bana karşı verildi diyerek Başbakan Demirel ile birlikte CHP Genel sekreterliğinden istifa etti. Başbakanlığı sırasında NATO’yakontrgerilla diye şikâyet ettiği oluşum ise Erbakan’ın kurduğu askeri odaktan başka bir şey değildi. Erbakan bu askeri odağı dayanak yaparak Yahudi ile yaptığı anlaşma ile Millî Selamet Partisi’ni kurarken kilit noktalarına mutabakat gereği Sabetayist unsurları da aldı. Ancak Dünya Siyonizmi ABD üzerinden 12 Eylül 1980 darbesini yaparak Erbakan ve derin oluşumunu yok etmeye kalkıştı. Erbakan ise aksine 12 Eylül yönetimini kontrolüne geçirdi. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis manufacturer coupon open drug coupon cardcialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
Numan Kurtulmuş için en emin yerler televizyon stüdyoları… En sevdiği çanak soruları soranlar orda. Çok önemli, çok büyük bir adammış havasını ekrana yansıtan yağdanlıklar orda. Her yerde tekrarladığı ezberini unuttuğunda hatırlatan uşak tıynetli gazeteciler orda. Duymak istediği övgüler orda. Duymak istemediği, aklından geçmesinden rahatsız olduğu konuları hiç hatırlatmamak için gönlünü hoş tutan tasvirler yapanlar orda. Televizyon stüdyolarında 24 saatini geçirse gönlüne sıklet gelmez.
Ne çare ki hayat yalnız televizyon stüdyolarının tozpembe sanal ortamından ibaret değil. Dolayısıyla 24 saatini orda geçirmesi de söz konusu değil. Oradan ayrılıp gerçek hayata ayak bastığında her an ne ile karşılaşacağını bilememekten ötürü karabasanlar peşini bırakmıyor. Art arda işlediği ayıplar, kusurlar, oluşturduğu utanç verici tablolar aklından çıkmıyor. Nerde ne zaman karşılaşacağını bilmediği tepkilerden ve “bu gidişin sonu nereye varacak?” belirsizliğinin tedirginliğinden kurtulamıyor.
Oysa yapacağı şey çok basit: Siyaset bana göre iş değilmiş diyerek istifa edip kurtulmak.
Numan Kurtulmuş’un en büyük akılsızlığı kendisi için artık umutsuz vaka haline geldiği halde Saadet Partisi liderliğini beyhude sürdürme çabası ile her türlü itibarını tüketip siyaset dışında da mutlu bir hayat sahası bırakmamasıdır. Eğer bu akılsızlık değilse kendisine yüklenen misyon gereği bütün bunlara katlanıyor!
Eğer hala Saadet Partisi liderliğini hiçbir şekilde sürdüremeyeceğini anlayamadıysa çok yazık. Bunu anlaması için kendisi ile kader birliği yaptığını zannettiği çıkarcı çevresinin kendisini suçlayarak terk etmesi mi gerekiyor?
Doğrusu Allah Saadet Partisi’ni ve Millî Görüş camiasını çok seviyor. Numan Kurtulmuş öyle akla ziyan bir yaklaşımı ısrarla sürdürüyor ki ders çıkaracaklar için unutulmaz dehşetli bir ibretlik hikâyenin kahramanı oluyor. Bu süreci sonuna kadar oynamayıp ne kadar erken bıraksa ibretlik hikâye o kadar eksik kalacak ve o denli az amacına hizmet edecek.
İnsanoğlunun hayatı algılayıp kavraması ancak hikâyesini yaşaması ile mümkündür. Hayat hikâyesi olmadan yaşam kavranamaz. Tefekkür bile yaşanmış hikâyelerin yaşanması olası hikâyelere veri oluşturması sayesinde mümkündür. Yoksa hiçbir hayat hikâyesi olmadan düşünce dünyası da oluşamaz. Çünkü insan zihni o takdirde düşünecek bir şey bulamaz.
Bu yüzden Kur’an-ı Kerim İlahi mesajı birtakım hikâyeler üzerinden vermektedir. Kur’an hikâyeleri öylesine hikâyeler değildir. Kıyamete kadar her dönemde ve her toplumda benzerleri devamlı meydana gelecek olan prototip olaylardır.
Her peygamberin yaşanmış hayat hikâyesi örnek alınması gereken en ideal yaşam tarzı olarak inananlara tavsiye edilmiş bir ilahi mesajın müşahhaslaştırılmış olumlu halidir. Firavun misali her zorbanın yaşanmış hayat hikâyesi ise insanlığın sakınması gereken en kötü örnekler olarak yine ilahi mesajın müşahhaslaştırılmış olumsuz halidir.
Kur’an-ı Kerim, kendisine peygamberlik verilmesinden itibaren Hz. Muhammed (SAS)’in yaşamı boyunca önemli noktalarda sebebi nüzul olarak gelen, yaşadığı hayat hikâyesinin ilahi mesaja dönüşmüş halidir. Eğer Hz. Muhammed (SAS)’in hayatını Kur’an-ı Kerim’den çıkarırsanız geriye sadece önceki peygamberlerin hayat hikâyeleri kalır.
Eğer Yüce Yaratıcı hayatı yaratmasaydı ilahi kitaplar olmazdı. Nitekim en büyük kitap Levh-i Mahfuz denilen kâinatın hayat senaryosudur. Orada küçük büyük her şey yazılmıştır. Yaşanmış ve yaşanacak tüm hayatlar, bu hayatlardan oluşan tüm olaylar, söylenen her söz, yapılan her hareket en küçükten en büyüğe hepsiümmülkitap (kitapların anası) denilen bu kozmik kitapta yer almıştır.
Bu kitabın kapsamı için ağaçlar kalem olsa, denizler mürekkep olsa tükenir ama O’nun sözleri bitmez şeklinde sonsuzluk ölçüsü ile verilmiştir. Buna kader, İlahi takdir denir. Bu senaryonun hayata yansıdığı ana ise kaza denir. Bu ana kitapta yazılı bulunmayan hiçbir şeyi hiçbir kimse var edip hayatın içine sokamaz. Yalnızca bu kitapta kaydedilenler varoluşun içinde yer alır.
Bu duruma dikkat çeken Harun Yahya sadece şuur sahibi varlıkların ve canlıların değil her eşyanın da bir kaderi vardır. Mesela şu anda yazı yazdığım klavyenin nasıl buraya geldiği ve sonunda ne olacağı, neye dönüşeceği mukadderdir ve onun dışında herhangi bir hal alamaz.
Bu açıdan bakıldığında İslam tarihi boyunca yaşanan olaylar ve o olaylardan oluşan kişisel ya da toplumsal hikâyeler yaşamakta olduğumuz anı ve geleceğimizi aydınlatır. Erbakan şöyle derdi:
“Peygamberimiz (SAS)’in yaşadığı Asrısaadet İlahi takdir tarafından öyle tanzim buyrulmuştur ki kıyamete kadar olacak her olayın bir örneği içerisine yerleştirilmiştir. Bu yüzden kıyamete kadar hiçbir olay vuku bulmaz ki onun bir numunesi Asrısaadet içinde bulunmasın.”
Bu sayededir ki inanan kıyamete kadar her nasıl bir olayla karşılaşırlarsa karşılaşsın mutlaka nasıl davranması, ne yapması gerektiğini Asrısaadet’teki örneğinden, çözüm şeklinden çıkartabilir. Karşılaşılan olaylar ister olumlu, ister olumsuz olsun mutlaka müminler için hayırlı ve yol göstericidir. Çünkü Yüce Allah müminler aleyhine bir şeyi gelecekleri içine koymayacağı müjdesini vermiştir.
Numan Kurtulmuş olayına baktığımızda da anlamak ve kavramak için nasıl hareket edilmesi gerektiğini belirlemek için Asrısaadet’teki örneklerine bakmak en isabetli çözüm ve izah şeklidir.
Asrısaadet’te de münafıklar vardı. Ve onların en önemlileri Yahudi idi. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Yahudilerin hâkimiyetinde bulunan Medine’ye hicret etti. İslam devletinin ilk kuruluş temel esaslarının birçok önemli maddesini Yahudilerle yapılan anlaşmalar ve mutabakatlar oluşturdu.
Hz. Muhammed (SAS) hayatı boyunca yaptığı sözleşmelere harfiyen uydu. Ancak her fırsatta Yahudiler bu anlaşmaları Müslümanlar aleyhine sürekli bozdular, ihlal ettiler. Peygamber Efendimiz ise onların anlaşmaları ihlal etmesini çok ağır bedellerle kendilerine ödetti.
Erbakan’ın Millî Görüş hareketini başlattığı Türkiye Cumhuriyeti de Siyonist Yahudiler tarafından büyük Müslüman çoğunluk üzerinde egemen kılınan bir hile rejimi ve köle düzeni olarak kurulmuş, Sabetayist Yahudiler tarafından yönetiliyordu. Erbakan da Milli Görüş partilerini kurup yönetirken Yahudi temsilcileriyle birtakım gizli anlaşmalar ve mutabakatlar yaptı.
Erbakan bu anlaşma ve mutabakatlara harfiyen riayet ettiği halde onlar her fırsatta bunları ihlal ettiler. Erbakan bu ihlallerin bedellerini onlara ödetip giderek Türkiye Cumhuriyeti yönetimini onların elinden aldı.
Yahudilerin Millî Görüş partilerinde daima temsilcileri oldu. Erbakan onları hiçbir zaman deşifre etmedi. Onlar çoğu zaman sözleşme ve uzlaşmaları ihlal ederek Erbakan’ı tasfiye etmeye kalkıştılar. Her seferinde Erbakan onları bu yaptıklarına pişman etti.
Çünkü Erbakan’ın da tıpkı Yahudilerinki gibi ordu içerisinde bir derin devleti vardı. Bu sayede Millî Görüş partilerini daha çok iktidar olmak için değil İslami mesajlarını topluma yansıtmak için kullanıyordu.
Osmanlı Devletinde gizli bir siyasi örgüt olarak Selanik’te kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti sonra legal bir siyasi partiye dönüşüp Sultan II. Abdülhamit’i tahttan indirdi ve ülke yönetimini ele geçirdi. Sonra da Dünya Siyonizmi ile işbirliği içerisinde Osmanlı Devletini birçok cephede birden savaşa sokup dağıttı ve yerine Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.
Türkiye Cumhuriyetini kuran CHP’nin tüm kadroları İttihat ve Terakki unsurlarıydı. 1945’te Yalta Konferansında Birleşmiş Milletler çatısı altında iki kutuplu bir dünya kurulurken tüm ülkelerde derin devletler kurulması kararı alındı.
Bu derin devletlerden oluşan ve Siyonistlerin yönettiği bir derin devletler topluluğu oluşturuldu. Erbakan’ın Gizli Dünya Devleti adını verdiği bu uluslar arası derin yapılanmanın Türkiye bölümü 1946’da çok partili döneme geçildiğinde Sabetayist Derin Devlet olarak hayata geçirildi.
Çünkü Türkiye demokrasisi İttihat ve Terakki kökenli iki parti olarak CHP-DP aracılığıyla derin devlet tarafından işletilmek üzere 1946’da hayata geçirildi. Ancak İzmir suikastı ile ortaya çıkan Sabetayist aileler arasındaki gizli iktidar kavgasının çok kanlı şekilde bastırılmasından itibaren için için devam eden bu kin ve düşmanlık 27 Mayıs 1960 darbesine yol açtı.
Aslında 27 Mayıs, DP’nin ezici çoğunluk sağlayarak topuzun CHP aleyhine çok fazla kaçmasıyla orta çıkan dengesizliği düzeltmeye yönelik bir balans ayarı idi. Nitekim bu balans ayarı tuttu ve Ecevit-Demirel liderliğinde CHP-AP ile bir denge kuruldu.
Ne var ki 27 Mayıs ile tahrip olan ordu içindeki dengeler bir türlü kurulamadı. Bu süreçte ordu içerisinde birçok odak oluştu. Bunlardan biri Ecevit’i sosyalist şef yapmak için 9 Mart 1971 darbesini yapma girişiminde bulunan sol cunta idi. Erbakan’ın ise oluşturduğu odak 9 Mart girişimini akamete uğratıp 3 gün sonra 12 Mart 1971 Muhtırasını verdirdi.
Ecevit 12 Mart Muhtırası asıl bana karşı verildi diyerek Başbakan Demirel ile birlikte CHP Genel sekreterliğinden istifa etti. Başbakanlığı sırasında NATO’yakontrgerilla diye şikâyet ettiği oluşum ise Erbakan’ın kurduğu askeri odaktan başka bir şey değildi.
Erbakan bu askeri odağı dayanak yaparak Yahudi ile yaptığı anlaşma ile Millî Selamet Partisi’ni kurarken kilit noktalarına mutabakat gereği Sabetayist unsurları da aldı. Ancak Dünya Siyonizmi ABD üzerinden 12 Eylül 1980 darbesini yaparak Erbakan ve derin oluşumunu yok etmeye kalkıştı. Erbakan ise aksine 12 Eylül yönetimini kontrolüne geçirdi.
Bu kez Siyonistler ANAP’ı kurup Millî Görüş’ü siyasetten silmeye kalkıştılar. Erbakan 12 Eylül yönetimi aracılığıyla Başbakan Turgut Özal ve ANAP iktidarını da kontrolüne aldı. Yahudi ihanet etti diye Başbakan Özal’a suikast düzenledi ama öldüremedi. Sonra kaçtığı Çankaya’da işini bitirdi.
Bu kez Refah Partisi birinci oldu ve Erbakan bizzat 54. Hükümeti kurdu. ABD ise bu kez 28 Şubat sürecini başlattı. Erbakan sonunda hükümeti bıraktı ama milli derin devlet aracılığıyla 28 Şubat sürecini de kontrolüne aldı. ABD buna karşı AKP’yi kurup iktidar yaptı. Erbakan AKP iktidarını da kontrolüne aldı. Yahudi son çare olarak Numan Kurtulmuş ile Saadet Partisi’ni ele geçirmeye kalkıştı. İşte bu süreç devam ediyor.
Ergenekon Davası, Sabetayist Derin Devletinin Millî Derin Devlet tarafından başlatılan tasfiye planının hayata geçirilmesidir.
Erbakan eğer Numan Kurtulmuş’tan Saadet Partisi’ni alırsa AKP iktidarına alternatif yapıp Türkiye Demokrasisini Millî Görüş kökenli iki parti tarafından işletecek sistemi kurup hayata geçirecek. Bu sistemi İslam ülkelerine ve tüm dünyaya yayacak.
Şu anda ABD ve Rusya’da Erbakan ile işbirliği yapan derin devlet unsurları var. AKP iktidarı bu sayede İsrail’e meydan okuyor.