|
|
Sandıktan "hayır"
çıkması ihtimaline gözönüne alan "merkez medya" referanduma iki hafta
kala "dengeli" haberler yapmaya çalıştı. Evet ve hayır cephelerinin nabzı
"objektif" yansıtılmaya çalışıldı.
Ancak 12 Eylül akşamı sonuçlar açıklandığında, günlerdir zor zaptedilen
"yağcılık" adeta zincirlerinden boşandı. Bazı gazeteler, 13 Eylül
sabahı Tayyip Erdoğan'ı "Devlet Başkanı" ilan ettiler!
Referandum sonuçları, objektif gazeteciliği sürdürmekte daha fazla
direnemeyeceği Mine Kırıkkanat olayıyla birlikte ortalığa saçılmış olan
Vatan gazetesinde gözle görünür bir rahatlama yarattı.
Vatan, referandumdan hemen sonra "Neden
hep o kazanıyor?" başlıklı bir yazı dizisi başlattığını
duyurdu. Yazı dizisi bir günde hazırlanamayacağına göre referandum
sonrası yürütülecek yayın politikası belli ki önceden belirlenmişti. Yazı dizisinin sürmanşetteki
anonsuna Erdoğan'ın "en yakışıklı" fotoğrafını iliştirmek de ihmal
edilmedi...
Bir diğer rahatlama ve zincirden boşalma Cumhuriyet gazetesinde göze
çarptı. Bir süredir
olaysız bir şekilde "taraf" çizgisine kayma çabası içinde olan
Cumhuriyet, çareyi 12 Eylül karşıtlığı payesine sığınmakta
buldu. Cumhuriyet, 14 Eylül 2010 tarihi itibarıyla
"Ülkenin
geleceğini karartan darbe: 12 Eylül"
adlı bir yazı dizisi başlattığını duyurdu.
Belli ki Vatan gazetesinin yazı dizisi gibi bu dizi de önceden
hazırlanmıştı ve "evet
propogandasına açık destek gibi algılanır" kaygısıyla
referandumdan önce yayımlanmamıştı. Referandum sonrası izlenecek çizgi
önceden belirlendiğine göre "12
Eylül karşıtlığı" üzerinden "taraflaşmaya"
geçişin önünde bir engel kalmamıştı...
Cumhuriyet'in 14 Eylül 2010 tarihli manşeti ise "Hesap versinler"
oldu. Haberin spotunda,
"Sivil örgütler,
partiler ve kişiler 12 Eylülcülerin yargılanması için suç duyurusu
yağdırdı
" ibaresi dikkat çekti.
Cumhuriyet'in önceden "sivil örgüt" kavramı yerine "sivil kuruluş"
kavramını tercih ettiğini ve "suç
duyurusu yağdıranların" başında Yasemin Çongar'ın geldiğini
hatırlatmadan geçmeyelim...
İşi "analizci yazarlığa" dökerek "yandaş" olmak ile "bertaraf" olmak
arasında akıllıca bir denge kurduklarını düşünenlerden de 13 Eylül
sabahı son tercihini yapanlar oldu.
Referandumdan on gün önce köşesinde,
"Yüzde 60 altında
çıkan ‘evet’ sonucu, hükümet tarafından, içeriye ve dışarıya bir zafer
olarak duyurulacak olsa da, 2011 genel seçimleri açısından alarm
zillerini çaldırması gereken bir riske işaret edecek. Siyaset
lisanıyla, bir Pirus Zaferi olacak"
yorumunu yapan Radikal gazetesi yazarı Murat Yetkin, 14 Eylül sabahına,
"Erdoğan
Türkiye'nin ilk başkanı mı olacak?"
sorusuyla başladı.
Yetkin'in ortaya
koyduğu mantığa göre on gün önce "yüzde 60'ın
altında kalmaları halinde tek başına iktidar şansı yakalayamayacak
olanlar",
yüzde 58 ile birden bire "Türkiye'nin
ilk başkanını seçebilecek" konuma geldiler!
Gazetesinin aynı günkü manşeti de çiçeği burnunda genel yayın yönetmeni
Eyüp Can tarafından "Erdoğan
başkanlığa koşuyor" şeklinde belirlenmişti...
Medya, her zaman
olduğu gibi yine "rüzgârım var" diyene pervane koşturdu.
Daha üç ay önce "Büyük umut" olarak takdim ettikleri Kemal
Kılıçdaroğlu'nu da "6
düğmede madara olan adam" ilan etmeyi unutmadan...
|