Siyaset4 Mayıs 2005 00:00
Biz Türk''üz Siz Kimsiniz! - Özcan Yeniçeri
Türkiye''de kurumları, kuruluşları ve mekanizmaları toplum yararını maksimum kılacak şekilde yönetmek üzere halktan yetki alanlar, kavramları tartışmakla işe başlıyorlar.Ülkenin fiziki ve beşeri kaynaklarını etkin, verimli, üretken, akılcı ve kârlı bir biçimde kullanmanın yollarını ortaya koyacak yerde içinden çıkamayacakları tartışmaları başlatıyorlar.Sorun çözmekle görevli olanların kendisi bizzat sorun haline geliyorlar. Bu ülkede neredeyse her iktidar topluma kendi din, ideoloji, milliyet, kimlik, tarih, ya da pedagoji algısını dayatmaktadır.cialis coupons printable link discount prescription drug cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Osmanlı''yı bırakın Türkiye Cumhuriyeti devletinin adı üzerinde bile ülkeyi yönetenler mutabakata varmış değiller.
Her gelen iktidar "dene/yanıl", "koy/kaldır", "yap/boz" yöntemiyle tarih, edebiyat, din, pedagoji ya da kimlik dayatmaya kalkmaktadır.
Sorunları çözmek için halkın seçtiği siyasiler sorunları çözmek bir yana kendileri sanal ve hayali sorunlar icat ederek işe başlıyorlar.
Bu ülkenin her yurttaşı her hükümetle birlikte kendisini yeniden tarif etmeye, tarihini yeni baştan düşünmeye, ne olduğunu ya da ne olmadığını yeniden inşa etmeye zorlanıyor.
Sanki bu ülke şu kadar devlet kurmuş, binlerce yıllık tarihi, dili, kurumları ve kültürü olan bir ülke değil de çadır ya da aşiret devleti.
Bu ülkede yaşayanlar da iktidara gelenlerin dinleriyle din edinecek, tarihi ile tarih sahibi olacak, kimlik algılarıyla kimlikleşecek kadar basit yığınlar toplamıdır(!). Yıllardan bu yana iktidarlar ülkenin sosyal ve ekonomik sorunlarla yüzleşmeyi bir yana bırakmış onun yerine milli ve manevi değerleri örseleyecek tartışmalara çanak tutulmuştur.
Nedense ayrımcılık, bölücülük, farklılık ve birbirine karşıtlık topluma büyük bir meziyet olarak sunulmuştur.
Ortak, benzer, bütünlük ve birlik üreten yanlar görmezlikten gelinerek farklılaşan ve ayrışan yanlar ön plana çıkarılmıştır.
Burada amaç ayrıntının, farkın ya da başkalığın korunması değil kontrolüdür.
Bilinen stratejidir "ayırarak buyurmak", "parçalayarak yönetmek".
İlk psikolojik operasyon Osmanlı''nın son zamanlarında "aman Türk olduğunu söyleme" birileri üzülürle başlamıştır.
Daha sonraları Türkü Müslüman''dan, Müslüman''ı da Türk''ten ayırmak için benzer odaklar yoğun bir faaliyet başlatmışlardır.
İtiraf etmek gerekir ki bu girişimler büyük ölçüde başarısız oldu.
Soru şöyle konulmuştu: önce "Türk müsünüz yoksa Müslüman mı?".
Mevcut nifak günümüzde yeni boyutlar kazanmıştır.
Şimdi eski bölücülük sorununun yeni versiyonları ve enstrümünları olarak yeni iddialar gündeme getirilmektedir.
Birgün Gazetesi 01.11.2004 tarihli yazısında 8.Cumhurbaşkanı Özal''ın şu soruyu sorduğunu yazmıştır; "Türkiye''nin ismi, Anadolu Cumhuriyeti olsaydı, bugün yaşadığımız sorunlar olur muydu?" Özal böyle bir soru; sordu mu sormadı mı bilinmez.
Bilinen bir şey var ki öyle bir ülkenin adını değiştirerek ne kimliğinden ne de sorunlarından kurtulmak mümkündür! Yıllardır süren tartışmalara bakınız! Biz Türk müyüz, Türkiyeli miyiz? (Bu tartışmayı Başbakan Erdoğan yeniden başlattı) Müslüman mıyız, Ilımlı Müslüman mıyız? (Bu tartışmayı Batı daha çok da ABD başlattı) Millet miyiz, mozaik miyiz? (Bu tartışmayı Bölücüler başlattı) Sünni miyiz, Sünni olmayan Müslüman azınlık mıyız? (Bu tartışmayı AB başlattı) Hayret! Türkiye''de yaşayan insanların kimlikleri bir takım odakları ne kadar da çok ilgilendiriyormuş.
Adamlar Türk halkıyla ve onun özellikleriyle spor olsun diye ilgilenmediklerine göre herhalde insanlık adına(!) ilgileniyorlardır. İmparatorluk bakiyesi olan asil bir milletin bilumum evlatlarına kimlik biçmek ya da onlara azınlık/çoğunluk dayatmak kimsenin haddine değildir.
Bu ülkede yaşayanlar -bölücü ve bozguncular hariç- kim olduklarını bildikleri gibi kendilerine kimlik biçenlerin de kim olduğunu çok iyi bilmektedirler.
Bölücüler ve cami avlusunda unutulmuş olanlar hariç bu ülkede yaşayanlar eba ecdatlarını, tarihlerini, dinlerini ve kim olduklarını biliyorlar.
Asıl onlara kimlik biçenlerin kendilerini tarif etmeye ihtiyaçları var.
Sahiden biz Türk''üz ya siz kim oluyorsunuz!
Her gelen iktidar "dene/yanıl", "koy/kaldır", "yap/boz" yöntemiyle tarih, edebiyat, din, pedagoji ya da kimlik dayatmaya kalkmaktadır.
Sorunları çözmek için halkın seçtiği siyasiler sorunları çözmek bir yana kendileri sanal ve hayali sorunlar icat ederek işe başlıyorlar.
Bu ülkenin her yurttaşı her hükümetle birlikte kendisini yeniden tarif etmeye, tarihini yeni baştan düşünmeye, ne olduğunu ya da ne olmadığını yeniden inşa etmeye zorlanıyor.
Sanki bu ülke şu kadar devlet kurmuş, binlerce yıllık tarihi, dili, kurumları ve kültürü olan bir ülke değil de çadır ya da aşiret devleti.
Bu ülkede yaşayanlar da iktidara gelenlerin dinleriyle din edinecek, tarihi ile tarih sahibi olacak, kimlik algılarıyla kimlikleşecek kadar basit yığınlar toplamıdır(!). Yıllardan bu yana iktidarlar ülkenin sosyal ve ekonomik sorunlarla yüzleşmeyi bir yana bırakmış onun yerine milli ve manevi değerleri örseleyecek tartışmalara çanak tutulmuştur.
Nedense ayrımcılık, bölücülük, farklılık ve birbirine karşıtlık topluma büyük bir meziyet olarak sunulmuştur.
Ortak, benzer, bütünlük ve birlik üreten yanlar görmezlikten gelinerek farklılaşan ve ayrışan yanlar ön plana çıkarılmıştır.
Burada amaç ayrıntının, farkın ya da başkalığın korunması değil kontrolüdür.
Bilinen stratejidir "ayırarak buyurmak", "parçalayarak yönetmek".
İlk psikolojik operasyon Osmanlı''nın son zamanlarında "aman Türk olduğunu söyleme" birileri üzülürle başlamıştır.
Daha sonraları Türkü Müslüman''dan, Müslüman''ı da Türk''ten ayırmak için benzer odaklar yoğun bir faaliyet başlatmışlardır.
İtiraf etmek gerekir ki bu girişimler büyük ölçüde başarısız oldu.
Soru şöyle konulmuştu: önce "Türk müsünüz yoksa Müslüman mı?".
Mevcut nifak günümüzde yeni boyutlar kazanmıştır.
Şimdi eski bölücülük sorununun yeni versiyonları ve enstrümünları olarak yeni iddialar gündeme getirilmektedir.
Birgün Gazetesi 01.11.2004 tarihli yazısında 8.Cumhurbaşkanı Özal''ın şu soruyu sorduğunu yazmıştır; "Türkiye''nin ismi, Anadolu Cumhuriyeti olsaydı, bugün yaşadığımız sorunlar olur muydu?" Özal böyle bir soru; sordu mu sormadı mı bilinmez.
Bilinen bir şey var ki öyle bir ülkenin adını değiştirerek ne kimliğinden ne de sorunlarından kurtulmak mümkündür! Yıllardır süren tartışmalara bakınız! Biz Türk müyüz, Türkiyeli miyiz? (Bu tartışmayı Başbakan Erdoğan yeniden başlattı) Müslüman mıyız, Ilımlı Müslüman mıyız? (Bu tartışmayı Batı daha çok da ABD başlattı) Millet miyiz, mozaik miyiz? (Bu tartışmayı Bölücüler başlattı) Sünni miyiz, Sünni olmayan Müslüman azınlık mıyız? (Bu tartışmayı AB başlattı) Hayret! Türkiye''de yaşayan insanların kimlikleri bir takım odakları ne kadar da çok ilgilendiriyormuş.
Adamlar Türk halkıyla ve onun özellikleriyle spor olsun diye ilgilenmediklerine göre herhalde insanlık adına(!) ilgileniyorlardır. İmparatorluk bakiyesi olan asil bir milletin bilumum evlatlarına kimlik biçmek ya da onlara azınlık/çoğunluk dayatmak kimsenin haddine değildir.
Bu ülkede yaşayanlar -bölücü ve bozguncular hariç- kim olduklarını bildikleri gibi kendilerine kimlik biçenlerin de kim olduğunu çok iyi bilmektedirler.
Bölücüler ve cami avlusunda unutulmuş olanlar hariç bu ülkede yaşayanlar eba ecdatlarını, tarihlerini, dinlerini ve kim olduklarını biliyorlar.
Asıl onlara kimlik biçenlerin kendilerini tarif etmeye ihtiyaçları var.
Sahiden biz Türk''üz ya siz kim oluyorsunuz!