Siyaset8 Eylül 2010 00:00

15 Soruda Anayasa Değişikliği Paketi - Av. Noyan Özkan

Turgut Özal’ın, Faşist  Cunta’nın siyaset yapmaktan yasakladığı Demirel, Ecevit v.b. politikacıların siyaset yasağının kaldırılması için yapılan halkoylamasında çok aktif biçimde “Hayır” kampanyası yaptığını unutmayalım. AKP hükümeti tüm seçim propagandalarında Menderes – Özal - Erdoğan posterleri kullanmakta ve Özal’ı manevi liderleri olarak görmektedirler. Ayrıca AKP’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından faşist cunta lideri Kenan Evren, Köşk’te özel olarak ağırlanmış ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la birlikte açılış törenlerine katılmıştır. cialis 5mg prix en pharmacie http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis forum link cialis bez recepta

15 Soruda Anayasa Değişikliği Paketi

Av. Noyan Özkan

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun
 
www.acikistihbarat.com

08.09.2010

1.     Anayasa değişikliği gerekli mi ?

Evet… Elbette, 1961-1971-1982 Anayasalarına hakim olan ‘’önce devlet, sonra yurttaş’’ temel felsefesini tersine çevirecek bir ‘’sivil anayasa’’ gereklidir.

Her ne kadar 1982 -12 Eylül-Anayasasında 17 yasa ile yaklaşık Anayasanın üçte biri değişmişse de temel felsefe aynı kalmıştır. Anayasalar, devlet ve yöneticilerin yönetimlerinin adil ve eşit olmasını sağlayan ve olası devlet zorbalıklarına karşı yurttaşları koruyan temel hak ve özgürlükleri metinleridir.
 

2.     Anayasa değişikliğinde takip edilen yol ve yöntemler yeterli mi?

Hayır…

Önce  2007 yılında iktidar partisi AKP tarafından bazı hukukçulara sipariş verilen Anayasa taslağı aniden toplumun gündemine getirilmiş ancak Meclis’ten geçmeyeceği anlaşılınca, “mini türban değişikliği tasarısına” dönüşmüş ve Anayasa Mahkemesinden geri dönmüştür. Bu defa yine hiçbir siyasi partiye, sendikalara, baro ve meslek odalarına, üniversitelere ve sivil toplum kurumlarına danışılmadan “ben yaptım oldu” zihniyetiyle yaklaşık 30 maddeden oluşan bir paket yurttaşlara dayatılmıştır. Böylece aynen cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi  tartışma ve uzlaşma ortamı sağlanmadan anti-demokratik bir yöntem izlenmiştir.

TBMM tarafından kabul edilen ve itiraz üzerine Anayasa Mahkemesi denetiminden de geçen bu paket  milli iradenin ve dolayısıyla demokratik sistemin eseri mi?

Hayır…

Milli irade, 5 yılda bir sandığa gidip,  bir partiyi ve liderini  ülkeyi yönetmek için seçmekle ve sonra TBMM’den çıkan her yasaya itaat etmekle oluşmaz. Her şeyden önce, demokratik, adil ve şeffaf bir seçim yapılabilmesi için yüzde 10 oranındaki  seçim barajını kaldırmak, seçim  propagandası harcamalarını denetim altına almak ve  yurttaşları temsil kapasitesi ve dürüstlüğüne sahip olan kişileri milletvekili seçmek gereklidir.

Bugün Avrupa ülkelerinde ortalama seçim barajı yüzde 3 olup en yüksek baraj Putin tarafından demir yumrukla yönetilen Rusya’dadır (Yüzde 7). Ülkemizde seçimlerde veya halkoylamalarında, siyasi partilerin kimden ve hangi kurumdan ne kadar para v.b destek aldığını ve seçimlerde ne kadar para harcadığını tespit eden ve denetleyen bir  yasa yoktur. Böylece, parayı veren düdüğü çalmaktadır. 

        4.  Barajın düşürülmesi ve  seçim finansmanının denetimi yeterli mi ?
 

Hayır…

Siyasi Partiler Kanununda köklü değişiklik yapılmak suretiyle  “liderlik  sultası” ve “lidere biat” kaldırılmalıdır.

Özellikle 12 Eylül faşist askeri darbesinin bir devamı olan Özal hükümetleri sırasında artık teamül haline gelen “mülakatla milletvekili seçme ve liderin onayına sunma”, “bakanlardan önceden istifa dilekçeleri alma” gibi ilkel yöntemler bu ülkede demokratik hukuk devletinin yerleşmesini önlemektedir.

Ayrıca milletvekili dokunulmazlığı; kürsü dokunulmazlığı dışında kalan suçlar için mutlaka kaldırılmalıdır. Böylece, örneğin, yargı kararlarını yüzlerce kez uygulamayan üst düzey bürokratlar, belediye yönetiminde sahtekarlık yapan belediye başkanları, eroin kaçakçılığı suçu işleyen iş adamları, devlet içinde çete oluşturanlar, “tam yargılama veya ceza alma aşamasında iken”  milletvekili dokunulmazlık zırhını takamazlar.

        5. Anayasa paketinin 29 maddesinin bir bütün olarak oylamaya                 sunulması doğru mudur? 

Hayır…

Kişisel olarak, böylesine dayatmacı ve despotik bir yöntemin karşısında kendimi “bir çoban  tarafından güdülen koyun” yerine  konulmuş hissediyorum.

Bu duygu, aynen seçim barajında olduğu gibi beni çok rahatsız ediyor ve içimi acıtıyor. Beni “koyun” yerine koyan bu anti-demokratik dayatmaya karşı isyan ediyorum. 

“Ayıptır yahu” diyorum. Çünkü bu paket içinde “evet” diyeceğim  maddeler var…

AKP hükümetinin 2007 ve  sonrasında anayasa değişikliği girişiminde rehber olarak sıklıkla başvurduğu Avrupa Konseyi’nin danışma organı olan Venedik Komisyonu ilke ve kararlarını, sıra halkoylamasına geldiğinde adeta yok sayıldığını görüyoruz.

Venedik Komisyonu Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu’na göre;

İçerik Birliği, özgür oy iradesinin daha da önemli bir gerekliliğidir. Seçmenler, aralarında asli bir bağ olmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır. Seçmenin sorulardan birini desteklerken bir başkasına karşı olabileceği dikkate alınmalıdır. Bir metinde yapılacak değişiklik çok sayıda farklı unsuru kapsıyorsa, halka bir dizi soru sorulmalıdır.”

       6. Halkoylaması sürecindeki tartışma yeterli midir? 

Hayır…

Türkiye’de uzlaşma ve tartışma kültürü zaten yeterli değildir. Geçmişte, 1982 darbesi anayasasına ve devlet başkanına yüzde 92 oranında “evet” oyu verildiğini unutmayalım.

Maalesef, şu andaki hükümet baskısı ve hukuksuzluk ortamı 7 Kasım 1982 halkoylaması öncesinde yaşadığımız  günlerden çok farklı değildir.

AKP hükümeti ve Başbakan özellikle 2004 yılından bu yana sistemli ve programlı olarak muhalif örgüt ve kişileri sindirmek ve bir “sivil dikta yönetimi” oluşturmak amacıyla çok ciddi evrensel ve anayasal  hak ihlalleri yapmıştır ve yapmaya devam etmektedir.

Ülkemizde yurttaşların tümü telefon / internet v.b. iletişim araçlarının dinlendiği kuşkusu ve inancındadır. George Orwell’in 1949 yılda yazdığı 1984 kitabındaki “Büyük Birader” ve “Düşünce Polisi” bugün Türkiye’de yaşama geçmiştir.

Üstelik yasal ve yasa dışı dinlemelerin ve ortam görüntülerinin, AKP hükümetinin politikalarını destekleyen ve muhalifleri karalayan bir strateji ile hükümet yandaşı medyaya servis yapılması teamül haline gelmiştir. Adeta bir KORKU İMPARATORLUĞU yaratılmıştır. Özellikle muhalif gençlerin ve işçilerin hükümete karşı en ufak protestosu bile  şiddetle bastırılmaktadır.
 

          7. Hükümet’in amacı 12 Eylül Anayasası ve koruduğu ekonomik ve siyasal düzeni değiştirmek midir?

Hayır…

AKP hükümeti, 12 Eylül darbesinin zeminini hazırlayan ve TSK marifetiyle  yaptıran tekelci sermaye ve destekçisi  ABD’nin yol haritasından sapamaz.

12 Eylül faşist cuntası tarafından ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı görevi verilen eski MESS Genel Sekreteri ve MSP İzmir Milletvekili adayı Turgut Özal, 24 Ocak kararlarının mimarıdır.

Turgut Özal’ın, Faşist  Cunta’nın siyaset yapmaktan yasakladığı Demirel, Ecevit v.b. politikacıların siyaset yasağının kaldırılması için yapılan halkoylamasında çok aktif biçimde “Hayır” kampanyası yaptığını unutmayalım. AKP hükümeti tüm seçim propagandalarında Menderes – Özal - Erdoğan posterleri kullanmakta ve Özal’ı manevi liderleri olarak görmektedirler.

Ayrıca AKP’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından faşist cunta lideri Kenan Evren, Köşk’te özel olarak ağırlanmış ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’la birlikte açılış törenlerine katılmıştır.

AKP hükümetinin bu konudaki samimiyetsizliği, 2007 yılında halka sunduğu Anayasa değişikliği taslağının, 1982 Anayasasının bile daha gerisine düşecek hükümler içermesidir. 12 Eylül döneminin en  zararlı kurumlarından YÖK  aynen muhafaza edilmektedir. Hep birlikte marifetlerini izliyoruz… 

         8. Anayasa değişikliği  paketi “yargı reformu”  getiriyor mu?

Hayır… 

Tam tersine hükümet tarafından adalet sistemi ve yüksek mahkemeler denetim altına alınmaktadır. Hükümet, devlet bankası kredileri ile oluşturulan yandaş medyası ve telekulak operasyonları ve anormal vergi denetimleri ile sindirilen iş dünyası , şirketler medyası ve üniversitelerin yanı sıra adalet sistemini ve yargı organını boyunduruğu altına almak ve siyasallaştırmak amacındadır.

Başbakan, yasama ve yürütmenin yanına yargıyı da alıp ülkeyi orkestra şefi gibi tek elden yönetmek amacındadır. Bu anayasa değişikliği paketi hazırlığı sırasında yüksek mahkeme üyelerine yönelik lekeleme ve karalama kampanyası yürütülmüş, yasa dışı elde edilen telefon ve alan dinlemeleri ve görüntüleri yandaş medyaya servis edilmiş ve ne gariptir ki organize bir suç örgütü tarafından yürütülen bu kampanyanın failleri şimdiye kadar meçhul kalmıştır.

Özellikle AKP hükümetinin Adalet Bakanları, yüksek yargı organlarına hasmane tutum ve davranışlarda bulunmuş ve anılan lekeleme ve karalama kampanyasına bir kez olsun bile karşı çıkmamışlardır. 

         9. İyi ama, adalet sistemi ve yargıda acil reform gerekmiyor mu?

Kesinlikle gerekiyor.

Yaklaşık 30 yıldır adliye koridorlarının tozunu yutan, İzmir Barosu’nun başkanlık dahil tüm kademelerinde görev yapan, adalet sisteminde reform için kafa patlatan bir hukukçu sıfatıyla, bu anayasa paketinde öngörülen değişikliklerinin; zaten bağımsızlığını ve tarafsızlığını 1971 ve 1982 yıllarında yitiren ve  kör topal çalışan adalet sistemini tamamen batıracağını düşünüyorum.

Öncelikle yüzde 1 olan bütçe payının asgari yüzde 3’e arttırılması ve Adalet Bakanlığının lojistik destek dışında yargıdan elini çekmesi gereklidir.

Hakim ve Savcı sayısı ve adliye yardımcı personel sayısı arttırılmalı, yaklaşık 50 adede ulaşan hukuk fakültelerinin öğretim kadroları yetersiz olanları derhal kapatılmalı, adli yardım sistemi ve savunma güçlendirilmelidir. Bugün yurttaşlar, ağır işleyen adalet sisteminden ve tanık olarak gittikleri mahkemelerde azarlanmaktan haklı olarak şikayetçidir. Anayasa paketinde yargının kangrenleşen sorunları hiç ele alınmamıştır. 

         10. Anayasa paketiyle HSYK ne olacak?

Adalet Bakanı ve müsteşarı HSYK’dan çıkarılmadığı veya oy haklarının alınmadığı sürece, hangi hükümet gelirse gelsin, yürütmenin yargıya müdahaleleri ve siyasallaştırma operasyonları devam edecektir. 

1971- 12 Mart darbesi ve 1982 -12 Eylül darbesi ile Adalet Bakanlarının yönetimine ve keyfine bırakılan HSYK yapısı “birkaç makyaj  değişikliği” dışında bu pakette  aynen devam etmektedir.

Hükümet bu konuda 12 Eylül zihniyetini ve uygulamasını  takip etmektedir. İşte bunun içindir ki, anayasanın 140/6 maddesinde yer alan “Hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönünden Adalet Bakanlığına bağlıdırlar” hükmüne hiç dokunulmamıştır.

Bu hüküm, anayasada  yer aldığı sürece aklı başında hiçbir hukukçu ve siyaset bilimci, yargı reformundan bahsedemez. 

          11. Paket içinde HSYK ile ilgili tuzak maddeler var mı ?

Evet...

Anayasa paketinde “kurulun yönetimi ve temsili kurul başkanına aittir” yolunda yeni bir hüküm eklenmiştir.

Bu ne demek?

Yargıçlardan sorumlu olan HSYK’nın yönetimi yargıçların elinde değil, adalet bakanı olan kişinin yani hükümetin elindedir.

Hangi adalet bakanı, partisinin başkanı yani başbakanın emir ve talimatları dışında görevini yerine getirebilir?

Mümkün değildir. Ayrıca Anayasa paketinde, müfettişlerin yargıç ve savcılar hakkında soruşturma yapması adalet bakanının oluruna bağlı kılınmıştır. Bakanın istemediği yargıç ve savcılar hakkında HSYK soruşturma açamayacaktır.

HSYK’ya bağlı bir sekretarya kurulacak. İyi, güzel ama genel sekreter, bakan tarafından atanacaktır. Böylelikle adalet bakanı, HSYK’nın tüm işlemlerini denetim altında tutacaktır.

Kararnamelerin hazırlanması, toplantı gündeminin saptanması gibi konular geçtiğimiz yıl yaşadığımız kararname skandalında olduğu gibi yine bakanın denetiminde olacaktır. Pakette,  Adalet Bakanlığının sekretaryanın çalışmasını düzenleyecek ayrı bir yasa çıkaracağı öngörülmüştür.

Bu yasanın nasıl ve ne amaçla çıkarılacağını takdirinize bırakıyorum. Bunun dışında, adalet bakanının HSYK’yı toplantıya çağırma yetkisi sürecektir. Toplantı için üye tam sayısı gerektiğinden, yedeği olmayan müsteşarın toplantıya katılmayarak ya da toplantıdan çıkarak HSYK’yı bloke etme olanağı vardır. 

         
12. HSYK üyeleri ile ilgili değişiklik olumlu mu?
 

Hayır…

HSYK’nın yalnızca yüksek mahkeme yargıçlarından oluşan 7 asil ve 4 yedek üyesinin yerine yirmi iki asıl ve on iki yedek üyeden oluşması öngörülmüştür.

Kurulun, dört asıl üyesi, nitelikleri kanunda belirtilen, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından cumhurbaşkanınca; üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay üyeleri arasından Yargıtay Genel Kurulu’nca, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay üyeleri arasından Danıştay Genel Kurulu’nca, bir asıl ve bir yedek üyesi Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu’nca kendi üyeleri arasından, yedi asıl ve dört yedek üyesi birinci sınıf olup, birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş adlî yargı hâkim ve savcıları arasından adlî yargı hâkim ve savcılarınca, üç asıl ve iki yedek üyesi birinci sınıf olup birinci sınıfa ayrılmayı gerektiren nitelikleri yitirmemiş idarî yargı hâkim ve savcıları arasından idarî yargı hâkim ve savcılarınca dört yıl için seçilir.

Bu durumda Kurul’a hukukçu olmayan ve mesleğin sorunlarını yaşamayan 4 asil üye seçilecek ve ayrıca tamamen Adalet Bakanlığı güdümünde olan Adalet Akademisi tarafından bir asil üye seçilecektir. Birinci sınıf hakimler arasından seçilmesi öngörülen 7 üye olumlu bir yaklaşım olmakla birlikte HSYK’ya siyaset bulaşacaktır.

           13. Anayasa Mahkemesi’nde öngörülen değişiklikler olumlu mu? 

Hayır... 

Anayasa Mahkemesi 17 üyeden oluşacak. 3 üye TBMM tarafından salt çoğunlukla seçilecek. 14 üye Cumhurbaşkanı tarafından atanacak.

Bunlardan dördü Cumhurbaşkanı’nın takdirine bırakılmış. Cumhurbaşkanı’nın atayacağı 4 üye, YÖK’ün göstereceği adaylar arasından atayacağı 3 üyeyle Meclis’in seçeceği 3 üyenin iktidar partisinin görüşlerini paylaşan üyeler olacağı açık. Çünkü Meclis salt çoğunlukla seçim yapacaktır.

Oysa Avrupa ülkelerinin çoğunda Meclis, üçte iki çoğunlukla ve hukukçular arasından  üye seçmektedir.

Ayrıca, 12 Eylül mirası YÖK tarafından seçilecek yeni üyeler ile Yüksek Mahkemenin yapısı iyice bozulacaktır.   Böylece  17 üyeden en az 10’unun iktidar partisine yakın üyeler olması güvence altına alınmıştır. 

             14. Geçici 15. maddenin kaldırılması olumlu mu? 

Evet ama yukarıda belirttiğim olumsuz süreç ve öngörülen tuzak maddelerle bırakınız hukuk devletini, kanun devletinden bile söz edilemez.

Ayrıca, 12 Eylül faşist cuntası üyeleri ve emir komuta zinciri içinde insanlık suçları işleyenlerin yargılanmasında zaman aşımı söz konusu olamaz.

Hatta, ilerici ve demokrat bir yorumla, Geçici 15. maddenin kaldırılmasına gerek olmaksızın taraf olduğumuz İşkenceyi Önleme Hakkındaki Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi Mevzuatı’na dayanarak Cumhuriyet Savcıları tarafından bu süreç her an başlatılabilir. 

            15. Anayasanın 125. maddesinde ne yapılmak isteniyor? 

Anayasa değişikliğine ilişkin düzenlemede, Anayasa'nın 125. maddesine, yargı yetkisinin idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu vurgulanarak, "Bu yetki hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz" cümlesi ekleniyor.

İdari Yargılama Usulü Yasası’nda zaten mevcut olan bu hüküm neden anayasa paketine girdi?

Çünkü AKP Hükümeti, idarenin yargısal denetimini sağlayan Danıştay’dan ve özellikle “çevre ve kent koruma” ve “özelleştirme” ile ilgili davalarda verilen kararlardan çok rahatsız.

Hatta Başbakan Erdoğan, “Türkiye’de yasama da yürütme de yargı tarafından kuşatılmıştır”, “Ciğerlerimize kadar kan kusturuyorlar kan” ve “Bunun altından bu belediye kalkar mı, kapıya kilidi vurur, ondan sonra da gelsin Danıştay burayı işletsin, yürütsün” gibi saldırgan söylemlerle bu değişikliğin ipucunu vermiştir.

Çünkü Danıştay, anayasal “kamu yararı ilkesini” dayanak yapmak suretiyle yasanın tutucu kalıbını aşan  kararlar vermektedir. Hükümet, Danıştay’a karşı olan alerjisi nedeniyle ve iş dünyasına şirin gözükmek için bu tuzak maddeyi halk oylamasına sunmuştur.

Sonuç olarak;

Hükümete destek için evet oyu kullanmayı düşünen veya “evet ama yetmez” diyen veya “Sandığı boykot etmeyi düşünen” herkesin oyuna ve düşüncesine saygı duyarım. İçlerinde sevdiğim, saydığım dostlarım var. Kimseyi incitmek istemiyorum.

Ben, arz ettiğim olay ve nedenlerle ve özellikle “yaşadığımız örtülü faşizme dur demek”  için sandığa gitmeyi ve “HAYIR” oyu kullanmayı düşünüyorum.

Saygılarımla.



Açık İstihbarat @ 2010