Federal Almanya'da Türkiye'ye yönelik ''kültür
hizmetleri'' büyük ölcüde vakiflar araciligi ile gerceklestirilir. Söz
konusu hizmetler, ''Türk halkina ve politikacilarina demokratik
tartisma kültürünü ögretmek''ten ''Elmali
kereste sanayisini tesvik'' e, ''özellestirme ve serbest
piyasa ekonomisi dersleri'' nden ''gazeteci egitimi'' ne kadar cok
renkli bir programi icerir.
Türkiye'de ''arastirma kurumu'' kisvesi altinda calismalarini sürdüren
Alman vakiflarinin hemen hemen tamami parti vakfidir.
Asiri
sagci CSU ve sözde solcu PDS disinda Alman Parlamentosu'nda grubu
bulunan dört partinin tamaminin Türkiye'de vakiflari vardir.
Ülkemiz ile ilk ilgilenen, Almanya'nin en büyük partisi CDU 'nun Konrad
Adenauer Vakfi olmustur.
1984'te subesini acmistir. SPD 'nin Friedrich Ebert Vakfi 'nin
Istanbul'a gelisi 1988'de olmustur. Bunu, 1991'de FDP 'nin Friedrich
Naumann Vakfi izlemistir. Birlik 90/Yesiller 'in Heinrich Böll Vakfi da doksanli
yillarin ortasinda Istanbul'da faaliyete gecer.
Alman Parlamentosu'nda grubu
bulunan partilerin vakiflarinin tümü, federal hükümetin 'Politik Egitim
Fonu' ndan finanse edilmektedir.
Yurtdisi etkinlikleri de yine yüzde yüz federal
hükümetce karsilanir. Konunun uzmanlarindan sosyolog Ute Paschner 'e
göre Alman parti
vakiflari, devlet finansmanli cok özel NGO'lardir ve Alman dis
politikasinin önemli bir araci durumuna gelmislerdir.
Alman Disisleri Bakanligi'nin elimize gecen bir
yayininda, ülkelerin
icislerine sorun yaratmadan karisabilmek icin ne tür ''kamuflaj
projeleri'' kullanabilecegi üzerine bir dizi ''pratik
örnek'' verilmektedir. ''Politik
vakiflar'' in bu baglamda ''diyalog programlari ile yapici bir rol
oynayacaklari'' en yetkili agizlardan itiraf edilmektedir.
Ankara ve Istanbul'da subeleri bulunan tüm Alman
parti vakiflarinin programlari kabaca su üc maddeden olusur:
Birinci maddedeki etkinlikler, Kemalizmin iflas ettigini ve sorunun
gecici bir hükümet sorunu degil, ''yapay
ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yasatmaya calisan Türk
devleti'' oldugunu kanitlamayi amaclar.
Bu cercevede üclü bir strateji izlenir:
A- ''Toplumun degisik katmanlarini
Kürt sorunu üzerine tartismaya ve cözüm üretmeye alistirmak'' ve
buna paralel olarak ''Kürtcü gruplar'' ile Almanya arasinda köprü
kurmak.
B- ''Toplumun degisik katmanlari
ile siyasal Islamcilari bir araya getirmek'' ve buna
paralel olarak ''Islamcilar'' ile Alman devleti arasinda köprü kurmak.
C-
''Alevilerin asiri Islama karsi oluslarini dikkate alarak, Aleviler ile
özel görüsmek ve konuyu gerektiginde Kürt sorununa
kaydirmak.''
Ikinci
maddedeki etkinlikler, ''Türkiye'de yerel yönetimlere islerlik
kazandirmak'' amaciyla, Almanya'da adi var, kendi yok ''federal
sistem'' i Türkiye'ye tanitmayi hedefler.
FDP'nin Friedrich Naumann Vakfi ''federalizmi tanitma'' cabalarini
genelde Bati Anadolu'da yürütürken, Yesiller'in Heinrich Böll Vakfi
''federal yönetimin nimetleri'' ni Dogu Anadolu konusunda gündeme
getirmektedir.
Yesiller'in bu vakfi su siralar, Türkiye'nin etnik
cetelesini tutmakla mesgul ve hem Alman Dısisleri Bakani ile hem de
ayni bakanliga bagli Alman resmi ''arastirma'' enstitüleri ile ortak
calismakta.
SPD'nin Friedrich Ebert Vakfi da, daha ''global'' bir yaklasimla ''Türkiye'de sivil toplumun
kurulabilmesi'' icin caba gösterirken, daha cok ''ekonomi
agirlikli diyalog arayisi'' nda oldugu izlenimini vermek istiyor.
Türkiye'de ''Islami
demokrasiyle baristirmak'' yolunda en kapsamli projeler ise CDU'nun
Konrad Adenauer Vakfi'nca yasama geciriliyor.
Vakif
ajandasinin ücüncü maddesi ''yerli köprübaslari olusturmayi'' öngörür.
Almanya'ya davet edilen Türk akademisyenleri, aydinlar, burs verilen
doktora ögrencileri, vakif subelerine alinan Türk elemanlar icin ödenen
Alman ''kalkindirma yardimi'' , bazi duyumlara göre yildan yila
katlanarak arttirilmaktadir.
Etkinlik alanlarinin farkliligi, parti
programlarinin farkliligindan degil, aralarindaki görev dagilimindan
kaynaklanir.
Vakiflarin
tek merkezden yönetildigine, birbirleriyle oldukca karisik iliskiler
icinde olduklari üzerine bir örnek verelim.
Konrad Adenauer Vakfi'nin Türkiye sefi, Alman ordusu kökenli Dr. Wulf
Schönbohm, vakfin aylik dergisinin Agustos 1997 sayisinda, sekiz yillik
egitim reformuna ''Türk
ordusunun Islam düsmanligi''
derken Türkiye Cumhuriyeti'ni de, ''kurulusundan
günümüze Islamin inanc esaslarini ve dini
duygularin belirtilmesini ezmek'' ile suclamistir.
Konrad Adenauer Vakfi'nin
Türkiye danismani, Alman Disisleri Bakanligi'nin finanse ettigi Alman
Dogu Enstitüsü'nün Müdürü Udo Steinbach 'tir.
Daha önce Almanya'nin Paris'teki büyükelciliginde
askeri atase olarak görev yapmistir.
1971-1975
yillarinda ''Ortadogu masasi'' sefi oldugu Ebenhausen Vakfi 'nin Alman
dis istihbarat örgütü BND'ye yakinligi bilinir.
Ülkemizdeki Alman vakiflarinin programini en özlü
ifade eden kisi sanirim Steinbach'tir.
15 Eylül 1998 günü Katolik kilisesine bagli Lingen Akademisi'nin
cagrisi üzerine verdigi ''Islamin
Avrupa icin önemi'' konferansinda söyle demistir:
''Sorun,
Atatürk'ün bir pasa fermaniyla yarattigi yapay ürün Türk devleti ve
Türk ulusudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizmin ulusculuk ve laiklik
ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir
ulus yoktur. Olmadigini, Türkiye'de yasanan Kürt/Türk, Müslüman/laik,
Alevi/devlet catismalarinda görmekteyiz.
Bu uyduruk ulusu
Atatürk nasil kurdu? Önce Ermenileri yok ettiler, sonra da Rumlari.
Kürtleri su güne kadar neden yok etmediler, bilinemez...''
Alman devletinin
finanse ettigi Steinbach'in enstitüsünün Türkiye'de baglantisi olmadigi
Alman vakfi ya da ''arastirma kurumu'' yoktur.
Örnegin Steinbach'in elemanlarindan ''Alevilik ve Kürtlük uzmani''
Heidi Wedel , hem SPD'nin Friedrich Ebert Vakfi ile yakin iliskidedir,
hem de Amnesty International adina Türkiye raporlari hazirlar.
Alman Dogu
Enstitüsü'nün Istanbul subesi bünyesinde ''Gazi
Mahallesi arastirmasi'' ni da yapmistir. Bu enstitü,
Türkiye'de calisan tüm Alman vakiflarina ''bilimsel'' yol göstericilik
görevini üstlenmistir.
CDU'nun Konrad Adenauer Vakfi,
''Türk genclerinde
dini yasanti yogunlugunu'' ele alan son ''bilimsel''
arastirmasinda, Türk genclerinin ''ezici cogunlugunun, devletin
Müslüman kadinlarin giyimine karismasina karsi oldugu'' nu kanitlamis.
Arastirmada, ''gercek
laikligin türbana devlet dairelerinde, parlamentoda da izin vermesi
gerektigi'' savunuluyor.
Frankfurter Allgemeine gazetesinin Ankara muhabiri Horst Bacia da bu
arastirmaya gönderme yaparak Merve 'yi savunurken, ''Kemalist
fosiller'' e de veryansin ediyor.
Ayni gazetenin Istanbul muhabiri Rainer Hermann da, Alman Dogu
Enstitüsü'nün dergisi ''Orient'' te, kimi hoca efendileri ''artik eskimis Kemalizmin
yerini almasi gereken umut isaretleri''
olarak övmektedir.
Merkezi Bonn'da olan ve kuruculari arasinda Alman
Federal Parlamento üyelerinin de bulundugu Seyh Said Vakfi 'nin da
(1996) calismalari dogrudan ülkemiz ile ilgilidir. Su anda Türkiye'de
subesi olmayan vakif, amaclarini söyle aciklamaktadir:
''Almanya'da
yasayan tüm Müslümanlara dini, sosyal ve kültürel hizmetler saglamak...
Kürt halki ile Alman ve Avrupali halklar arasinda diyalogu
gelistirmek.... Kürdistan'daki savas kurbanlarina destek saglamak...
Almanya'da yasayan Kürtlerin yasam standardinin yükselmesi icin caba
harcamak... Kürt cocuklari ve gencleri icin genclik örgütleri
kurmak...''
Vakfin Baskani Ali
Homam Ghazi , ''Apo'nun Bonn temsilcisi'' olarak taninir.
Daha önce sözü gecen Udo Steinbach'la da cok yakin iliski icinde oldugu
bilinir. Kurucu üyelerden Heinrich Lummer ise Alman Parlamentosu'nda
CDU milletvekilligi ve Berlin Icisleri senatörlügü görevlerinde
bulunmustur.
Seyh Said Vakfi
kurulmadan önce, 1995 yilinda, Abdullah Öcalan ile ikili görüsmeler
yapmistir.
Almanya kökenli vakiflar, laik ve demokratik
Türkiye Cumhuriyeti'ni distan ve iceriden kusatmaya alma cabasinda.
Tümü
de, ''biz NGO'yuz'' diyor.
Ancak ''sivil toplum'', ''küresel ekonomi'' ve ''insan haklari'' icin
ugrasi verdiklerini iddia ederken,
''Türk devletinin varligi sorundur, Türk ulusu uyduruk bir yapidir'' da
diyebiliyorlar.
Hepsi de ''dost ve
müttefik Almanya'' hesabina calisiyor.
Söylev'deki ''Her
tarafta ecnebi zabit ve memurlari ve hususi adamlari faaliyette...''
sözlerini hep animsamaliyiz.
Son olarak birkac ay önce yine Istanbul'da Robert Bosch Vakfi'nin subesi
kuruldu. Bu son gelismeden daha hic kimsenin haberi yok.
(22 Aralık 1999)
|