Muştu : Bir Çocuğumuz Daha Oldu - Ceyhun Balcı
“Osmanlıcılık” ya da “Liberalizm” ya da “Muhafazakârlık” “yeni” sıfatı ile nitelenir de “Kemalizm” bu eğilimden kendini kurtarabilir miydi? Her ne kadar, “yeni” sıfatı önüne geldiği sözcükle ilgili bir geliştirme ya da uyarlama çağrışımı yaratsa da; ortaya çıkan yeni kavram sıklıkla son derece farklı bir anlam taşıyacaktır. Burada kitlelerin belleklerinde öteden beri yer etmiş bir kavramın kolaylaştırıcılığından yararlanılmaktadır. naproxennatrium site naproxen kruidvatfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgabilify link abilify
|
“Osmanlıcılık” ya da “Liberalizm” ya da “Muhafazakârlık” “yeni” sıfatı ile nitelenir de “Kemalizm” bu eğilimden kendini kurtarabilir miydi? Her ne kadar, “yeni” sıfatı önüne geldiği sözcükle ilgili bir geliştirme ya da uyarlama çağrışımı yaratsa da; ortaya çıkan yeni kavram sıklıkla son derece farklı bir anlam taşıyacaktır. Burada kitlelerin belleklerinde öteden beri yer etmiş bir kavramın kolaylaştırıcılığından yararlanılmaktadır. Bugünkü Cumhuriyet’in ikinci sayfasında yer alan “Yeni Kemalizm” de böyle bir hedef güdüyor olmalıdır. (Yazıyı okumak için tıklayın ) Yazarı : Soner Çağaptay! Kim mi? Yazıda yer alan künyesi aynen şöyle : Washington Institute for Near East Policy Türkiye Araştırmaları Programı Direktörü. “Neden Cumhuriyet gazetesi?” diye sorulacak olursa eğer, Kemalizm üzerinden yeni bir pazarlamaya girişilecek olduğuna göre sayıları giderek azalsa da Cumhuriyet’in Kemalist okurları hedeflenmiş olabilir mi? Bu akıl yürütmeleri bir yana bırakıp yazıya yönelmekte yarar var. "Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) lideri Deniz Baykal’ın görevinden nahoş biçimde de olsa ayrılışı, Türk siyasetinde bir fırsat penceresini araladı. 2002 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) yönetime gelmesiyle beraber Türk siyaseti iki sorunla karşı karşıya kalmıştı; bir yanda otoriter bir AKP, öte yanda bunu dengeleyecek kadar etkili bir muhalefetin olmayışı. Baykal’ın yerine gelen Kemal Kılıçdaroğlu karizmatik kişiliğiyle ikinci sorunu çözme potansiyeli taşıyor. Kılıçdaroğlu, CHP’yi sosyal demokrat politikaların ve çalışan sınıfların partisi haline getireceğini çoktan söyledi. Eğer Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin ve CHP’nin kurucu ideolojisi olan Kemalizmi halkın çoğunluğunun gözünde daha çekici hale getirirse, 2011 genel seçimlerinde AKP’yi zorlayabilir." Yukarıdaki satırlarla Türkiye’deki temel sorunun etkili bir muhalefet olmadığına yönelinerek okur bu alanda bir beceriksizlik olduğu doğrultusunda koşullandırılmaya çalışılıyor. "2002 yılından beri Türkiye’de AKP ve karşıtları arasında süregelen bir gerilim yaşanmakta. Bugüne dek, CHP tarafından temsil edilen laik Türkler sandıkta kaybetti." Yukarıdaki tümce ile de sürekli yitirmekte olanların artık yitirmek istemiyorlarsa yeniden yapılanmalarında yarar olduğu izlenimi başarıyla(!) veriliyor. "Kılıçdaroğlu’nun bu problemi çözebileceğine dair belirtiler var; Kılıçdaroğlu’nun oluşturduğu yeni CHP Merkez Yürütme Kurulu’nda rekor sayıda kadın ve de bir imam var. Kılıçdaroğlu’nun bu seçimi çok önemli, eğer o Kemalizmin evrimini sağlayabilirse, CHP’yi iktidara taşıyacak formülü yakalayabilir." Evrim sözcüğü sıklıkla çekici gelebilir bu yazının hedefindeki okurlara. Oysa, bu çekicilik kisveli evrimle neyin kastedilmeye çalışıldığı sonraki bölümlerde çok daha iyi ortaya konuyor! "CHP, şimdiye dek Türkiye’yi ileriye götürebilmek için bir vizyon geliştirme konusunda başarılı olamadı ve AKP’ye karşı başarılı bir muhalefet oluşturamadı. Sol bir parti olmasına rağmen CHP, değişimin karşısında duran ve hep ‘hayır’ diyen bir parti gibi göründü." Evrimden yararlanılır da, “değişim” sözcüğü unutulur mu? Böylelikle, değişimden kaçılamayacağı ve dolayısı savunulan ilkelerin de gözden geçirilmesi gerekliliği iyiden iyiye kavratılmaya çalışılıyor. Ne kadar da kolay değil mi? Parti yönetimine bol kadın ve bir tane de olsa imam koy; her şey düzelsin! "(…) Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye’nin Batılılaşmasını ve Avrupalılaşmasını istedi; bu hâlâ Kemalizmin temel amacı." Soner Çağaptay Atatürk’ü de ustalıkla(!) kullanıyor satırlarında. Oysa, ortalama Kemalist de çok iyi farkındadır ki; “Batılılaşma” ile “Batıcılaşma”, “Avrupalılaşma” ile “Avrupacılaşma” son derece farklı kavramlardır. Hatta, anımsanırsa eğer, Atatürk Batıya karşın Batılılaşma daha doğrusu çağdaşlaşma anlayışı ile özgün bir düşün ve eylem insanıdır başka bir çok özelliğinin yanı sıra. "Avrupa, tabii ki o günden bu yana AB haline dönüştü. İşte bu yeni Avrupa’ya, yani AB’ye katılmak ve onun liberal değerlerini benimsemek, Yeni Kemalizmin temel siyaseti olmalı.(…)" Yukarıdaki satırlar ile artık Kemalizm’in “Yeni Kemalizm” boyutu ile nereye varacağı ve Kemalizm’den başka her şeye aracı olacağı da bir bakıma itiraf edilmiş. "Son zamanlarda, AKP muhaliflerine şu siyasi yaklaşımı kullanarak benimsedi: “Ben muhaliflerimi şimdi yemezsem, onlar beni yiyecek.” Bu görüş, mayıs ayında Meclis’in AKP tarafından önerilen anayasa değişikliklerini kabul etmesiyle doruk noktasına ulaştı. 12 Eylül’de yapılacak olan referandumda oylanacak olan bu değişiklikler, zaten yasama ve yürütme organlarını kontrolü altında tutan AKP’ye yüksek yargı üyelerini atama ve böylece yargıyı da kontrol etme yetkisi verecek. Bu, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasının ve demokrasinin sonu olacak." Yazının sonuna doğru yukarıdaki bölümceyle birlikte sadede gelinmiş! Havuç-sopa siyaseti de denebilir. Ölümü gösteren yazar, bu ölümden ancak “Yeni Kemalizm” uyarlamasıyla kurtulunabileceğini anlaşılabilir bir dille ortaya koymuş. "Bu, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrılmasının ve demokrasinin sonu olacak. Peki AKP neden muhalifleriyle uzlaşsın ki? Çünkü laik Türkiye, AKP’nin sindiremeyeceği kadar büyük. Laik Türkler, medya, iş, lobi grupları, siyasi partileri ve sivil toplum örgütleri ile sayıca ortadan yok olmayacak kadar kuvvetli. AKP’nin muhafazakâr değerlerine bağlılık konusunda yapılmış olan bir ankete; Türklerin yüzde 32’si ile yüzde 38’inin (yaklaşık 25 milyon kişi) AKP’yi asla desteklemeyeceği veya AKP’nin değerleri üzerine şekillenmiş bir ülkede yaşamayı kabul etmeyeceğini gösteriyor. Bunun yanı sıra AKP’nin ayrıca CHP’yi güçlendirecek olan Kılıçdaroğlu’nu da hesaba katması gerekli. “Bu Ülkede Herkese Yer Var” yaklaşımını içeren bu yeni Kemalizm vizyonu Kılıçdaroğlu’na tarihi bir görev veriyor. Bu vizyon Atatürk’ün partisini Türkiye’de tekrar iktidara getirebilecek kadar önemli bir yenilik olabilir." Sonlarda hem felaket senaryosu hem de iç ferahlatıcı saptama bir araya getirilmiş. Bir bakıma, “felaket kapınızda” ama “çözümsüz de değil” vurgusu ile çarenin kullanımını güvence altına almaya çalışmayı göz ardı etmiyor. “Bu ülkede herkese yer var!” sözüyle de bu tercihin bir yandan tercihi yapanı kitlelerin gözünde yüceltirken diğer yandan da ülkede yaşayanları hoşnut edeceğini eklemeyi unutmayarak “toz pembe tablo” ile sonlandırmış yazısını! Kökü dışarıda ve doğallıkla kökünün bulunduğu yere hizmetle görevli Türkçe yazan ve olasılıkla da konuşan bir görevlisi Cumhuriyet gazetesinin o çok saygın ve herkesin yazamadığı sayfasında Türkiye ve Türklerin esenliği için çok yararlı olduğunu savladığı bir reçete sunuyor! Kendince ustalıkla ve beceriyle hazırlanmış bu reçete “neden okyanus aşırı bir odaktan kaynaklanıyor?” diye soranlar olabilir! Ekonominin, ticaretin, siyasetin ve hatta eğitimin dış odaklarca yönlendirildiği bir ülkede kurtuluş reçetesinin dış kaynaklı olmasına şaşırılabilir mi? Bu yazıdan sonra öfke sel olup yazara doğru akacaktır. Ama, bu da yanlış bir yaklaşım olmayacak mıdır? Sorumlu bu yazar mıdır yoksa o yazara böylesi bir cesareti veren ortamın oluşmasına katkı veren biz yurttaşlarda mı?
|
||||