Neden "Hayır" Demeliyiz? - Suay Karaman
İfadesiyle, tüm maddelerin halk oylamasına birlikte ve tek oy esasına göre sunulur düzenlemesi getirilmiştir. Oysa aralarında açıkça bağlantı ve bütünlük olmayan maddelerin, halk oylamasına birlikte sunulmaması gerekmektedir. Bu düzenleme ile, aralarında hiçbir bağlantı ve bütünlük olmayan maddeler birlikte oylanarak, seçmen iradesi yanıltılmakta ve halk oylaması kuralı ihlal edilmektedir. Venedik Komisyonu’nun 21 Aralık 2006 tarihli “Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu”nun 30. maddesinde; new prescription coupons free prescription cards discount online cialis couponsclaritin mazilo claritin tablete claritin maziloabilify link abilifykamagra kamagra wikipedia kamagra gel
|
Siyasi iktidarın hazırladığı ve 12 Eylül 2010 tarihinde halkoylamasına sunulacak olan 5982 sayılı Anayasa Değişikliği Hakkındaki Yasa’daki 26 maddenin 17 tanesini geçen yazımızda incelemiştik. Bu yazımızda kalan dokuz maddeyi inceleme devam edelim. Madde 18- Anayasanın 148. maddesine bazı cümleler ve bazı fıkralar eklenmiştir. Yapılan bu değişiklikle, Anayasa Mahkemesi’ne yasa yollarının tüketilmesi koşuluyla, bireysel başvuru hakkı getirilmiş ve Yüce Divan’da yargılanacak kişiler arttırılmıştır. Bireysel başvuru hakkının getirilmesiyle, Anayasa Mahkemesi’nin iş yükü çok artacaktır. Bireysel başvuru hakkı sonucunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yolu tıkanacaktır. Bireysel başvuru ile ilgili verilecek karara karşı itiraz yolunun olup olmadığı belli değildir. Yüce Divan yargılaması, bir ceza yargılamasıdır. Bu teklifin 16. maddesinde Anayasa Mahkemesi’nin 17 üyeden oluşması öngörülmüş ve en az 8 üyenin mutlaka hukukçu olması planlanmıştır. Bu sekiz üyenin de kaçının ceza hukukçusu olabileceği belli değildir. Yüce Divan yargılamasını ve bireysel başvuru hakkını, hukukçuların azınlıkta olduğu bir kurulun yapması ve bunun reform olarak sunulması, aldatmacadan başka bir şey değildir. Madde 19- Anayasanın 149. maddesi değiştirilerek, Anayasa Mahkemesi’nin çalışma yöntemi düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin iki bölüm ve genel kurul halinde çalışması benimsenmiştir. Bölümler, bireysel başvurulara bakmakla görevli olup, siyasi partilere ilişkin dava ve başvurular, iptal ve itiraz davaları ile Yüce Divan sıfatıyla yürütülecek yargılamalar için genel kurul görevlendirilmiştir. Öngörülen sistem Anayasa Mahkemesi’ni işlevli kılmamakta ve etkin anayasal-hukuksal denetim koşulları yaratmamaktadır. Madde 20- Anayasanın 156. maddesinin son fıkrasında değişiklik yapılarak, “… ve askerlik hizmetlerinin gereklerine” ibaresi kaldırılmıştır. Bu değişiklik, bu teklifteki 15. madde ile uyum amacıyla yapılmıştır. Bu değişiklikle Askeri Yargıtay’da reform yapıldığını söylemek gerçek dışıdır. Madde 21- Anayasanın 157. maddesinin son fıkrasındaki “…askeri hizmetin gereklerine” ibaresi kaldırılmıştır. Bu teklifin 15. ve 20. maddelerine uyum amacıyla yapılan bir düzenlemedir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, ülkemizde 12 Mart 1971 döneminde kurulmuştur ve halen görevini sürdürmektedir. Bu mahkemenin, diğer ülkelerde örneği bulunmamaktadır. Gerçekten reform yapılacaksa, bu mahkemenin kaldırılıp, görevlerinin Danıştay’a devredilmesi gerekir. Madde 22- Anayasanın 159. maddesinin yedi fıkrası, on üç fıkra halinde yeniden düzenlenerek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını düzenlenmektedir. Yapılan değişiklikle üye sayısı 22 olmuştur ancak üyelerinin çoğunluğu Adalet Bakanlığı etkisine açık olarak düzenleme yapılmıştır. Aynı zamanda Adalet Bakanı kurulun başkanı, Müsteşarı doğal üye olarak bulunacaktır. HSYK’na yine Adalet Bakanının başkanlık yapması ile, bu konuda 1982 Anayasası’na yöneltilen eleştiri sürdürülmektedir. HSYK’na seçilen Danıştay ve Yargıtay üyesi olmayan ilk derecede görev yapan hakim ve savcılar hakkında soruşturma açılmasına izin verme yetkisi Adalet Bakanı’na dolayısıyla HSYK Başkanı’na verilmektedir. HSYK’nun ilk derece mahkemelerinden gelecek üyeler hakkında da, hem HSYK’nda görevde iken, hem de görevleri sona erdikten sonra soruşturma açılmasına izni verme yetkisi, Adalet Bakanı’nda olacaktır. Adalet Bakanı, HSYK Başkanı olarak kullanacağı yetkiler nedeniyle yapacağı işlemlere artık yargı yolu kapanmaktadır. Adalet Bakanlığı müsteşarı, ilgili yasalara göre “Bakanın emri altında ve O’nun yardımcısıdır” olarak belirtilmişken, bu konumdaki bir kişinin HSYK’nda doğal üye olarak öngörülmesi ve korunması, nasıl bir reformdur? Memurlar için, uyarma ve kınama disiplin cezaları için de yargı yolunun açılmasına karşın, yargıç ve savcılarla ilgili olarak, sadece ihraç kararları ile sınırlı olarak yargı yolunun açılması da, yapılan reformu gözler önüne sermektedir. HSYK Başkanı, aynı zamanda Milli Güvenlik Kurulu’nda üyedir; HSYK’nun tek doğal üyesi müsteşar, aynı zamanda istihbaratla ilgili bir kurulda üyedir. HSYK’nun gündemini belirleme yetkisi HSYK Başkanı sıfatıyla yine Adalet Bakanı’na tanınmıştır, bakan yetkilerini başkan vekiline devretmezse, katılmadığında HSYK Genel Kurulu’nun toplanabilmesi durumu, yapılan düzenlemede belirsizdir. HSYK’nun üç daireden oluşması öngörülmüştür, ancak dairelerin kaçar kişiden oluşacağı, müsteşarın hangi daire ya da dairelerde yer alacağı açıklanmamıştır. Müsteşar olmadan dairelerin toplanması da belirsizliğini korumaktadır. Siyasi iktidarın yargı üzerinden projelerini uygulamaya koyacağı bir HSYK getirilerek, bu reform olarak sunulmaktadır. Madde 23- Anayasanın 166. maddesine yeni bir fıkra eklenerek, Ekonomik ve Sosyal Konsey düzenlemesi yapılmıştır. Sadece hükümete görüş bildirmek amacıyla kurulan Ekonomik ve Sosyal Konsey’in nasıl bir anayasal güvenceye sahip kılınacağına ilişkin herhangi ilkeye yer verilmemiştir. Anayasa’da öngörülmesinin gerekçesi tam olarak ortaya konulamayan, içeriği belirsiz bir düzenlemedir. Madde 24 - Anayasanın geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. 12 Eylül 1980 ile 6 Aralık 1983 tarihleri arasındaki eylemleri içine alan geçici 15. maddenin kapsamına Milli Güvenlik Konseyi üyesi beş general ile bu beş generalin kararlarını uygulayan sivil ve asker bürokratlar olmak üzere çok geniş bir kitle girmektedir. Çünkü konusu suç teşkil eden emri yerine getirmek, kişiyi sorumluluktan kurtarmamaktadır. Geçici 15. maddenin kaldırılmasıyla, o dönemdeki kişilerin yargılanabileceği, hukuksal gerçekle örtüşmemektedir. Çünkü madde kapsamındaki kişiler için sorumsuzluk öngören bu madde yerine, o kişileri “geçmişe yönelik sorumlu kılacak” ifadesiyle emredici bir kural konulmadığından, madde kapsamında kalanların yargılanmaları söz konusu olamayacaktır. Siyasi iktidarın reform olarak nitelediği değişiklikler gerçekçi olsaydı, 12 Eylül darbesini yapanlar için yargı yolu açılması için, sadece Milli Güvenlik Konseyi’ne mensup generallerin yargılanacağı yolunda bu maddeye açık bir hüküm konulabilirdi. Ancak siyasi iktidar 12 Eylül darbesinin sömürüsü ile yetinerek, reform yapmaktadır. Madde 25- Anayasaya, Anayasa Mahkemesi ile ilgili olarak Geçici 18. madde ve Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili olarak Geçici 19. madde eklenmiştir. Sadece bu iki kuruma yönelik olarak geçici madde hazırlanması, söz konusu maddelerin içeriği incelendiğinde, bu iki kurum üzerinde reform olarak sunulmaya çalışılan çok ayrıntılı bir çalışma yapıldığını göstermektedir. Bu geçici maddelerle, bu kurumların bağımsızlığı zedelenmektedir. Getirilen bu geçici maddeler, yapılan değişiklikler nedeniyle, geçmişe yönelik olarak ortaya çıkan sorunları çözmeye yeterli değildir. İdare ile ilgili konularda kamu baş denetçisine başvurulabilecektir, ancak 12 Eylül 2010 tarihinden önceki konularda kamu baş denetçisine başvurulamayacaktır. Çünkü bu konuda geçici madde getirilmemiştir. Aynı şekilde uyarma ve kınama cezaları için yargı yolu açılmasına karşın, bu değişikliğin yürürlüğe gireceği 12 Eylül 2010 tarihinden önceki uyarma ve kınama cezaları için yargı yolunun açık olacağına yönelik bir geçici madde getirilmediği için, 12 Eylül 2010 tarihinden önceki uyarma ve kınama cezaları için yargı yolu açılmamıştır. Benzer şekilde YAŞ ve HSYK’nun belirtilen ihraç kararları için yargı yolu açılmasına karşın, bu değişikliğin yürürlüğe gireceği 12 Eylül 2010 tarihinden önce söz konusu olan ihraç kararları için yargı yolunun açık olacağına yönelik bir geçici madde getirilmemiştir. Bu nedenle 12 Eylül 2010 tarihinden önceki ihraç kararları için yargı yolu açılmamıştır. Anayasa Mahkemesi için öngörülen bireysel başvuru yoluna, bu Anayasa değişikliğinin yürürlüğünden sonra ortaya çıkan ihlaller için başvurulabilecektir. Hak arama özgürlüğünün genişletildiği söylenen konuların, 12 Eylül 1980 ve hemen sonrasındaki işlemler yönünden bir geçici madde ile ilişkilendirilmemesi, 12 Eylül darbesini sorgulama iradesinin bulunmadığının açık bir kanıtıdır. Madde 26- “Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve halkoyuna sunulması halinde tümüyle oylanır.” İfadesiyle, tüm maddelerin halk oylamasına birlikte ve tek oy esasına göre sunulur düzenlemesi getirilmiştir. Oysa aralarında açıkça bağlantı ve bütünlük olmayan maddelerin, halk oylamasına birlikte sunulmaması gerekmektedir. Bu düzenleme ile, aralarında hiçbir bağlantı ve bütünlük olmayan maddeler birlikte oylanarak, seçmen iradesi yanıltılmakta ve halk oylaması kuralı ihlal edilmektedir. Venedik Komisyonu’nun 21 Aralık 2006 tarihli “Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu”nun 30. maddesinde; “İçerik birliği, özgür oy iradesinin daha da önemli bir gerekliliğidir. Seçmenler, aralarında bir bağ olmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır. Seçmenin sorulardan birini desteklerken bir başkasına karşı olabileceği dikkate alınmalıdır. Bir metinde yapılacak değişiklik çok sayıda farklı unsuru kapsıyorsa, halka bir dizi soru sorulmalıdır.” denilmektedir. Anayasa değişikliğine ilişkin maddelerin içinden bazılarına evet, bazılarına hayır oyu verme hakkı, hiçbir gerekçe gösterilmeden halka tanınmamıştır. Bu nedenle, bağlantılı olmayan maddelerin birlikte halk oylamasına sunulmasına yönelik irade de, tıpkı reform söylemleri gibi aldatıcıdır. Bu anayasa değişikliği maddeleri incelendiğinde ortaya şöyle bir sonuç çıkmaktadır: Anayasa Mahkemesi ile Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısını değiştiren maddelerin dışındakilerin çoğunluğu ya mevcut düzenlemelerin ya da uygulamaların tekrarıdır ve hatta bazıları da işlevsizdir. Pozitif ayrımcılık getirilmediği için mi sapık zihniyetli kişiler, Siirt’te küçük çocuklara yıllarca tecavüz etmiş ve korunmuştur? Töre diye diye öldürülen kadınlarımız, bu değişiklikten sonra, özgürce yaşayacaklar mıdır? Zaten mevcut anayasada pozitif ayrımcılık güvence altına alınmıştır. Bunlar asıl amaçlarını saklamak amacıyla yapılan göz boyamaya yarayan değişikliklerdir. AKP’nin yaptığı bu anayasa değişiklikleri sonucunda, yargı bağımsızlığı yok edilerek, darbelerle ve darbecilerle mücadele edilemeyeceği gibi, 12 Eylül darbesinden de hesap sormak mümkün değildir. Yapılması amaçlanan bu değişiklikler yargının sorunlarını ve toplumun sorunlarını çözecek hiçbir değişiklik getirmediği gibi, milletvekili dokunulmazlığını da kaldırmıyor. Bunların yanında “görevi ihmal, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrakta ve kayıtlarında sahtecilik ile cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak” ile “özel belgede sahtecilik suçundan yargılanması gerektiğine karar verilen şüphelinin” yargılanmasına da olanak sağlamıyor. Bu değişiklikler sadece AKP’nin hak ve özgürlük getiriyoruz görüntüsü altında, göz boyamaktan ibarettir ve siyasi iktidarın yargıya tek başına egemen olması için yapılmaktadır. AKP iktidarının sekiz yıldır Türkiye’yi getirdiği durum, bütün açıklığıyla ortadadır. Bugün ülkemizde yaşanan ekonomik kriz her geçen gün, artarak sürmektedir. Bir takım kişilerin mallarına, villalarına, gemilerine, deniz fenerlerine ve yolsuzluklarına teğet geçen ekonomik kriz, halkımızın belini bükmektedir. Yaşam şartları her geçen gün zorlaşmaktadır. İşsizlik, yoksulluk ve açlık çok büyük boyutlardadır. Tarım ve hayvancılığımız yok edilmiştir. Ülkemizde yatırımlar durmuş, sanayimiz can çekişmektedir, atölye ve fabrikalar kapanmaktadır. Özelleştirme talanıyla ulusal varlıklarımız ve üretim tesislerimiz tek tek satılmaktadır. Ülkemizde terör yeniden azmıştır, sürekli acı haberler toplumda derin sıkıntı yaratmaktadır. AKP iktidarı, halk oylaması öncesinde ateşkes yapılması için terör örgütünün başıyla görüşmüştür ve görüşmeyi PKK terör örgütünün Kandil’deki sesi Murat Karayılan, terör örgütüyle yakın işbirliği olan Fırat Haber Ajansı’na verdiği demeçte açıklamıştır. Bu açıklamadan önce başbakan 31 Temmuz 2010 tarihinde Hatay’da yaptığı konuşmada; “CHP, MHP, BDP, bir kısım medya, YARSAV, terör örgütü hepsi bir araya toplanmışlar. Kime karşı, milletin anayasasına evet diyenlere karşı” sözleriyle, gerçeklerin üzerini örtmeye çalışmıştır. AB ve ABD’nin belirlediği politikalar sonucunda, tam bağımsızlığımız yok olmak üzeredir. İçeriği emperyalist güçler tarafından hazırlanan açılımlar sonucunda, bölünme ve parçalanmaya doğru sürüklendiğimiz bu günlerde, ABD tarafından hazırlanan “Türkiye 2009 Demokrasi Raporu”nda, yapılmak istenen bu anayasa değişikliğinin izlerinin bulunduğu unutulmamalıdır. Siyasi iktidar insan haklarını hiçe sayarak, baskı ve yıldırma politikalarını sürdürmektedir. Herkeste dinlenme ve takip edilme korkusu bulunmaktadır. Ergenekon, Balyoz gibi soruşturmalarla, ülkemizin aydınlarına karşı yapılan hak ve hukuktan yoksun uygulamalar, vicdanlarda büyük yara açmaktadır. Atatürk Cumhuriyetiyle hesaplaşma amacındaki siyasi iktidarın yaptığı sivil şeriatçı darbe sonucunda bilimin, basının ve toplumsal muhalefetin hapsedildiği bir ülkede, demokrasinin varlığından söz edilemez. Emperyalist ABD’nin büyük işgal projesi olan Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanı olmakla övünen bir başbakandan ve laikliğe karşı eylemlerin odağı olduğu tescillenen bir siyasi iktidardan, ulus adına olumlu bir şey beklemek hayaldir. Böyle bir iktidarın yapacağı anayasa değişikliğine taraftar olan ve kendilerine demokrat diyen dönme solcular ile, halk oylamasında “tarafsız” kalacağını yayınladıkları genelgeyle açıklayan büyük bir demokratik kitle örgütünün yöneticileri aymazlık ya da sapkınlık içindedirler. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan halk oylamasında vereceğimiz oylar, ülkemizin ve rejimimizin geleceğiyle ilgilidir. Oy vermemek, tatile çıkmak, bayram tatilini bir gün daha uzatmak, “sadece benim oyuma mı kaldı?” gibi mazeretlerin arkasına sığınmak gibi hakkımız yoktur. Cumhuriyete, demokrasiye, laik ve sosyal hukuk devletine, Kemalist ilke ve devrimlere sahip çıkmak zordur; sorumluluk ister, emek ister, mücadele ister ve bilinçli olmayı gerektirir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çağdaş bir anayasaya kavuşmaları, çok önemlidir ve çok gereklidir. Bunun için vatandaşlarımızın, özgürlük getiriyoruz aldatmacasında bulunan siyasi iktidarın anayasa değişikliği tuzağına düşmemeleri; demokratik, laik ve sosyal hukuk devletini ortadan kaldırmaya yönelik olan değişikliklerle sunulan sivil darbeye geçit vermemeleri gerekmektedir. Tüm bu nedenleri göz önüne alarak, halk oylamasında HAYIR oyu vermeliyiz.
|
||||