Bir:
Devlet Bakanı Egemen Bağış Sarıyer’de bir iftara katıldı. İftarda
anayasa değişikliği paketini anlatmaya başladı. İki vatandaş ayağa
kalktı ve
““İftar
yemeğine geliyorsunuz ama bize burada propaganda yapıyorsunuz. Burada
propaganda yapmayın. İlk önce
yakılan, yıkılan ormanların hesabını verin”
diye bağırdı. Çok medeni bir protesto idi bu. Küfürsüz, hakaretsiz,
şiddetsiz bir protesto.
Bağış hemen kükredi:
“Biz sizin
kimler olduğunuzu biliyoruz. Sizler provokatörsünüz. Burası
protesto yeri değildir.”
Egemen Bağış
protestocuların kim olduklarını “bir bakışta!” anlama kerametini
göstermiş onların provokatör olduklarını ilan etmişti.
Polisler, protestocuları apar topar dışarı attı.
Oysa bir siyasetçi halka konuşuyorsa halkın kendisini eleştirmesine,
tepki göstermesine de hazır olmalı.
Ne demek “burası
protesto yeri değil!”
Bal gibi de protesto yeri. Hem demokratik bir anayasa getireceğiz
diyorsunuz hem size biat etmeyen vatandaşın demokratik tepkisini anında
ve tahammülsüzce polis coplarıyla boğuyorsunuz.
Vatandaş size yakılan ormanları soruyor siz kapı dışarı ediyorsunuz.
İki:
Aynı gün Muş’ta benzer bir olay. Bu defa sahnede Devlet Bakanı Zafer
Çağlayan. Vatandaşların da bulunduğu belediye başkanının makamında bir
kişi el kaldırarak Bakan Zafer Çağlayan’a soru sordu.
Adının Kamil Karslı olduğunu söyleyen 30 yaşlarındaki vatandaş,
“yıllarca
Ticaret Odası Başkanlığı yaptınız. Koskoca bir Türkiye Cumhuriyeti’nin
Sanayi Bakanısınız. Bugün Muş’a hiçbir yatırım yapmadınız. Yani 8
senedir AK Partidesiniz Muş’a hiçbir yatırımınız yok”
diye bağırdı.
Araya giren Bakan Çağlayan ‘nereye’ dedi.
“Muş’a şu
ana kadar hiçbir yatırım yok. Çimento fabrikası zaten siz gelmeden önce
de vardı. Ne yaptınız, bugüne kadar? Bir vatandaş olarak soruyorum”
dedi. Sonuç:
Çağlayan “sen
uzayda mı yaşıyorsun?" diye sordu ve vatandaş Kamil,
polislerce dışarı atıldı.
Suçu, bir
bakana “ilimize ne yatırım yaptınız?” diye sorma küstahlığında(!)
bulunmak.
Üç:
Çevre ve Orman eski bakanı Osman Pepe,
İzmit’te partisinin düzenlediği” evet kampanyasına katıldı.
65 yaşındaki
Nezih Baba, AKP’nin dağıttığı evet yazılı paketi “işçi,
memur,emekli perişan” diyerek almayıp geri çevirdi.
Vatandaş Nezih Baba durmadı, devam etti:
“Ben 65 yaşında insanım.
Emekli, işçi, köylü, memur hepsi perişan. Şurada yüz kişiye sorun 99’u
yok diyorsa ben şurada çırılçıplak soyunurum.
Başbakan
diyecek ki, işçiye şunu veriyorum, emekliye bunu veriyorum diye açık
açık söyleyecek.”
Pepe emekli vatandaşın tepkisi üzerine daha fazla dayanamadı ve “sen sus artık, biraz da başkası
konuşsun” dedi.
Polisler Nezih Baba’yı götürmek istedi halk engelledi. Pepe de diğer AKP’li bakan ve
vekiller gibi “eleştirenlerin” değil “öven, alkışlayan” yalakaların
konuşmasını istiyor.
Diğerlerine tahammülü yok.
Diğerleri susmalı, kaybolmalı, coplanmalı, nezarete alınmalı.
Egemen Bağış, iftar sofrasında da olsa vatandaşın tepkisini sineye
çekmeliydi, gözünün önünde oruçlu bir kişinin polislerce alınıp
götürülmesine karşı çıkmalıydı.
Zafer Çağlayan, mübarek ramazan günü Muş’lu bir garibanın gayet doğal
ve estetik sözlerini doğal karşılamalı, vatandaşı derdest eden
polislere haddini bildirmeliydi.
Osman Pepe, “işçi, memur, emekli perişan” diye haykıran Nezih Baba’ya
“sen sus artık” demeyip elini öpmeliydi.
AKP’li bakan ve vekiller her şeyin toz pembe gitmediğini halkın arasına
girince anladılar.
Anlayınca
hatalarını kabul etmek yerine “arkalarındaki polisi vatandaşın üzerine
salma” yolunu seçtiler.
Bu da AKP’nin demokratik anayasa paketi adı altında vatandaşın önüne
koyduğu referandum sandığında ne kadar samimiyetsiz
ve beyinlerinin "baskı, totalitarizm ve
tahammülsüzlük” dolu olduğunu gösteriyor.
Bu beyinlerin anayasasını varın siz düşünün. |