Başbakan'a (Ağlanacak) Mektuplar - Bekir Öztürk
AKP’lileri bu söylediğine inandıran İsmail Yıldız, onlara söylediklerinin tam tersini bize söylüyordu. Başbakan’a yazdığı bu mektupların medyaya yansımasını “çok iyi oldu” şeklinde değerlendiren İsmail Yıldız’ın yazdığı savunmayı Silivri 4 Nolu L Tipi Cezaevindeki koğuşun penceresinden havalandırmada dolaşan bize okurken, “Yılmadık, kimse bizi yıldıramaz, mücadele ettik edeceğiz” gibi sözlerine itiraz ederek, symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena
|
Başbakan 20 Temmuz 2010 tarihinde parti grubunda yaptığı konuşmada 12 Eylül Darbesinden sonra idam edilen Ülkücü ve Devrimci gençlerin yazdığı mektup ve hayat öykülerini istismar ederek gözyaşına boğuldu (?!) Aynı gün verdiğimiz 7 şehit ile son 4 ayda verdiğimiz şehit sayısı 89’a ulaşmıştı. Ancak bu şehitlerden her biri birbirinden hazin olan öyküleri Başbakan’ı ağlatmamıştı.
Oy avcılığı adına, geçmişte “Komünist” ve “Faşist” olarak yaftaladığı gençler için! gözyaşı döken bu Başbakan, Ergenekon tutuklusu oda arkadaşım İsmail Yıldız’ın kendisine gönderdiği duygu dolu mektubu, basına sızdıran Başbakandır. ( Cezaevine Başbakanlıktan cevap geldiğine göre “hayır bize böyle bir mektup gelmedi” deme şansları yok. )
İsmail Yıldız yazısı bozuk olduğundan bana ve diğer oda arkadaşımız Fuat Ermiş’e yazdırdığı mektuplarda, suçsuzluğundan, Başbakan’ı ne kadar yanlış tanıdığından, hasta annesinden, hamile eşinden, 14 yaşındaki kızı Ayşe’den bahsediyor, onların sefaletini anlatıyor onları evlerinde ziyaret etmesini rica ediyordu.
Sesar Başkanı İsmail Yıldız Başbakan ve “kurmay” ekibine çeşitli konularda 900 saat brifing vermiş, bunun karşılığını almak için Ankara Büyükşehir Belediyesine fatura keşmiş ancak karşılığını alamamış. Bu şekilde başlayan kurumsal ilişki bozulup ta önce para sonra iş alamamaya başladığında da ( Bana göre ) başlamış AKP hükümetini karalamaya.
Bu hareketi nedeniyle 2007 de “Ergenekon Çuvalı” na atılmak üzere hazırlanan esir listesinin başlarına “muhalif kontenjanı”ndan ismi yazılmış.
Ergenekon Çuvalına atılan muhalifler üzerinden dışarıda “dikensiz gül bahçesi” oluşturma projesi çok işe yaramıştı. Ben bir şiirimde bu durumu, “Bir kısmını ısırdı, korkuttu kalanları” şeklinde özetliyorum.
İsmail Yıldız cezaevinde bazen AKP’nin kendisinde TANRI GÜCÜ görmesine içerler, vitesten atar ve gökyüzüne bakarak, “sende Allahım diye dur orada ortalığı b.k götürüyor” derdi.
İsmail Yıldız, cezaevine girdiğinde eşi hamile idi. O eşinin hamilelik sürecini cezaevindeyken adeta birlikte yaşıyordu. Doğum yaklaştığında çocuğun erkek olacağını adını da Belya Arda koyacaklarını söylemişti. Doğumdan sonraki İlk ziyaretinde çok heyecanlanmıştı. Geldiğinde dakikalarca onu anlattı. Doğumdan bir ay kadar sonra Belya Arda’nın fotoğrafları da gelmişti.
Eşi Filiz hanım, beş parasız dışarıda kalmıştı. İsmail beyin anlattığına göre Filiz Hanım hep onları kiradan kurtarması için dua edermiş. İsmail Yıldız’ın cezaevine girmesinden sonra baba evine taşınarak “kiradan kurtulan” Filiz Hanım ve İsmail Yıldız’ın durumunu “Yanlış anlaşılan dua” isimli şiirimde şöyle anlatmıştım.
“Dualarım Yanlış mı anlaşılmıştı yoksa Filiz Hanım'ın "kiradan kurtulma duası" gibi Belki de hâşâ! Elinin dar vaktine geldiği için Parayla çözemedi işi İsmail'i dama Küçük Ayşe ile iki canlı Filiz'i Ana evine göndererek Kurtarmıştı onları kiradan”
Ev kirası
ödeyemeyecek durumdaki Filiz Yıldız, kızı Ayşe
ve karnındaki Belya Arda ile olanca yokluğuna
rağmen İsmail Yıldız’ı ziyarete geliyor, ona moral
vermeye çalışıyordu.
Oysa İsmail
Yıldız, kendisini “Başbakan’ın
insani yönü” ne o kadar
inandırmıştı ki, biz
Tekirdağ 2.
Nolu F Tipi Cezaevinde esaretimiz devem ederken, ART Ekranlarında
program yapan Saygı Öztürk
Yazılanları
içime sindirememe rağmen aynı hücreyi paylaştığım arkadaşımın el
yazısının bozuk olması nedeniyle çok ısrar ettiği için onun söyleyerek
benim kaleme aldığım, altına İsmail Yıldız’ın imza attığı mektubu sanki
ben göndermişim, yazılı olan duygu düşünce ve talepler bana aitmiş gibi
yıkılmıştım.
Bu nasıl bir
ahlak zaafıydı ki, bir tutuklunun yazdığı, ilgili mevzuat gereği,
cezaevi idaresinin bile açıp okuyamayacağı şekilde, kapalı zarf ile
Başbakanlığa gönderilen bir mektup basına sızdırılmıştı.
İsmail Yıldız
çok zeki, sorduğunuz her soruya önce istediği cevabı veren, sonra
verdiği cevabın doğruluğuna karşısındaki insanı inandıra bilen bir
arkadaşımızdı.
Başbakan’a yazdığı bu mektupların medyaya yansımasını “çok iyi oldu” şeklinde değerlendiren İsmail Yıldız’ın yazdığı savunmayı Silivri 4 Nolu L Tipi Cezaevindeki koğuşun penceresinden havalandırmada dolaşan bize okurken, “Yılmadık, kimse bizi yıldıramaz, mücadele ettik edeceğiz” gibi sözlerine itiraz ederek,
“İsmail
Yıldız
bu söylediğini ben söyleye bilirim ama sen söyleyemezsin. Biz kimseden
himmet beklemedik. Sadece bizi buraya attıran irade ile değil, burada
tutan hâkim ve savcılarla, bize adam gibi muamele etmeyen Cezaevi
idaresiyle de mücadele ettik. O satırları savunmandan okurken birisi
çıkıp, ‘İsmail Yıldız sen Başbakandan himmet isteyen
mektuplar yazmadın mı? Hangi mücadeleden bahsediyorsun’ derse
ne cevap vereceksin”
Bu sözlerim nedeniyle İsmail Yıldız ile henüz aynı odada kalmaya başlamış olan Oktay Yıldırım bana tepki göstermiş, İsmail Yıldız’ın “haber olması çok iyi oldu” dediği mektubu oda arkadaşlarımızın önünde anlattığım için onu aşağılamakla suçlamıştı.
Bu
tartışmadan sonra Oktay ile aramızda başlayan kırgınlık tahliye olup
odadan ayrıldığım 8 Mayıs 2009 gününe kadar sürdü.
Sonuç itibarıyla İsmail Yıldız, bir dönem akıl hocalığı yaptığı AKP İktidarını eleştirdiği, birazda “askere yakınlığı” nedeniyle cezaevine giren bir insan.
Ben kendisine omurgasız olduğunu, eylem ve çoğu söylemleri ile AKP ile arasındaki mesafenin soğan zarı kadar olduğunu yüzüne karşı defalarca söyleyen bir insan olarak onun halen içerde kalmasına kesinlikle kabul edemiyorum.
Sadece o mu?
Başbakan, yirmi yıl önce kendileri top oynarken, bu ülke için -yanlış olsa da- bir mücadelenin tarafı olarak hayatını kaybeden insanlar üzerinden nemalanmasın.
20 yıl geriye
askeri rejimde yaşanılan kötülüklere gitmesine gerek yok.
İşte AKP’nin dinle imamla alakasının olmadığının en büyük delili bu. Tek tanrılı ya da çok tanrılı hiçbir din bu adaletsizliğe, bu yalancılığa cevaz vermez. Hiç düşünmediler, bu insanların karıları, çoluk çocukları ne yer ne içer, neler yaşar? Diye.
Başbakana ( Ağlanacak ) Mektuplar devam edecek. Yakında Sedat Peker ile bir hatırayı paylaşacağım.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
|
||||