Teşkilat-ı Mahsusa'nın Son Kurşunu - Şükrü Alnıaçık
Ermeniler rövanş maçında 3-0 önde. Daha doğrusu 100 yıldır bu ülkede Ermenilere dokunan yanıyor. Yaşatmıyorlar adamı. Yakında Ogün Samast’ın da diğer kısa ömürlü Ermeni karşıtlarına benzeyeceğinden hiç kuşkum yok. Ergenekon sanıklarının Perinçek dahil son zamanlarını Ermeni meselesine odaklanarak geçirmiş olmaları, gündemin zorladığı bir tesadüf mü yoksa Ergenekon işinin içinde “Ermeni Sorunu” mu var? cialis forum link cialis bez receptarenovation vejle link renova
|
Aşağıdaki
resimler, bir Ermeni web sitesinden alınmıştır.(1)
Sırasıyla ve
“kozmik bir gözle” inceleyince akıl almaz olayların ipuçlarını
bulacağımıza ve olanı biteni ANLAMAYA başlayacağımıza
inanıyorum. Web Sitesinde
“KESİNTİSİZ SOYKIRIM 1894-2007”
başlığı altında aşağıdaki resimlere yer veriliyor. A-
İlk önce Osmanlı dönemi: Aşağıdaki şahısların Ermenilere
soykırım uyguladıkları, soykırımın ya fikir babası, ya da siyasi veya
askeri sorumluları oldukları ilan ediliyor. Listedekilerin
Akibeti: 1- Sultan II. Abdülhamit, 40 kişinin öldüğü bombalı Ermeni Suikastinden kurtuldu; “Masonlarla” vuruldu. 2- Talat Paşa Ermeni kurşunuyla vuruldu. 3- Enver Paşa Ermeni davasından yargılanmamak için gittiği yurt dışında Basmacı hareketinin başında Rus kurşunuyla vuruldu. 4- Cemal Paşa Ermeni kurşunuyla vuruldu. 5- Ziya Gökalp 1924’te öldü, Türkçülük, 1944, 1980 ve 2008’de defalarca Vuruldu 6- Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Mütarekede Ermeni tehciri davasında yargılanarak idam edildi. 7- Sait Halim Paşa Ermeni kurşunuyla vuruldu. 8- Dr. Bahaeddin Şakir Ermeni kurşunuyla vuruldu. 9- Trabzon
Valisi Cemal Azmi Bey Ermeni kurşunuyla
vuruldu. Ermeniler
rövanş maçında 1-0 önde. Bu kadar
mazlum, “katliamdan çıkmış” bir halkın,
kendi başına “hesap
görmede” bu kadar atak ve başarılı olabileceğine
inanıyor musunuz? B- Cumhuriyet Döneminde 80’lerdeyiz: Aynı siteden alınan aşağıdaki resim grubundaki ilk üç resim, aynı sitede yan yana veriliyor; son ikisi ise Çatlı’nın cenazesine katılanlar arasında zikrediliyor. Asala’nın 1973’ten itibaren 10 yıl içinde 42 diplomatımızı şehit ettiğinden hiç bahsedilmiyor. Bu gruptaki Kenan Evren, Hiram Abas ve Abdullah Çatlı’nın, Asala’yı bitiren eylemler sırasında masum Ermenilere de zarar veren 20 kadar eylemi planladığı ve yaptığı iddia ediliyor. ![]() Listedekilerin
Akibeti: 1- Kenan Evren’in yargılanması için Anayasa Referandumunda kampanya yürütülüyor. 2- Hiram Abas, bir suikast sonucunda öldürüldü. Eymür’e göree Abas’ı yerli işbirlikçilerin peşinde olduğu için Amerikan istihbaratı öldürdü. 3- Abdullah Çatlı, şaibeli bir kazada öldü. 4- Muhsin Yazıcıoğlu, şaibeli bir kazada öldü. 5- Drej Ali Ergenekon
sanıklarından. Ermeniler maçta 2-0 öne geçiyor. “Ermenilere
dalaşanların uzun bir hayat yaşaması için Genelkurmay başkanı mı olması
gerekiyor acaba?” diye insan sormadan edemiyor. C- Cumhuriyet Döneminde 2000’lerdeyiz: Fotoğraflı listede bu kez 4 isim var. Listedekilerin 2007’deki Hrant Dink cinayetinin mimarları oldukları iddia ediliyor. Üç Türk generalinin bu kadar kolay hedef gösterilmesini hiç şüphesiz Ergenekon Davası sağlıyor. Bu resimlere yine Ergenekon sanıklarından Şehit Ailelerinin İmralı’daki müdahil avukatı, Ergenekon sanığı Fuat Turgut da eklenebilirdi.
Listedekilerin
Akibeti: 1- Şener Eruygur, Ergenekon davasında tutuklandı yargılama devam ediyor. 2-Hurşit Tolon, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı; yargılama devam ediyor. 3- Veli Küçük, Ergenekon davasının 2 nıumaralı sanığı olduğu iddia edildi. Susurluk davası ve faili meçhuller ile ilgili de suçlanıyor. 4- Kemal
Kerinçsiz, Hrant Dink’e Türklüğe hakaret davası açmıştı.
Dink 6 ay ceza aldı. Kerinçsiz, Ergenekon
sanığı. Ermeniler rövanş maçında 3-0 önde. Daha doğrusu 100 yıldır bu ülkede Ermenilere dokunan yanıyor. Yaşatmıyorlar adamı. Yakında Ogün Samast’ın da diğer kısa ömürlü Ermeni karşıtlarına benzeyeceğinden hiç kuşkum yok. Ergenekon
sanıklarının Perinçek dahil son zamanlarını Ermeni meselesine
odaklanarak geçirmiş olmaları, gündemin zorladığı bir tesadüf mü yoksa
Ergenekon işinin içinde “Ermeni Sorunu” mu var? Yazımızın
temasını faili meçhul bir Ermeni web sitesindeki fotoğrafların ilginç
kurgusu oluşturuyor. Ancak bu kurgunun dışına çıkıp ta Ermeni
Sorunundaki taraflarla Ergenekon davasındaki tarafları alt alta
koyduğumuzda basit toplama işlemlerine elverişli bir homojenleşmeyle
karşılaşınca doğrusu şaşırıyoruz. Yani elmalar bir tarafta armutlar
diğer tarafta toplanıyor. Kimler
açılımcı ve Ergenekon düşmanıysa aynı zamanda “Ermeni
sempatizanlığı” korosunun bir üyesi olarak karşımıza
çıkıyor. Dinler arası diyalog ütopyaları ve Etyen Mahçupyan’ın Zaman’da
yazması da işin fantezi tarafı. Teşkilat-ı Mahsusacı milis komutanı Said Nursi’nin öğrencileri, Antranik’in torununa köşe tahsis etmişse yüz yılın çok uzun bir zaman olduğuna artık inanmaya başlayabiliriz.
Türkiye’de
olan bitene bir bütün olarak baktığımızda 1915’te Türk Ulusal Devletini
kurmaya başlayan Teşkilat-ı Mahsusa’nın 2007’de son mermisini
kullandığı ve tarih sahnesinden çekildiğini görebiliyoruz. Tezgahın
Önünde de Arkasında da ABD var. Hedef
Teşkilat-ı Mahsusa Cumhuriyetini Yıkılması Yerine
Protestanlaşmış İslam Cumhuriyetinin kurulmasıdır. Bunun için gönüllü
ve rövanşist Müslümanlar kullanılmaktadır. Kendinizi bir
an için 1,5 Milyon nüfuslu bir kitle üzerinde çalışan ve 100 yılda 150
bin Protestan üretmiş misyonerlerin yerine koyunuz. Yani bir an için
ABD’nin Dış İlişkiler Konseyi olunuz. 1914
itibariyle Birden bire savaş-tehcir-ihtilal ve inkılâp oluyor; 100
yıllık misyoner pazarı birden kapanıyor, tüm yatırımınız heba oluyor.
Siz o zaman Robert ve Boğaziçi gibi okullarla Türklerden intikam almayı
düşünmez misiniz? Türkler,
Teşkilat-ı Mahsusa operasyonlarıyla 1915’te Protestan misyonerlerin
Ermeni pazarını yani “hedef kitleyi” yerinden sürüp çıkarmışlar; onca
ajan mektebi ve faaliyet boşa gitmiştir. Osmanlı
ülkesinde faaliyet gösteren Amerikan Protestan misyon örgütlerinden en
büyüğü ve önemlisi American Board of Commissionars for Foreign
Missions’dur. Bu örgüt 1810 yılında Boston’da Presbyterian ve
Congregational kiliselerinin üyeleri tarafından kurulmuştur. Başlangıçtaki
hedefi Amerikan yerlilerini ve Amerika kıtasındaki Katolikleri
Protestanlaştırmak iken, sonradan “bütün dünyayı
Protestanlaştırmak” olan yeni bir hedef belirlemiştir.
(2) Bu hedefe
ulaşmak için de iki önemli aracın bulunulduğu düşünülmekteydi: “İslam’ı
yok etmenin bir yolu olarak Müslümanları ve ‘sözde’ Hıristiyanları
(Gregoryen, Süryani, Keldani vb.) Protestanlaştırmak.” 20. yüzyılın
pek çok misyoneri, toplantılarda sürekli, kilise ve okullar yoluyla
ulusların Hıristiyanlaşmasını, bunun için de hükümet desteğini
reddetmemek” gerektiğini söylüyordu. (3) Bu arada
Ermeniler Gregoryendi ve Fatih tarafından kendilerine tahsis edilen
kiliselerinde Osmanlı millet sistemi içinde özerk ve özgür
yaşıyorlardı. Yani “sözde” Hıristiyan sayılıyorlardı. Operasyon
1820’de Başladı: Yıl
1820: İlk Amerikan Protestan Misyonerleri Pliny Fiks ve
Levi Parsons İzmir'e ayak bastılar. Levi Parsons, İzmir'e çıkar çıkmaz,
"Bu günah İmparatorluğunu tamamen yıkmak ahdim olsun" diye yazdı. (4) Yıl
1848: Amerikan Misyonerleri, Osmanlı Devletinde bir
Protestan Cemaati yarattılar. Tamamı Ermenilerden oluşan bu yeni
cemaati Osmanlı Hükümetine resmen tanıttılar. Bu arada
2007’de İstanbul’da öldürülen Agos gazetesi yazarı (TKP/ML’li Fırat)
Hrant Dink de Protestan Ermenilerdendi. Yıl 1850: Amerikan Misyonerleri Osmanlı Ermenileri arasında eğitim çalışmalarını hızlandırdılar ve bundan sonraki 35 yıl içinde 80 Lise, 8 yüksek kolej ve 16 kız okulu açtılar.
Bu okullardan
en önemlisi şüphesiz Robert Kolej ve
onun üniversitesi olan Boğaziçi Üniversitesidir. Robert
Kolej Müdürü DR. Gates'in Paris Barış Konferansı dolayısıyla Prof.
Albert Lybyer’e gönderdiği mektupta adeta “geleceği
okuduğunu” görüyoruz. (Robert College March 2, 1919) “Ermeniler
ve Rumları kurtarmak için Türkleri de kurtarmamız lazımdır….
….Türkiye de
nasıl bir hükümet kuracağız? Türkiye’deki Hıristiyan milletler meselesi
ancak bu mesele halledildikten sonra ele alınabilir.”(5) Robert
Kolej’deki bu Amerikan görüşü, Türkiye’nin 1919’dan sonra artık
Türklere bırakılmayacak kadar önemsendiğinin bir göstergesidir. Bir
Amerikalı Protestan misyoner okulu müdürünün elindeki en iyi reçetenin “Türkleri
Protestan yapabilecek bir idare” olduğu açıktır. Cumhuriyetle
gelen Laiklik, Türklerin istenilen tarzda westernize olmalarına
Protestan ahlakıyla ehlileştirilmelerine fırsat vermemiştir. Onlara
göre yetersiz kalmıştır. İmparatorluktan
Cumhuriyete süzülen fikir akımları, cemaatler, tarikatlar ve yükselen
Milliyetçiliğin Ülkücülük adı altında İslam’la senteze girmesi, halkın
yaşamına tatbik edilen Amerikan tarzının ideolojik ve felsefi bir
Protestanlıkla sonuçlandırılmasını engellemiştir. Merkez
bürokrasisi, Atatürk İlkeleri ile direncini sürdürürken Aleviler dahi
Protestanlıktan çok Proleterya kültürüne yaklaşarak istenen “ehlileşmiş”
düzeye gelmemişlerdir. Amerikan Protestan kültürü sadece
Robert-Boğaziçi arasında, Şişli-Nişantaşı sosyetesinde ve büyük
şehirlerin elitleri arasında etkisini gösterebilmiş ve marjinalleşerek
toplumdan kopmuştur. Sünni
çoğunluk şifahi aile içi eğitimle sürekli “iman tazelemekte” olduğundan
Sünnileri elde etmeden Türkiye’yi
elde etmenin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Türkiye’yi
iyi analiz eden ABD ajanları, hedeflerine ulaşmak için Müslüman
cemaatlerin ve İslamcı partilerin Protestanlık
misyonunu üstlenmesi gerektiğini
fark etmişlerdir. Ilımlı İslam ve dinler arası diyalog söylemlerinin Ermeni diasporasının atakları ve Ergenekon davalarıyla aynı anda gündeme gelmesi tesadüf değildir.
Ergenekon’dan
içeri alınanların en ilginç ortak paydası, yakın zamanda Ermeni sorunu
konusunda milli bir çaba göstermiş olmalarıdır. Doğu
Perinçek bile “toprak çekmiş gibi” son zamanlarında Yusuf Halaçoğlu’na
destek için İsviçre’ye gidip soykırımı reddederek kendini İsviçrelilere
tutuklattırmaya çalışmıştı. Ayrıca 6 CD’den oluşan “Büyük
Yalan” Belgeselinde ADD
ile birlikte çaba göstermiş, katkı sağlamıştır. Çok çeşitli
ve “kozmik katmanlı” senaryolar olabilir.
Ancak hiç kimse bunların sıradan demokratikleşme çabaları olduğunu
söyleyemez. ABD, önce
Saddam’ı Kuveyt’e yollayıp ardından Irak’a girdiği gibi, Önce Robert
Kolejli Misyonerin evinde örgütlenen Maocuları kozmik katmanlarda yol
aldırıp zayıf bir darbe örgütlenmesine ittikten sonra İslamcıların
elini kuvvetlendirecek demokrasi ataklarıyla “Türkiye’ye
girmeyi” planlamış olabilir. 1 Mart tezkeresinde ABD,
Türkiye’nin sandığından daha bağımsız olduğunu fark edip buna epece
içerlememiş miydi? Bırakın Sevr’i Lozan’ı bunun intikamı için bile ABD
1915 kod adlı bir operasyon başlatabilir ve bizim muhterem monşerler de
çok kolay bu ilaçlı demokrasi yemeğine yumulabilirler. Ancak
Amerika’nın girebileceği bir Türkiye’de, Cumhuriyet muhafızlarının
gürültüye papuç bırakmayacağı belli olduğundan Apo’yu yakalayan Özel
Harpçi Komutanlar Apoyla el sıkışan Maocu Perinçek’le yan yana
konulmuştur. Devir her
bakımdan uyanık olma devridir. Bizim kendi akıl oyunlarımızla tüm
şifreleri çözmemiz tabii ki mümkün değildir; ancak Hrant Dink
cinayetinin, Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurduğu I. Cumhuriyetin tasfiyesi
ve Kurtuluş Savaşı öncesinin Türkiye’sine dönüş sürecinin başlatıcısı
olduğuna dair pek çok belirti vardır. Bundan Yasin
Hayal’in bir menfaati olmayacağına göre; gerçek planlayıcının
bulunması, milli bir görevdir. Ben bu yüzden darbecilerin ve konunun uzağında kendi çizgisinde demokrasi yoluyla iktidar olmaya ve milli hedeflere odaklanmış olan MHP gemisine biniyorum; tufandan önceki son çıkış olan referandumda HAYIR diyorum. Ve “beyler
arkanızdan Atatürk mü kovalıyor? Bu kadar açılıp
saçılmakta niye acele ediyorsunuz? “TSK’ya
sataşmada niye böyle ailecek birbirinizle yarışıyorsunuz?” Diye
soruyorum. --------------------------------------------------------------------------- 1-
“http://wwwermenisoykiriminet/index.html” 2 -Çağrı Erhan, “Ottoman Official Attitudes Towards American Missionaries”, Milletlerarası Münasebetler Türk Yıllığı- The Turkish
Yearbook of International Relation, 2000, XXX,
Ankara, 2001, s.192. 3 -Joseph L. Grabill, Protestant Diplomacy and the Near East- Missionary
Influence on American Policy, 1810-1927, Mineapolis,
1971, s. 33-34. 4- Grabill,
age, s. 42 5- Ömer
TURAN, “Amerikan Misyonerlerinden E. Simith ve H.G.O.Dwigh’e Göre
1830-1831 Yıllarında Ermeniler”
|
||||





