İstihbarat23 Temmuz 2010 00:00

Teşkilat-ı Mahsusa'nın Son Kurşunu - Şükrü Alnıaçık

Ermeniler rövanş maçında 3-0 önde. Daha doğrusu 100 yıldır bu ülkede Ermenilere dokunan yanıyor. Yaşatmıyorlar adamı. Yakında Ogün Samast’ın da diğer kısa ömürlü Ermeni karşıtlarına benzeyeceğinden hiç kuşkum yok. Ergenekon sanıklarının Perinçek dahil son zamanlarını Ermeni meselesine odaklanarak geçirmiş olmaları, gündemin zorladığı bir tesadüf mü yoksa Ergenekon işinin içinde “Ermeni Sorunu” mu var? cialis forum link cialis bez receptarenovation vejle link renova

Teşkilat-ı Mahsusa'nın Son Kurşunu

Şükrü Alnıaçık - Haberiniz Olsun

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

23.07.2010



Aşağıdaki resimler, bir Ermeni web sitesinden alınmıştır.(1)  Sırasıyla  ve “kozmik bir gözle” inceleyince akıl almaz olayların ipuçlarını bulacağımıza ve olanı biteni ANLAMAYA başlayacağımıza inanıyorum.

Web Sitesinde “KESİNTİSİZ SOYKIRIM 1894-2007” başlığı altında aşağıdaki resimlere yer veriliyor.

A- İlk önce Osmanlı dönemi: Aşağıdaki şahısların Ermenilere soykırım uyguladıkları, soykırımın ya fikir babası, ya da siyasi veya askeri sorumluları oldukları ilan ediliyor.

Açık İstihbarat Teşkilatı Mahsusa Yazısı

Listedekilerin Akibeti:

1- Sultan II. Abdülhamit, 40 kişinin öldüğü bombalı Ermeni Suikastinden kurtuldu; “Masonlarla” vuruldu.

2- Talat Paşa Ermeni kurşunuyla vuruldu.

3- Enver Paşa Ermeni davasından yargılanmamak için gittiği yurt dışında Basmacı hareketinin başında Rus kurşunuyla vuruldu.

4- Cemal Paşa Ermeni kurşunuyla vuruldu.

5- Ziya Gökalp 1924’te öldü, Türkçülük, 1944, 1980 ve 2008’de defalarca Vuruldu

6- Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey, Mütarekede Ermeni tehciri davasında     yargılanarak idam edildi.

7- Sait Halim Paşa Ermeni kurşunuyla vuruldu.

8- Dr. Bahaeddin Şakir Ermeni kurşunuyla vuruldu.

9- Trabzon Valisi Cemal Azmi Bey Ermeni kurşunuyla vuruldu.

Ermeniler rövanş maçında 1-0 önde.

Bu kadar mazlum, “katliamdan çıkmış” bir halkın, kendi başına  “hesap görmede” bu kadar atak ve başarılı olabileceğine inanıyor musunuz?

B- Cumhuriyet Döneminde 80’lerdeyiz: Aynı siteden alınan aşağıdaki resim grubundaki ilk üç resim, aynı sitede yan yana veriliyor; son ikisi ise Çatlı’nın cenazesine katılanlar arasında zikrediliyor. Asala’nın 1973’ten itibaren 10 yıl içinde 42 diplomatımızı şehit ettiğinden hiç bahsedilmiyor.

Bu gruptaki Kenan Evren, Hiram Abas ve Abdullah Çatlı’nın, Asala’yı bitiren eylemler sırasında masum Ermenilere de zarar veren 20 kadar eylemi planladığı ve yaptığı iddia ediliyor.

Açık İstihbarat Teşkilatı Mahsusa Yazısı

Listedekilerin Akibeti:

1- Kenan Evren’in yargılanması için Anayasa Referandumunda kampanya yürütülüyor.

2- Hiram Abas, bir suikast sonucunda öldürüldü. Eymür’e göree Abas’ı yerli   

işbirlikçilerin peşinde olduğu için Amerikan istihbaratı öldürdü.

3- Abdullah Çatlı, şaibeli bir kazada öldü.

4- Muhsin Yazıcıoğlu, şaibeli bir kazada öldü.

5- Drej Ali Ergenekon sanıklarından.

Ermeniler maçta 2-0 öne geçiyor.

“Ermenilere dalaşanların uzun bir hayat yaşaması için Genelkurmay başkanı mı olması gerekiyor acaba?” diye insan sormadan edemiyor.

C- Cumhuriyet Döneminde 2000’lerdeyiz: Fotoğraflı listede bu kez 4 isim var. Listedekilerin 2007’deki Hrant Dink cinayetinin mimarları oldukları iddia ediliyor. Üç Türk generalinin bu kadar kolay hedef gösterilmesini hiç şüphesiz Ergenekon Davası sağlıyor. Bu resimlere yine Ergenekon sanıklarından Şehit Ailelerinin İmralı’daki müdahil avukatı, Ergenekon sanığı Fuat Turgut da eklenebilirdi.

Açık İstihbarat Teşkilatı Mahsusa Yazısı

Listedekilerin Akibeti:

1- Şener Eruygur, Ergenekon davasında tutuklandı yargılama devam ediyor.

2-Hurşit Tolon, Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklandı; yargılama devam ediyor.

3- Veli Küçük, Ergenekon davasının 2 nıumaralı sanığı olduğu iddia edildi. Susurluk davası ve faili meçhuller ile ilgili de suçlanıyor.

4- Kemal Kerinçsiz, Hrant Dink’e Türklüğe hakaret davası açmıştı. Dink 6 ay ceza aldı. Kerinçsiz, Ergenekon sanığı.

Ermeniler rövanş maçında 3-0 önde.

Daha doğrusu 100 yıldır bu ülkede Ermenilere dokunan yanıyor. Yaşatmıyorlar adamı. Yakında Ogün Samast’ın da diğer kısa ömürlü Ermeni karşıtlarına benzeyeceğinden hiç kuşkum yok.

Ergenekon sanıklarının Perinçek dahil son zamanlarını Ermeni meselesine odaklanarak geçirmiş olmaları, gündemin zorladığı bir tesadüf mü yoksa Ergenekon işinin içinde “Ermeni Sorunu” mu var?

Yazımızın temasını faili meçhul bir Ermeni web sitesindeki fotoğrafların ilginç kurgusu oluşturuyor. Ancak bu kurgunun dışına çıkıp ta Ermeni Sorunundaki taraflarla Ergenekon davasındaki tarafları alt alta koyduğumuzda basit toplama işlemlerine elverişli bir homojenleşmeyle karşılaşınca doğrusu şaşırıyoruz. Yani elmalar bir tarafta armutlar diğer tarafta toplanıyor.

Kimler açılımcı ve Ergenekon düşmanıysa aynı zamanda “Ermeni sempatizanlığı” korosunun bir üyesi olarak karşımıza çıkıyor. Dinler arası diyalog ütopyaları ve Etyen Mahçupyan’ın Zaman’da yazması da işin fantezi tarafı.

Teşkilat-ı Mahsusacı milis komutanı Said Nursi’nin öğrencileri, Antranik’in torununa köşe tahsis etmişse yüz yılın çok uzun bir zaman olduğuna artık inanmaya başlayabiliriz.

Açık İstihbarat Teşkilatı Mahsusa Yazısı

Türkiye’de olan bitene bir bütün olarak baktığımızda 1915’te Türk Ulusal Devletini kurmaya başlayan Teşkilat-ı Mahsusa’nın 2007’de son mermisini kullandığı ve tarih sahnesinden çekildiğini görebiliyoruz.

Tezgahın Önünde de Arkasında da ABD var.

Hedef Teşkilat-ı Mahsusa Cumhuriyetini Yıkılması Yerine Protestanlaşmış İslam Cumhuriyetinin kurulmasıdır. Bunun için gönüllü ve rövanşist Müslümanlar kullanılmaktadır.

Kendinizi bir an için 1,5 Milyon nüfuslu bir kitle üzerinde çalışan ve 100 yılda 150 bin Protestan üretmiş misyonerlerin yerine koyunuz. Yani bir an için ABD’nin Dış İlişkiler Konseyi olunuz.

1914 itibariyle Birden bire savaş-tehcir-ihtilal ve inkılâp oluyor; 100 yıllık misyoner pazarı birden kapanıyor, tüm yatırımınız heba oluyor. Siz o zaman Robert ve Boğaziçi gibi okullarla Türklerden intikam almayı düşünmez misiniz?

Türkler, Teşkilat-ı Mahsusa operasyonlarıyla 1915’te Protestan misyonerlerin Ermeni pazarını yani “hedef kitleyi” yerinden sürüp çıkarmışlar; onca ajan mektebi ve faaliyet boşa gitmiştir.

Osmanlı ülkesinde faaliyet gösteren Amerikan Protestan misyon örgütlerinden en büyüğü ve önemlisi American Board of Commissionars for Foreign Missions’dur. Bu örgüt 1810 yılında Boston’da Presbyterian ve Congregational kiliselerinin üyeleri tarafından kurulmuştur.

Başlangıçtaki hedefi Amerikan yerlilerini ve Amerika kıtasındaki Katolikleri Protestanlaştırmak iken, sonradan “bütün dünyayı Protestanlaştırmak” olan yeni bir hedef belirlemiştir. (2)

Bu hedefe ulaşmak için de iki önemli aracın bulunulduğu düşünülmekteydi: “İslam’ı yok etmenin bir yolu olarak Müslümanları ve ‘sözde’ Hıristiyanları (Gregoryen, Süryani, Keldani vb.) Protestanlaştırmak.”

20. yüzyılın pek çok misyoneri, toplantılarda sürekli, kilise ve okullar yoluyla ulusların Hıristiyanlaşmasını, bunun için de hükümet desteğini reddetmemek” gerektiğini söylüyordu. (3)

Bu arada Ermeniler Gregoryendi ve Fatih tarafından kendilerine tahsis edilen kiliselerinde Osmanlı millet sistemi içinde özerk ve özgür yaşıyorlardı. Yani “sözde” Hıristiyan sayılıyorlardı.

Operasyon 1820’de Başladı:

Yıl 1820: İlk Amerikan Protestan Misyonerleri Pliny Fiks ve Levi Parsons İzmir'e ayak bastılar. Levi Parsons, İzmir'e çıkar çıkmaz, "Bu günah İmparatorluğunu tamamen yıkmak ahdim olsun" diye yazdı. (4)

Yıl 1848: Amerikan Misyonerleri, Osmanlı Devletinde bir Protestan Cemaati yarattılar. Tamamı Ermenilerden oluşan bu yeni cemaati Osmanlı Hükümetine resmen tanıttılar.

Bu arada 2007’de İstanbul’da öldürülen Agos gazetesi yazarı (TKP/ML’li Fırat) Hrant Dink de Protestan Ermenilerdendi.

Yıl 1850: Amerikan Misyonerleri Osmanlı Ermenileri arasında eğitim çalışmalarını hızlandırdılar ve bundan sonraki 35 yıl içinde 80 Lise, 8 yüksek kolej ve 16 kız okulu açtılar. 

Açık İstihbarat Teşkilatı Mahsusa Yazısı

Bu okullardan en önemlisi şüphesiz Robert Kolej ve onun üniversitesi olan Boğaziçi Üniversitesidir. Robert Kolej Müdürü DR. Gates'in Paris Barış Konferansı dolayısıyla Prof. Albert Lybyer’e gönderdiği mektupta adeta “geleceği okuduğunu” görüyoruz. (Robert College March 2, 1919)

“Ermeniler ve Rumları kurtarmak için Türkleri de kurtarmamız lazımdır….

….Türkiye de nasıl bir hükümet kuracağız? Türkiye’deki Hıristiyan milletler meselesi ancak bu mesele halledildikten sonra ele alınabilir.”(5)

Robert Kolej’deki bu Amerikan görüşü, Türkiye’nin 1919’dan sonra artık Türklere bırakılmayacak kadar önemsendiğinin bir göstergesidir. Bir Amerikalı Protestan misyoner okulu müdürünün elindeki en iyi reçetenin “Türkleri Protestan yapabilecek bir idare” olduğu açıktır.

Cumhuriyetle gelen Laiklik, Türklerin istenilen tarzda westernize olmalarına Protestan ahlakıyla ehlileştirilmelerine fırsat vermemiştir. Onlara göre yetersiz kalmıştır.

İmparatorluktan Cumhuriyete süzülen fikir akımları, cemaatler, tarikatlar ve yükselen Milliyetçiliğin Ülkücülük adı altında İslam’la senteze girmesi, halkın yaşamına tatbik edilen Amerikan tarzının ideolojik ve felsefi bir Protestanlıkla sonuçlandırılmasını engellemiştir.

Merkez bürokrasisi, Atatürk İlkeleri ile direncini sürdürürken Aleviler dahi Protestanlıktan çok Proleterya kültürüne yaklaşarak istenen “ehlileşmiş” düzeye gelmemişlerdir. Amerikan Protestan kültürü sadece Robert-Boğaziçi arasında, Şişli-Nişantaşı sosyetesinde ve büyük şehirlerin elitleri arasında etkisini gösterebilmiş ve marjinalleşerek toplumdan kopmuştur.

Sünni çoğunluk şifahi aile içi eğitimle sürekli “iman tazelemekte” olduğundan Sünnileri elde etmeden Türkiye’yi elde etmenin mümkün olmadığı anlaşılmıştır.

Türkiye’yi iyi analiz eden ABD ajanları, hedeflerine ulaşmak için Müslüman cemaatlerin ve İslamcı partilerin Protestanlık misyonunu üstlenmesi gerektiğini fark etmişlerdir.

Ilımlı İslam ve dinler arası diyalog söylemlerinin Ermeni diasporasının atakları ve Ergenekon davalarıyla aynı anda gündeme gelmesi tesadüf değildir. 

Açık İstihbarat Teşkilatı Mahsusa Yazısı

Ergenekon’dan içeri alınanların en ilginç ortak paydası, yakın zamanda Ermeni sorunu konusunda milli bir çaba göstermiş olmalarıdır. Doğu Perinçek bile “toprak çekmiş gibi” son zamanlarında Yusuf Halaçoğlu’na destek için İsviçre’ye gidip soykırımı reddederek kendini İsviçrelilere tutuklattırmaya çalışmıştı. Ayrıca 6 CD’den oluşan “Büyük Yalan”  Belgeselinde ADD ile birlikte çaba göstermiş, katkı sağlamıştır.

Çok çeşitli ve “kozmik katmanlı” senaryolar olabilir. Ancak hiç kimse bunların sıradan demokratikleşme çabaları olduğunu söyleyemez. 

ABD, önce Saddam’ı Kuveyt’e yollayıp ardından Irak’a girdiği gibi, Önce Robert Kolejli Misyonerin evinde örgütlenen Maocuları kozmik katmanlarda yol aldırıp zayıf bir darbe örgütlenmesine ittikten sonra İslamcıların elini kuvvetlendirecek demokrasi ataklarıyla “Türkiye’ye girmeyi” planlamış olabilir. 1 Mart tezkeresinde ABD, Türkiye’nin sandığından daha bağımsız olduğunu fark edip buna epece içerlememiş miydi? Bırakın Sevr’i Lozan’ı bunun intikamı için bile ABD 1915 kod adlı bir operasyon başlatabilir ve bizim muhterem monşerler de çok kolay bu ilaçlı demokrasi yemeğine yumulabilirler.

Ancak Amerika’nın girebileceği bir Türkiye’de, Cumhuriyet muhafızlarının gürültüye papuç bırakmayacağı belli olduğundan Apo’yu yakalayan Özel Harpçi Komutanlar Apoyla el sıkışan Maocu Perinçek’le yan yana konulmuştur.

Devir her bakımdan uyanık olma devridir. Bizim kendi akıl oyunlarımızla tüm şifreleri çözmemiz tabii ki mümkün değildir; ancak Hrant Dink cinayetinin, Teşkilat-ı Mahsusa’nın kurduğu I. Cumhuriyetin tasfiyesi ve Kurtuluş Savaşı öncesinin Türkiye’sine dönüş sürecinin başlatıcısı olduğuna dair pek çok belirti vardır.

Bundan Yasin Hayal’in bir menfaati olmayacağına göre; gerçek planlayıcının bulunması, milli bir görevdir.

Ben bu yüzden darbecilerin ve konunun uzağında kendi çizgisinde demokrasi yoluyla iktidar olmaya ve milli hedeflere odaklanmış olan MHP gemisine biniyorum; tufandan önceki son çıkış olan referandumda HAYIR diyorum.

Ve “beyler arkanızdan Atatürk mü kovalıyor? Bu kadar açılıp saçılmakta niye acele ediyorsunuz?

“TSK’ya sataşmada niye böyle ailecek birbirinizle yarışıyorsunuz?”

Diye soruyorum.

---------------------------------------------------------------------------

1- “http://wwwermenisoykiriminet/index.html”

2 -Çağrı Erhan, “Ottoman Official Attitudes Towards American

       Missionaries”, Milletlerarası Münasebetler Türk Yıllığı- The Turkish

       Yearbook of International Relation, 2000, XXX, Ankara, 2001, s.192.

3 -Joseph L. Grabill, Protestant Diplomacy and the Near East- Missionary

       Influence on American Policy, 1810-1927, Mineapolis, 1971, s. 33-34.

4- Grabill, age, s. 42

5- Ömer TURAN, “Amerikan Misyonerlerinden E. Simith ve H.G.O.Dwigh’e Göre 1830-1831 Yıllarında Ermeniler”

Açık İstihbarat @ 2010