Siyaset17 Ağustos 2004 00:00

Din adamı mı Bizans ajanı mi?

Bakınız, 1995 yılının eylül ayında Yunanistan’ın Pire limanından içinde 160 papazın bulunduğu bir gemi kalktı ve İstanbul’a geldi. Bu gezinin adı “Çevre ve Vahiy”....“Kendini Bizans İmparatoru” sanan Bartholomeos’un..cialis coupons printable link discount prescription drug cardescitalopram i alkohol go escitalopram i alkohol

HASAN DEMİR

Bartholomeos’un kan dâvâsı!

Hayır, bin defa hayır. Fener Rum Patriği Barthalomeos Fethullah Hoca cemaatinin göstermek istediği gibi “diyalog”cu, yahut şu anda AKP Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı olan Mehmet Dülger’in bir zamanlar takdim ettiği gibi “çevre” dostu bir din adamı falan değil..

Tam tersi bu adam, dünkü Diyarbakır Büyük Şehir Belediye Başkanı Ferudun Çelik ve mevcut başkan Osman Baydemir’in Güneydoğu’da ulaşmak istedikleri hedefe İstanbul’da (Türkiye’yi yönetenlerin gaflet ve ihanetlerinden istifade ederek) ulaşmak isteyen Rum.

Çelik ve Baydemir PKK maşası...
Bartholomeos ise bir Bizans militanı....

Bakınız, 1995 yılının eylül ayında Yunanistan’ın Pire limanından içinde 160 papazın bulunduğu bir gemi kalktı ve İstanbul’a geldi. Bu gezinin adı “Çevre ve Vahiy”di. Gezinin Türkiye ayağını koordine eden kişi, bugün AKP Milletvekili olan Mehmet Dülger’den başkası değildi..

160 papaz “Çevre” diyordu, “denizlerin temizliği” diyordu. İlginçtir, 160 papazı, “Gidin Karadeniz temiz mi değil mi bir araştırın?!” diye İstanbul’a doğru yola çıkartan Preveli isimli gemiyi Bartholomeos’un emrine Yunan hükümeti tahsis etmişti. Yine Yunan hükümeti Türkiye’nin kıyılarının temizliğine verdiği önemden olacak, bu sempozyum için (!) tam 2.5 milyon dolar ayırmıştı...
Ama ilk ziyaret ettikleri mekân Ayasofya oldu. Hadi, Ayasofya papazlar için görülmeden geçilmesi pek mümkün olmayan tarihi bir mekân diyelim. Peki, sonra niçin hep birlikte Heybeliada’ya geçtiler. Heybeliada’nın denizlerin temizliği ile ne ilgisi vardı? Sonra gemi Trabzon’a doğru yola çıktı. Öyle ya, “Deniz Temiz Derneği” işin içindeydi ve madem ki papaz “Çevre ve Vahiy” diyordu, Karadeniz’in temiz olup olmadığının şöyle bir gözden geçirilmesi gerekiyordu! İyi de, papazın burnunun dibindeki Haliç pislik içersindeyken tertemiz Karadeniz’e, üstelik Trabzon’a doğru yola çıkmanın anlamı neydi? Tabii ki, esas niyet Pontus’tu ve amaç Karadeniz’i Türklerden temizlemenin şifrelerini çözmekti. Tabi bunu açıkça hiçbir zaman söylemediler...

Pardon, aslında söylediler...

Yunan hükümetinin altlarına verdiği Prevele gemisi ve ceplerine koyduğu 2.5 milyar dolarla Türkiye’ye gönderen, Türkiye’de ise “Deniz Temiz Derneği”nin misafiri olan 160 papaz çok önem verdiklerini iddia ettikleri “çevre” konulu toplantılarından sonra bir bildiri yayımladılar.

Bildirinin özeti şöyleydi: “Ortodoks kilisesi siyasete karışmama konusunda kararlıdır. Ancak, Otodoks kilisesinin varlığını etkileyecek olan siyasi kararlar karşısında kilise ilgisiz kalamaz. Kilise’nin Yunan babalarının ruhunu yeniden canlandırması, Ekümenik hareket içindeki karşılıklı diyalogu geliştirme imkânı sağlayacaktır. Parçalanmış olan Hıristiyan dünyasında yeni umutların canlandıran Ekümenik hareketinin içinde son yıllarda görülen krize ve sapmalara karşı Ortodoks kilisesi direnmeli ve Kilisenin geleneksel çizgisini savunmalıdır.”

Ne güzel “çevre” öyle değil mi?

Demek ki Yunanistan 2.6 milyar doları 160 papazın cebine, gidin Bartholomeos’a destek olun diye koymuş, Karadeniz’in temizliği için falan değil...

Nitekim, gemi Patmos’a doğru yola çıktığında Barthalomeos’u uluslararası sularda Yunan savaş gemileri ve Yunan savaş uçakları karşıladı. Ada başta başa Bizans’ı simgeleyen ve Bartholomeos’un da arma olarak kullandığı çift başlı kartallı bayraklarla donatılmıştı.

Yani ilk hedef Heybeliada Ruhban Okulu..
Sonra İstanbul’da Ortodoks bir Vatikan!.
Ve ardından Karadeniz’de Pontus Rum devletinin kurulması..

Onun için Patrik, Türk milleti ile kan dâvâlıdır, diyorum.

Patrik gerçekten “diyalog” taraftarı olsaydı, II. Mahmut’un “vatana ihanet” ettiği kesinleştiği için Patrikhane kapısında astığı o günkü patrik Ghrighoros’un kan dâvâsını bugünlere taşımaz, o günden beri kapalı tutulan o kapıyı açardı.

Peki, Rum yeminine göre o kapı ne zaman açılacak?

“Aynı kapıda bir İslâm alimi Rumlar tarafından asıldığında!”

İnanış böyle...

1995 yılında atv’de yayınlanan 32. Gün programında Bartholomeos milletimizin “kin kapısı” dediği bu kapıyı kastederek bakınız neler demişti:

“- Patrik Georgios orada asıldı. Hatırasına hürmeten o kapı hep kapalı kalacak!”
Aynı Patrik 1995 yılının Ekim ayında Yunan basını tarafından “Bizans İmparatoru” ilan edildi. Patrik bu ikrâmı reddetmedi, sessizce kabul etti.

Öyleyse “Kendini Bizans İmparatoru” sanan Bartholomeos’un, Patrikhanedeki “kin kapısını” açmaması, İstanbul’daki bir Bizans militanının Türk milleti ile güttüğü bir “kan dâvâsı” değildir de, nedir?

Yeniçağ 17.04.2004