Ertuğrul Özkök'lerle Beraber Yaşamak Zorunda mıyız?
İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin'in aşağıdaki yazısına iki noktada şerhimizi koyuyoruz : 1) Ertuğrul Özkök gibi bir şahsiyet abidesine "Sayın" diye hitap ederek, Türkçe'ye gerekli saygıyı göstermediği için (Öcalan'a "Sayın" diyenlerin Başbakan olduğu bir memlekette "Sayın" kelimesine itibarını iade etmek zorundayız) 2) "Ergenekon"'dan içeri alınmamak ve şaraplarından ayrılmamak için her türlü şekilde kıvırabilen bu omurgasıza; "Sen yıllardır Türkiye Türklerindir sloganı ile çıkan bir gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaparken güya bu tabu kırıcı saçmalamaların aklına gelmedi mi?" diye sormadığı için. coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardssitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effects
|
İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin'in aşağıdaki yazısına iki noktada şerhimizi koyuyoruz : 1) Ertuğrul Özkök gibi bir şahsiyet abidesine "Sayın" diye hitap ederek, Türkçe'ye gerekli saygıyı göstermediği için (Öcalan'a "Sayın" diyenlerin Başbakan olduğu bir memlekette "Sayın" kelimesine itibarını iade etmek zorundayız) 2) "Ergenekon"'dan içeri alınmamak ve şaraplarından ayrılmamak için her türlü şekilde kıvırabilen bu omurgasıza; "Sen yıllardır Türkiye Türklerindir sloganı ile çıkan bir gazetenin genel yayın yönetmenliğini yaparken güya bu tabu kırıcı saçmalamaların aklına gelmedi mi?" diye sormadığı için. Türkiye'de bir Kürt veya Türk sorunu değil; gerçeklerden , toplumdan ve bütün ahlaki normlardan kopuk bir elit sorunu olduğunu bir kez daha kanıtlayan Ertuğrul Özkök gibilere karşı bizim de soru hakkımız doğuyor : "Ertuğrul Özkök'le beraber yaşamak zorunda mıyız?" Açık İstihbarat **Mehmet Bedri Gültekin'in "Birlikte Yaşamak Seçenek Değil Zorunluluk" Başlıklı Yazısı**
Mehmet Bedri Gültekin'in ;
Sayın Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi Yazarı
Sayın Orhan
Bursalı’nın ilgili yazısından hareketle kaleme aldığınız “Birlikte yaşamak zorunda mıyız?”
başlıklı makalenizi okudum. Söyleyeceklerime geçmeden önce kendimle ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum. Tunceliliyim. Kürdüm. 1970 yılından beri aktif olarak siyasal mücadelenin içindeyim. Bu arada dört kez, toplam olarak altı yıl hapis yattım. Yayınlanmış
altı kitabım bulunuyor. Bunlardan ikisi Kürt sorunu ile ilgili.
Birincisi (Sovyet Sosyal Emperyalizmi ve Kürt Milli Meselesi) 1980
tarihinde, ikincisi, (2000’lerin eşiğinde Kürt
Milli Meselesi) 1993 yılında yayınlandı. Kısacası tam kırk yıldır hem tarihsel, sosyolojik ve ideolojik düzlemde, hem de politik ve örgütsel düzlemde, Kürt Sorunu üzerine düşünen ve mücadele eden bir kişiyim.
Sayın Özkök, Farklı
etnik toplulukların tarih içinde bir araya gelmesi çeşitli nedenlerle
ve çeşitli biçimlerde olabilir. Bu “neden” ve “biçim”lerin arasında
“zor”un olduğu örnekler de vardır. Ama toplumların beraber yaşamaya
devam etmesi ve hatta bu beraberliğin “bir olmaya” doğru evrilmesi ise
“zor”la olacak şeyler değildir.
Sayın Özkök, Kürtlerin,
tarihin en zor döneminde almış olduğu tavır, bugün gündeme getirdiğiniz
sorunun cevabıdır.
Kurtuluş Savaşının bütün cephelerinde Türkler ve Kürtler omuz omuzaydılar ama Urfa, Antep, Maraş ve Çukurova’da verilen mücadeledeki birliktelik, “Vurun Kürt uşağı namus günüdür” sözlerinde de ifadesini bulduğu üzere türkülere kadar yansıdı. Bu yıllarda Anadolu’da yirmi üç gerici isyan çıktı. Ve bunlardan sadece biri, Kürtlerin yaşadığı bölgede gerçekleşti. Oysa bu yıllarda İngiliz ajanları Kürt illerinde cirit atıyordu. Türlü vaatlerle Kürtleri isyan etmeye davet ediyorlardı. Kürtler İngiliz ajanlarının vaatlerine itibar etmedi. Mustafa Kemal’in “Öz kardeşler olarak ortak vatanı savunma” çağrısına uydular. TBMM’nin
İngilizlerin kontrolü altında olan Kuzey Irak’a gönderdiği Özdemir
Beyin 1921 ve 1992 yıllarında bölgede gösterdiği faaliyet ve Kürt
aşiretlerin Özdemir Bey’le birlikte İngilizlere karşı verdikleri
mücadele özellikle öğreticidir. Özdemir Bey küçük bir kuvvetle Bölgeye gitti. Ama Revanduz’da İngiliz kuvvetleri ile yapılan savaşa beş bin kadar Kürt aşiret kuvveti katılmıştır ve İngilizler ağır bir yenilgiye uğratılmıştır. Bölgede bilindiği üzere Ankara’nın Hükümet otoritesi yoktu. Tam tersine Kürtlere özerklik, bağımsızlık vb. vaatlerde bulunan İngilizler vardı. Ama Irak’ın Kürtleri, o koşullarda bile Türk askeri ile İngiliz emperyalistlerine karşı savaşmayı tercih ettiler. Sevr görüşmelerinde Kürtler, emperyalistlerin devlet vaatlerini ellerinin tersi ile ittiler. Lozan görüşmelerinde bütün güçleri ile TBMM delegasyonunun arkasında durdular.
Sayın Özkök, Hayat
pahasına yapılan bu tercih, artık sadece tarihte kalmış olan bir hatıra
mıdır? “Beraber yaşamak zorunda mıyız?”
sorusu tam doksan yıl gündemimizde hiç olmadı. Tam tersine Kürt yurttaşlarımızın ezici çoğunluğu bugün de, kader birliğini devam ettirmenin çabası içindedirler. “Kürtlerin, Türklerle beraber yaşamak zorunda olmadıkları” fikrinin sahibi, yüzyıl önce olduğu gibi bugün de Batılı emperyalistlerdir. Amerika’nın; İsrail’in yanı sıra Bölgede; petrol, doğalgaz ve tatlı su kaynaklarına sahip, nüfus ve toprak bakımından İsrail’den daha büyük; ama varlığı ve yaşaması tamamen kendisine bağlı bir kukla devlete olan ihtiyacı tartışılmaz. Irak’ın işgaliyle birlikte Bölge’ye yerleştikten sonra Amerika’nın, bu ihtiyacının gereğini yapmak için hangi faaliyetlerde bulunduğu biliniyor. Avrupa’nın ise, mevcut boyutlarıyla ‘hazmedilmesi zor olan bir Türkiye’ yerine, ‘küçültülmüş bir Türkiye’, her zaman çıkarınadır. İşte bundan dolayı ‘Kürtler ayrılsın’ fikrinin sahibi Amerika ve Avrupa’dır. Bu temel etkenin yanı sıra, konuyu gündemimize getiren diğer etkenleri şöyle sıralayabiliriz: Irak’ın kuzeyindeki Kukla Devlet: Tam yirmi yıldır Amerika tarafından hayata geçirilen bu oluşum, AKP iktidarının son yıllardaki adımları ile artık resmiyet kazanmaktadır. Fiili bir Kürt devleti, giderek daha fazla Kürt kökenli yurttaşımız açısından bir “seçenek” olma özelliğine kavuşmaktadır. Ankara’daki AKP iktidarı: AKP’nin Amerikan politikalarına kayıtsız şartsız teslimiyeti, Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki eşbaşkanlığı ve Abdullah Gül’ün Colin Powell ile imzaladığı gizli sözleşmenin yanı sıra, bu Partinin toplumu, etnik ve dinsel farklılıklar temelinde ayrıştırmayı öngören ideolojisi, milletimizi bölmekte ve sözünü ettiğiniz sorunun gündemimize gelmesinde rol oynamaktadır. Sekiz
yıllık AKP iktidarının bu açıdan ne anlama geldiğini rakamlarla verelim:
Sayın Özkök, Bütün bu
olumsuz etkenlere rağmen ‘ayrılık’, Kürt yurttaşlarımızın büyük
çoğunluğu açısından bugün de gündemde değildir. Sosyoloji
bilimi ‘millet’ tarifini şöyle yapar:
İktisadi yaşantı birliği, artık tam anlamıyla gerçekleşmiştir. Ruhi şekillenme birliği ise yirmi, otuz yıl önce çok daha güçlüydü. Bugün bu koşul açısından daha olumsuz bir durumun olduğu bir gerçek. Ama Kürt yurttaşlarımızın çoğunluğu açısından bugün de milleti millet yapan ortak duygu birliği hâlâ geçerli. Öte yandan Ankara’da milli bir iktidarın varlığı, bu açıdan var olan olumsuzluğu hızla olumluluğa çevirir. Bu tablo, Türklerin ve Kürtlerin tek bir millet olma yolunda, Cumhuriyet dönemi boyunca yaşanan olumsuzluk ve eksikliklere rağmen çok önemli bir mesafe aldığını gösterir. Atatürk; Bu gerçeklik, “ayrılık”ın neden hâlâ Kürt yurttaşlarımızın gündeminde olmadığını da gösteriyor.
Sayın Özkök, Kürtler, emperyalistler tarafından önlerine konan “ayrılık” seçeneğinin ne anlama geldiğini, dünyanın başka yerlerinde, özellikle son yirmi yıl içinde yaşanan pratiklerde somut olarak gördüler. “Birlikte yaşamak zorunda mıyız?”
diye soruyorsunuz. Yugoslavya’da
ülkenin etnik unsurları, bir tek ortak devlette örgütlenmişlerdi, ama
yine de aralarında birbirini ayıran çizilmiş sınırlar vardı. Buna
rağmen “ayrı yaşama”
isteğinin, on yıllık hayata geçirilme pratiğinde, 600 bin kişi öldü. Şimdi Irak’ta yeni “sınırlar” çiziliyor. Etnik ve dinsel ayrılıklara dayanan yeni haritalar şekilleniyor emperyalistlerin ellerinde. Bugüne kadar her yirmi Iraklıdan biri öldü ve daha da ölüyorlar. Türkiye’de
ise, ne öyle Yugoslavya’daki gibi çizilmiş olan bir sınır var; ne de
Irak’taki gibi, Kürtlerle Türkleri birbirinden ayıracak bir 36.
paralel… Bu tablo
içinde sınır nereden ve nasıl geçecek? Yugoslavya ve Irak örneklerini göz önüne aldığımızda bu, emperyalistlerin istekleri uğruna milyonlarca insanımızın yıllardır yaşadığı yerinden yurdundan edilmesi ve ölümü demektir. İşte her şeyi bir yana bırakalım, sadece bu nedenden dolayı, ‘ayrılık’, Türk olsun, Kürt olsun milletimizin bütün mensupları açısından gündemimizde değildir ve olamaz. Ayrıca hangi toplumsal sınıfa mensup olursa olsun, bütün yurttaşlarımız büyük ve zengin bir devletin sunduğu olanaklar ile küçük ve fakir bir devlette yaşamak arasındaki farkı bilirler. İşçi, büyük bir ülkede çok daha kolay iş bulur ve işten sağladığı gelir o oranda daha iyi olacaktır. Üretici, ürettiğini büyük ülkede daha iyi koşullarda ve daha rahat satabilecektir. Esnaf için de aynı durum söz konusudur. Keza işadamları açısından da daha büyük ülke, daha büyük pazardır. Günümüzün yükselen ülkelerine bakın. Çin, Hindistan, Brezilya, İran, Meksika, Arjantin. Hepsi nüfus ve yüzölçümü olarak büyük ülkelerdir. Ve büyük ülke, kültürel ve bilimsel açıdan zenginliktir. ‘Büyük ülke’, Kürt kökenli yurttaşlarımız açısından İstanbul’dur, İzmir’dir, Antalya’dır ve Çukurova’dır. İşte bütün bunlardan dolayı, Kürt kökenli yurttaşlarımızın ezici çoğunluğunun gündeminde ‘ayrılık’ veya sizin deyiminizle ‘Birlikte yaşamak zorunda mıyız?’ sorusu yoktur.
Sayın Özkök, Birlikte yaşamayı, bizim açımızdan artık bir zorunluluk haline getiren etkenleri şöyle sıralayabiliriz: 1. Bin yıllık ortak tarih, birliktelik için çok güçlü bir tarihsel arka plan oluşturmuştur. 2. Geçen yüzyılın başında dünyada ve tarihte örneği az görülen iki büyük eyleme beraberce sahiplik yaptık. Emperyalizme karşı tarihin ilk Kurtuluş Savaşı’nı verdik ve Cumhuriyet Devrimi’ni başardık. Toplumların ortaklaşa gerçekleştirdikleri büyük eylemler, o toplumların milletler haline dönüşmelerinde tayin edici rol oynar. 3. Şemdinli ve Çukurca’nın dükkânlarında İstanbul’da üretilen mallar satılıyor. Şemdinli balının ve Urfa tereyağının ve Van peynirinin alıcıları ise Türkiye’nin dört bir yanında. Kısacası Türkler ve Kürtler, ortak bir pazar etrafında çok sıkı bir biçimde birleşmiş durumdalar. 4. Türkçe; Türk, Kürt bütün yurttaşlarımızın ortak dili olmuştur. 5. Son yarım yüzyıl içinde etnik kökeni ne olursa olsun bütün yurttaşlarımız, işçi grevlerinde, üretici eylemlerinde, gençlik mücadelelerinde, antiemperyalist eylemlerde ve genel olarak bütün demokratik mücadelelerde hep omuz omuza oldular. Bu birliktelik bugün de sürmektedir. 25 Kasım’daki Kamu Çalışanları mücadelesinde, 4 Aralık’taki eczacı eyleminde, yetmiş sekiz günlük tekel işçilerinin büyük direnişinde, 1 Mayıs’ta Türkiye’nin her yerinde emekçiler hep birlikteydiler. Bütün bu mücadeleler hep daha güzel bir gelecek içindi. Ortak gelecek için omuz omuza ayağa kalkan insanlara, “Beraber yaşamak zorunda mıyız?” diye sormak abestir. 6. Kürt yurttaşlarımızın çoğunluğu bugün Doğu, Güneydoğu’da değil Batı illerinde yaşıyor. Kürt akrabası olmayan Türk aile, Türk akrabası olmayan Kürt aile kalmamıştır. Daha doğrusu kimin etnik olarak “Türk”, kimin “Kürt” olduğunun belli olmadığı bir toplumsal bileşim ortaya çıkmıştır. Doğrusu; Türk de biziz, Kürt de biziz; hepimiz Türk milletiyiz. Milletler
de, millet isimleri de tarih içinde ortaya çıkar. 7. Arkamızda kalan 20 yıllık dönemde BM’ye üye devlet sayısı 160’tan 200’e çıktı. Emperyalizm ezilen dünyadaki her farklılığı iç çatışma çıkarmak ve küçük küçük siyasi birimler yaratmak için değerlendirdi. Artık bu dönem geride kalıyor. Emperyalizm artık dünya çapında yeniliyor. Ezilen dünyada, küçük küçük devletlerin ortaya çıkması için çalışan Amerika ve Avrupa kaybediyor. “Ayrı bir Kürt devleti” bu kaybeden güçlerin hedefi olduğu için başarı ihtimali kalmamıştır. 8. Günümüzde tarihsel süreç, ezilen dünyada büyük milletlerin ve büyük devletlerin oluşması doğrultusundadır. Halkların çıkarı daha büyük birlikler oluşturmaktan geçmektedir. Nitekim şimdi, Asya’da, Latin Amerika’da ve Afrika’da ezilen milletler ve ülkeler arasında birlik eğilimi kuvvetlenmekte ve buna uygun örgütler kurulmakta ve güçlenmektedir (ŞİÖ, ALBA, ABÖ). 9. Bölgemizin bütün devletleri ayrılıkçılığa karşıdır ve ulusal sınırların korunmasından yanadır. Bunun da ötesinde bölge ülkeleri arasında birlik eğilimi güçlenmektedir. İşgalci emperyalistlerin bölgeden çekilmesi ile büyük birliklerin önündeki en nemli engel ortadan kalkmış olacaktır. Bölgemiz “Batı Asya Birliği”ne gidiyor. Böyle bir birlik içinde Kürtler için ayrı bir devlet talebinin zemini tamamen yok olmaktadır.
Sayın Özkök, Bütün sorun şudur: Bu toprakların asıl sahibi ve büyük bir uygarlık birikimin asıl mirasçıları olarak bizler, kimin gündemini takip edeceğiz? Emperyalizmin önümüze koyduğu gündemi mi tartışacağız, yoksa kendi gereksinimlerimizden hareketle belirlediğimiz kendi gündemimizi mi? Bizim “Beraber yaşamak zorunda
mıyız?” diye bir gündemimiz yoktur.
Saygılarımla. 10 Temmuz 2010
*Teori dergisinin Temmuz/2010 sayısında Bayram Yurtçiçek ve Kurtuluş Güran’ın, Irak’taki İngiliz işgaline karşı 1919-21 yıllarında yürütülen Kürt ve Arap direnişine, M. Kemal tarafından gönderilen Türk subay ve askerlerinin yardım ve önderliği konusunu inceleyen kapsamlı birer yazıları vardır. Okunmasını salık veririz.
|
||||