PKK Şiddetine Maruz Kalan Kürt Kadınlarının Dramatik Hikayeleri - Helin Demir
Abdullah Öcalan’ın Şam’daki evine “Yoğunlaştırma Evi” denildiğini, Yoğunlaştırma Evine bakire, genç ve güzel kadınların alındığını, bu kadınların Apo’ya masaj yapmaktan köleliğe kadar her türlü işlerde kullanıldığını, çoğunun bekaretlerini kaybetmekle yüz yüze kaldıklarını aktarıyor. Eli olmayan Mardinli Rojin’in üst düzey bir PKK’lı yönetici tarafından hamile bırakıldığını, sonra da idam edildiğini, yine yedi aylık hamile başka bir kadının da infaz mangasının elinden kurtulamadığını, belirtiyor. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisclaritin mazilo claritin tablete claritin maziloabilify idippedut.dk abilifycialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
|
Bugünlerde çeşitli internet sitelerinde “Kıymet Nadir Bindebir” imzalı “Kürt Kadınlarında Stockholm Sendromu” başlıklı bir yazı yer alıyor. Stockholm Sendromu, rehinenin kendisini rehin alan kişiye duygusal anlamda bağlanması olarak özetlenebilecek psikolojik durumu anlatıyor. Stockholm Sendromunun bir çok rehine olayında yaşandığı, ilk kez 1973’te İsveç’in başkenti Stockholm’de yaşanan başarısız bir soygun girişimi sonucu ortaya çıktığı bildiriliyor.
Abdullah Öcalan’ın Şam’daki evine “Yoğunlaştırma Evi” denildiğini, Yoğunlaştırma Evine bakire, genç ve güzel kadınların alındığını, bu kadınların Apo’ya masaj yapmaktan köleliğe kadar her türlü işlerde kullanıldığını, çoğunun bekaretlerini kaybetmekle yüz yüze kaldıklarını aktarıyor. Eli olmayan Mardinli Rojin’in üst düzey bir PKK’lı yönetici tarafından hamile bırakıldığını, sonra da idam edildiğini, yine yedi aylık hamile başka bir kadının da infaz mangasının elinden kurtulamadığını, belirtiyor. Kıymet Nadir Bindebir, bütün bu vahşet hikayelerinin 1991’den 2003’e kadar dağ kamplarında sürünmüş PKK militanı Kürt kızı Dilaram’ın “Özgürlüğe Kaçış” adlı kitabında yer aldığını kaydediyor.
Gerçekten
de PKK’dan kaçarak Irak’a sığınan, örgüt içi cinayetlere tanık
olan Dilaram’ın yazdığı ve Hürriyet gazetesinde de yayınlanan
kitapta, insanın kanını donduracak hikayeler bulunuyor. Murat Karayılan’a bağlı PKK "özel kuvvetleri"’nin komutanı ve örgütün tetikçisi olan, üstten bazılarının adına kendi arkadaşlarını infaz eden Tatvanlı Gulan’ın iki kadın tarafından tecavüz süsü verilerek battaniye altında boğularak öldürüldüğü, cinayetinin hala bir sır olarak saklandığı ve olayın örtbas edildiği, Apo’nun yakalanmasından sonra, “Bu iş böyle yürümez, sistemin değişmesi gerekiyor” diyen Nasır’ın çadırına ise bomba atıldığı, iç hesaplaşma nedeniyle infaz kararının verildiği anlatılıyor.
PKK’daki tecavüz hikayeleri sadece Dilaram’ın
yazdığı
“Özgürlüğe Kaçış” adlı kitapla sınırlı bulunmuyor.
Kıymet
Nadir Bindebir’in de
bahsettiği üzere Kürt kadınlarının hesabı henüz sorulmamış tecavüzlerin
hesabını sormak yerine Öcalan posteri açıp “Barış!, Özgürlük!,
Tacize-tecavüze son!” gösterileri yapmalarını şaşkınlıkla
karşılıyorum.
|
||||