|
Yandaş ve refakat medyası Washington’daki ilişkileri
olayları ya görmezden gelmekte ya da olmayanı olmuş gibi
göstermektedir.
30 yıldır Washington’da bulunan gazeteci Yılmaz Polat ise gerçekleri
Türkiye’ye duyurabilmek uğraşır durur. Haberlerinin çoğu medyanın
süzgeçlerine takılıp kalır. O da olayları kitaba döker.
Polat’ın yeni kitabı “CIA
Pençesinde Açılım – Kirli Oyunun Gizli Belgeleri”, Amerikan
belgelere ve tanıklıklara dayanarak birçok ilişkiyi aydınlatıyor. Kitaptan bir bölüm
taşeronlaşmanın çarpıcı örneğini gösteriyor:
“Adamın donunu
alırlar!
Tezkere’nin oylanmasına bir haftadan fazla bir süre vardı.
Yaşar Yakış, Devlet Bakanı Ali Babacan ve Genelkurmay Plan ve
Prensipler Daire Başkanı Tümg. H. Nusret Taşdeler paketi konuşmak için
Washington’a gittiler. Dışişleri Bakanı Colin Powell ile öğle yemeğinde
bir saat görüştüler.
Powell, Türkiye’ye konuşlandırılacak asker sayısını 80 binden, 60 bine
düşürüyor; Yaşar Yakış ise 90 milyar dolar yardımdan söz ediyordu…
Powell, en çok 4 milyar dolar verebileceklerini söyledi.
Yaşar Yakış, yemekten sonra Türkiye Büyükelçiliğine giderek Başbakan
Gül’ü aradı.
Powell akşamüzeri Yaşar Yakış'ı aradı; Başkan Bush'un yardımı 2 milyar
dolar daha artırarak 6 milyar dolara çıkardığını söyledi.
Yakış, ''Bu rakam beklentilerimizin çok altında '' dedi ve Başbakan
Gül'ün 92 milyar dolar istediğini yineledi. Powell “Mümkün değil’’ diye
karşılık verdi.
Yaşar Yakış da Başkan Bush’la görüşmek istediklerini belirtti…
14 Şubat 2003 sabahı CIA her zamanki olağan görüşmeden önce Başkan
Bush’a bir bilgi notuyla görüşeceği kişilerin yaşam öykülerini iletti.
Oval Ofis’te konuklarla buluşan Bush’un pazarlık yapma niyeti yoktu;
Babacan’a dönerek “ABD’de eğitim görmüşsün” dedi. Babacan utangaç bir
tavırla kısaca “Evet” diye yanıtladı.
Savunma Bakanı
Yaşar Yakış, “Sayın Başkan” diye başladı, “Biz buraya pazarlık yapmaya
gelmedik…”
Bush birden “Sayın Bakan!” diyerek onun sözünü kesti; “Teksas’ta at tüccarları vardır.
Müzayedelerde onlar da böyle söze başlarlar; ama sonunda adamın donuna
kadar alırlar!”
Bush’un espri yaptığını sanan Türk heyetindekiler gülmeye başladı. Oysa
Bush ve yanındaki Amerikalılar son derece ciddiydiler. Başkan, “Siz
olmasanız da bu harekâtı yapacağız. (verileni) Alsan da, almasan da!”
diyerek 6 milyarlık pazarlığa noktayı koydu…
Amerikan yönetimine göre top artık Türk sahasındaydı. Ankara’nın
yanıtını beklemeye başladılar.
Erdoğan’ın resmi görevi bulunmayan danışmanı Cüneyd Zapsu, telefonu
elinden düşürmüyor, sık sık “Neo-Con” dostlarını arayarak tezkerenin
kabul edileceğini söylüyordu…
Kürtler ise endişeliydiler; oyunun dışında kalmaktan korkuyorlar;
Türkiye’nin ağırlıkla işin içine girmesinden duydukları rahatsızlığı
kapalı kapılar ardında Amerikalılara iletiyorlardı…
Kürtler, özellikle Iraklı Türklerin yoğun olduğu Musul ve Kerkük
bölgelerinde Türk askeri istemediklerini anlatıyorlardı.” (*)
Gerisini anımsayacaksınız: Powell
ve Babacan Körfez kıyısında buluştular. Türk ordusunun Irak sınırını
geçmeyeceği güvencesi verildi. Karşılığı bir milyar dolar nakit yardım…
O arada İslamcı ve liberalist “sivil” taşeronları da unutmayalım.
CIA ile birlikte “Türkiye’de
çözüm federasyondur” diye yıllardır beyin yıkıyorlar.
Ne karşılığında?
Bolca dolar, euro; şan, şöhret karşılığında…
Çöplüğün
Soytarılarının yanında PKK bile temiz kalır.
(*) Geniş Bilgi: Yılmaz Polat, CIA
Pençesinde Açılım, Ulus Dağı Yayınları, 2010
|