Türkiye Bir Meydan Okuma İle Karşı Karşıya - Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol
Son iki saldırı, bir anlamda son dönem Türk dış politikasına yönelik bir tepki saldırısıdır. Dolayısıyla sorun, artık bir hükümet meselesi değil, Devlet’in karşı karşıya kaldığı bir krizdir. Çünkü hedef Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Bunun içinde krizin gerçek nedenlerinin çok iyi bir şekilde okunup, ona göre bir kriz stratejisinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda Türkiye’nin bu meydan okuma karşısında izlemesi gereken yol haritası şu şekilde karşımıza çıkmaktadır: acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciearcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena
|
Peki, şimdi ne olacak? Önce İskenderun’da PKK teröristleri, ardından insani yardım gemilerinin güvertelerinde İsrail ölüm timleri ve bir öfke patlaması… Karşılıklı
meydan okumaların söz konusu olduğu bir süreçte Türk bayrağının
sallandığı iki noktaya saldırı ve bunların sonucunda İskenderun’da 6
asker şehit, 11’i ise yaralı ki bunların büyük çoğunluğunun durumu da
ağır. “Mavi Marmara” artık “Kızıl Marmara”. En azından ilk bilgiler bu yönde… Neredeyse eş zamanlı birer saldırı söz konusu ve kim ne derse desin burada Türkiye’ye yönelik ciddi manada bir meydan okuma var! Çünkü… --- Çünkü bu kadar büyük bir tesadüf olamaz. Bu iki olayı birbirinden bağımsız ele almak ve değerlendirmeye çalışmak, yapılabilecek en büyük saflık ve cahillik olacaktır. --- Çünkü bu iki olayın arkasındaki asıl güç, aynı anda operasyon yapabilme yeteneğini ortaya koymuş ve şu an verilecek tepkileri beklemekte olan bir güçtür. Türkiye’den gelecek tepkiye göre aşama aşama “koordineli” bir karşı tepki vereceği hususunda ise hiçbir şüphe yoktur. Bu tepkinin klasik bir tepki olacağını düşünmek ise, bir başka saflık olacaktır. O yüzden Türkiye’nin ortaya koyacağı tepkilerde, eylem ve söylem boyutunda çok dikkatli olması gerekmektedir. Her şeyden önce Türkiye, son birkaç olayda olduğu gibi bu son krizde de yine geri adım atmak zorunda kalacağı bir kriz politikası izlememelidir. Çünkü şu ana kadar izlenen politika ve ortaya konulan tepkiler, açıkçası Türkiye’nin bu krize de hazırlıksız yakalandığı şeklinde kendini göstermektedir... Dış
politikada fazlasıyla alan ve sorun açılımı yaşayan bir
Ankara’nın, bu tür spesifik konularda hazırlıksız olması ise, aslında
işin bir diğer düşündürücü boyutunu oluşturmaktadır. Sorunun kaynağı bellidir. Ama ilginç olan nokta yine bu noktada bir çözüm aranması gayretidir… Türkiye, niçin bir meydan okuma ile karşı karşıya? Acelecilik
ve heyecan bir kez daha burada Türk dış politikasını bir sorun
batağı içine çekme eğilimi göstermektedir. Nefes almaksızın dünyanın
tüm sorunlarını çözmeye talip bir Ankara görüntüsü, açıkçası dünyada
farklı algılamalara ve tepkilere yol açmaya başlamış bulunmaktadır ki
buna Türk-İslam dünyasından bazı ülkelerin verdiği doğrudan-dolaylı
tepkiler de dâhildir. “Ayağını yorganına göre uzatmaktan” uzak bu yeni dış politika anlayışı, ne yazık ki Türkiye’nin maddi ve manevi tüm imkânlarını ve potansiyellerini fazlasıyla zorlamaya başlamıştır. Türkiye, kapasitesinin ve yeteneklerinin üstünde geliştirdiği anlaşılan yeni dış politika doktrini ile açıkçası hedef-yöntem-sonuç ilişkisi bağlamında çok daha farklı bir süreç ile karşı karşıyadır. Soft (yumuşak) diplomasiyi dış politikasında ön plana çıkartmaya başlayan Türkiye, açıkçası konjonktürün kendisine sağladığı fırsat noktasında limitleri ve sınırları fazlasıyla zorlamakta ve başta yakın çevresi olmak üzere, uluslararası platformların kendisine yönelik bir takım yaklaşımlarını, değerlendirmelerini de burada birer referans noktası ve gerekçe olarak ortaya koymaya çalışmaktadır. Oysa
durum hiç de öyle göründüğü gibi değildir. Nitekim, “One Minute” ile bir zafer havasına giren ve bunu aynı zamanda iç siyasette bir araç olarak değerlendirme yoluna giren Ankara, Tel Aviv’den zaman zaman gönderilen sinyalleri ve gemi baskınına giden süreç kapsamında verilen mesajları ciddiye almamış ve “geldim, geliyorum” diyen bir kriz karşısında ne yazık ki karşısındakini fazlasıyla küçümseyen bir tutum sergilemiştir. Öyle
ki Ankara, adeta İsrail’i hiçbir şekilde tanımayan bir ülkenin
başkentinin verdiği bir tepkiyi ortaya koymuş, adeta “sıkarsa”
demiştir. Nitekim yapılan basın açıklamasında İsrail bu hususun altını şöyle çizmektedir:
Davos’ta kameralar önünde bir tepki veremeyen İsrail, bu son eylemi ile adeta rövanşı almış durumdadır. Çizilen karizmasını tekrar bildik yöntemler ile kendi iç mantığı çerçevesinde tekrar ayağa dikme peşinde olan İsrail, her şeyi göze almış bir ülke görüntüsü vermektedir. Böylesi bir durumda Türkiye’nin vereceği tepki hiç kuşkusuz çok daha büyük bir önem taşımaktadır. --- Çünkü bölgede tek kelimeyle bir kırılma noktası söz konusudur ve aslına bakılırsa aslında zor durumda olan Türkiye’nin ta kendisidir. --- Çünkü İsrail’in kriz boyunca ortaya koyduğu bir takım meydan okumalar karşısında Türkiye’nin takındığı tavır ve ortaya koyduğu duruş, açıkçası İsrail açısından caydırıcı olmamıştır ve İsrail bir anlamda tüm dünyanın gözünün içine baka baka dediğini yapmıştır. Dolayısıyla Türkiye’nin vereceği tepki artık sadece İsrail ile sınırlı değildir. Başta Türk-İslam dünyası olmak üzere, tüm dünya Türkiye’nin bu mesele karşısında izleyeceği politikayı ve atacağı adımları büyük bir merakla beklemektedir. Açıkçası, Türkiye artık şimdi ciddi anlamda bir dış politika sınavı içindedir. Saldırıların zamanlaması… Nitekim saldırıların zamanlaması da bu yönden çok dikkat çekici bir boyuttadır… PKK terörü ve İsrail’in gemi baskınları iç ve dış politika bağlamında Türkiye açısından çok ilginç gelişmelerin yaşandığı bir döneme denk gelmiştir. Bu kapsamda gerçekleştirilen saldırıların dış politika bağlamında zamanlamasına bakıldığında karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır. Söz konusu saldırılar:
İç politika bağlamında ise saldırılar:
İlk tepkiler ise, hemen bunun sorumluluğunu daha öncekilerde yaşandığı üzere yine başkalarına, ötekilere yüklenmesi şeklinde olmuştur. Gerçek failler konusunda yine bir karartma söz konusudur. PKK saldırısını doğru okumak… İskenderun’da gerçekleştirilen terörist saldırıya ve bunun basında yer alış şekline bakıldığında bile bu husus kendisini çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Basının bir kesimi hadiseyi net bir şekilde bir terörist eylem olarak nitelendirirken, bir diğeri ise hadiseyi ve failleri yine başka noktalara, odaklara çekmeye çalışıyor. Bu
kapsamda, bu terörist eylem basının bir kesimi tarafından, “Terör örgütü
mensuplarınca otoyoldan askeri birliğe önce roketatarlı, ardından uzun
namlulu silahlarla ateş açıldı. Askerlerin de karşılık vermesiyle
bölgede kısa süreli çatışma yaşandı.” şeklinde verilirken;
diğer kesim bu son saldırıyı özenle seçilmiş cümlelerle bir başka odağa
yıkma peşinde bir görüntü sunuyor. Ardından da imalı bir şekilde “çok profesyonel bir saldırı ve çok ustaca bir atış” gibi ifadelerle bu işin PKK tarafından gerçekleştirilemeyecek kadar profesyonel bir eylem olduğuna vurgu yapılıyor ve laf yine her zamanki gibi aynı yere getirilmeye çalışılıyor. Kıvırmaya çalıştıkları, lafı eveleyip geveledikleri nokta aslında bu saldırının da “Ergenekon Terör Örgütü” tarafından gerçekleştirildiği yönünde. Bir diğer ifadeyle, “askerin, askeri vurduğu şeklinde” bir ifade tarzı söz konusu… Bir
takım uzman-aydın geçinen, kimlik sorunu yaşayan ve bunu da rahatlıkla
yansıtabildiği için pohpohlanan kişilerin bu tür terörist saldırıları “münasebetsiz bir eylem”
olarak nitelendirmesi devam ettiği ve gerçek failleri ve nedenleri
kamufle etmeye çalıştığı sürece, bu saldırıların sonunun gelmeyeceği ve
sürecin çok daha farklı bir noktaya doğru sürüklenebileceği artık
aşikârdır. Sonuç olarak: Son
iki saldırı, bir anlamda son dönem Türk dış politikasına yönelik bir
tepki saldırısıdır. Bu kapsamda Türkiye’nin bu meydan okuma karşısında izlemesi gereken yol haritası şu şekilde karşımıza çıkmaktadır:
|