Kaza mı, Kader mi? - Opr. Dr. Ceyhun Balcı
Akıl ve bilim dışılık “düşünce özgürlüğü” kılıfını da kullanarak kendisine dokunulmazlık ve sorgulanma bağışıklığı da sağlamış oluyor. Bu tuzağa düşmeksizin, Zonguldak’taki maden göçüğüne akıllıca yaklaşmakta yarar vardır! Bu yapıldığında “kaza mı, kader mi?” ikileminden farklı seçeneklerin de bulunduğu gerçeği ortaya konmuş olacaktır. Soyut nitelemelerin ve geçiştirmelerin önde gelen panzehiri bilgi olmalıdır.discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardfusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acne
|
Çoktan seçmeli soruları yanıtlamaya alıştırılan toplumumuzun bir de “kadercilik” koşullanmasıyla biçimlendirilen dünya görüşü sayesinde ikisinden birini ve hatta daha da iyisi ikisini birden kabullenmesi kolaylaştırılmış oluyor. Oysa, çağımızın kötü alışkanlıklarından birisinden izler de görebiliriz bu dayatmada! Her şeyin, akıl ve bilimin de sorgulanabileceği varsayımı düşünce özgürlüğü kılıfıyla önümüze konulanlarda sınır tanınmaması sonucunu da doğurabiliyor! Akıl
ve bilim dışılık “düşünce özgürlüğü”
kılıfını da kullanarak kendisine dokunulmazlık ve sorgulanma
bağışıklığı da sağlamış oluyor. Bu yapıldığında “kaza mı, kader mi?” ikileminden farklı seçeneklerin de bulunduğu gerçeği ortaya konmuş olacaktır. Soyut nitelemelerin ve geçiştirmelerin önde gelen panzehiri bilgi olmalıdır. “Kömür madenciliğinde ölüm kader midir?” sorusuna yanıt ararken hiç gerekli olmayan yığınla konuda küresel bakışa sahip olmamız gereğinden dem vurulduğunu anımsayalım! Asıl bu konuda dünya gerçeklerinden haberdar olmak yararlı olacaktır. Dünyanın 16. Büyük ekonomisi
olmakla övünen ülkemizin maden kazalarında Avrupa 1.si ve dünya 3.sü
olduğunu bilmek gerekir. Yine kömür madenciliğiyle bilinen Almanya’da maden göçüğünün de buna bağlı can yitiminin de neredeyse unutulduğunu ve tarihsel olaylar olarak anımsandığını söylemekte yarar vardır. Türkiye’ye dönecek olursak, “kaza mı, kader mi?” çıkmazına sürüklenmiş olmamız rastlantı değildir. Tersine bu ikilemle yüzleşmemiz bilinçli bir sürükleme ve yönlendirmenin sonucudur. Kapısında TTK (Türkiye Taşkömürü Kurumu) yazıyor olsa da son göçüğün yaşandığı alanda “taşeronlaşma” egemenliğini göz ardı etmemekte yarar vardır. Yine orada çalışanların yakınlarından, taşeron şirketin kamuya karşı yükümlülüklerini zamanında yerine getirmekte gecikince çalışanların telefonla göreve çağırılıp, Pazar günleri de çalıştırıldıkları, günlük çalışma sürelerinin 12 saati bulduğu bilgisi de kolaylıkla alınabilir. İşçi sağlığı ve işyeri güvenliğini “önce iş güvenliği” tabelalarına indirgeyen ve bu türden yükümlülüklerden kaçınılmasını yasal güvencelere kavuşturan 2008 yılı tarihli “istihdam” yasasını da anımsamak gerekiyor. Örnekleri ve dayanakları çoğaltılabilecek bu duruma ilişkin olarak dayatmacı ikilemin bir telaşın ürünü olduğunu söylemek fazlaca iddialı bir yaklaşım sayılmamalıdır. Bunca bilgi ve belgeyi anımsadıktan sonra sizce de, “kaza mı, kader mi?” ikilemini başka seçenekleri de ekleyerek çeşitlendirmek gerekmiyor mu? Daha yalın bir deyişle önceden yaşananların da, Zonguldak’takinin ve elbette yakın gelecekte yaşanacakların da adları kaza ya da kader olsa da “cinayet” olarak algılanmaları gerekmiyor mu?
|