Siyaset12 Mayıs 2010 00:00

Et Pahalansa da, Bazılarının Ciğeri Beş Para Etmiyor - Tolunay Kutoğlu

Batının küstah liberal emperyalizminin, ülkeleri kontrol altına almadan önce, bu ülkeler içinde sömürgeleştirilmiş beyinler yarattığı ve/veya satın aldığı çok açık bir gerçek. Çünkü günümüzdeki küresel emperyalist sistemin yakıtı, “kendi milletine ve değerlerine yabancılaşmış ve hatta düşmanlaşmış insan”dır. Yabancılar için fikir ya da proje üretmek, sipariş üzerine düşünmek, Batıdan “aferin” almak için davranmak, sömürgeleştirilmiş ya da satın alınmış bir beynin tipik davranışlarıdır.

Et Pahalansa da Bazılarının Ciğeri Hala Beş Para Etmiyor

Tolunay Kutoğlu

Açik Istihbarat'in Resmi
E-Posta Grubu
AçikIstihbaratTürkiye'ye Üye Olun

www.acikistihbarat.com

12.05.2010


Bugün birtakım liboşlarla, birtakım komünistlerin ve hatta birtakım dincilerin sıkı bir ittifak içerisinde olduklarını görmekteyiz. Çünkü vatan, millet ve bayrak gibi kavramlardan ve milli değerlerden aynı uzaklıkta olan bu güruhların günün birinde aynı noktada buluşup “ortak düşman” olan Türk’e, onun devrimine ve cumhuriyetine karşı el ele vermeleri pek de beklenmedik bir şey sayılmaz.

 

Batının küstah liberal emperyalizminin, ülkeleri kontrol altına almadan önce, bu ülkeler içinde sömürgeleştirilmiş beyinler yarattığı ve/veya satın aldığı çok açık bir gerçek. Çünkü günümüzdeki küresel emperyalist sistemin yakıtı, “kendi milletine ve değerlerine yabancılaşmış ve hatta düşmanlaşmış insan”dır.

Yabancılar için fikir ya da proje üretmek, sipariş üzerine düşünmek, Batıdan “aferin” almak için davranmak, sömürgeleştirilmiş ya da satın alınmış bir beynin tipik davranışlarıdır.

 

Türkiye’de de sözde Ermeni “soykırım”ını, azınlık haklarını, kürt sorununu veya dinsel özgürlükleri ağzına sakız eden "Avrupa ve Amerikan beslemesi sözde demokrasi aşıkları"nın oluşturduğu bir “liboş-komünist-dinci şeytan üçgeni”yle karşı karşıyayız.

Bu şeytan üçgeninin mensuplarının, Türklüğe ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı olan kin ve intikam hırslarının yanısıra, şahsi menfaatleri doğrultusunda da hareket etmekte olduğuna şahit oluyoruz. İşin garip tarafı şu ki; Türkiye, “özgürlükler” ve “demokrasi” adına devleti yıkmaya çalışanların, devleti savunmaya çalışanlardan daha özgür ve destekli olduğu yegane ülkedir.

Emin olun, “demokrasi cenneti” olduğu iddia edilen batı ülkelerinde dahi böyle bir şeye tahammül edilmesi mümkün değildir.

 

Türklük düşmanı güruhta yer alanların ortak özelliği; adam olamamanın ya da adam yerine konulmamanın hırsı ile içinde bulundukları topluma/millete saldırmalarıdır. Çünkü toplumu/milleti aşağılayarak kendilerini yücelteceklerini sanırlar. Milletin tarihine, diline, inançlarına ve kutsallarına küstahça saldırarak varlıklarını duyurmaya çalışırlar. Onlar, demokrasiyi küstahlık özgürlüğü, insan haklarını da küstahlık yapma hakkı olarak ele alıp sonuna kadar istismar ederler.

 

Maalesef bu gibi mahluklar, devlet otoritesi zayıfladığında ve devletin temelleri çürümeye başladığında, hemen hemen her yerden, “sağ”dan-“sol”dan, öteden-beriden, kıyıdan-köşeden peydah olurlar ve dış mihraklara veya siyasi iktidara kendilerini pazarlamaya başlarlar.

Türklüğe, tarihimize, kültürümüze, ordumuza, değerlerimize, milli olan ve kutsal olan herşeyimize sövdükleri ve kin kustukları ölçüde dış mihrakların, tarikatlerin ve cemaatların gözüne biraz daha girerler ve değerlerini (yani fiyatlarını) biraz daha arttırmış olurlar. Ve durmaksızın çabalarlar daha da göze girip, daha fazla kazanmak için. Çünkü doyumsuzdurlar.

 

Onları hiçbir zaman bir şehit cenazesinde göremezsiniz. Veya Ermeni çetelerinin ve Ermeni terör örgütü ASALA’nın katlettiği Türkler’i andıklarını duyamazsınız ya da Anıtkabir’de rastlayamazsınız onlara.

Ama birtakım cenazelerde “Hepimiz Ermeniyiz” naralarını atarak en önde gidenler ya da sözde soykırıma uğrayan Ermenileri mum yakarak ananlar ve “Ermenilerden özür diliyoruz” kampanyası düzenleyenler onlardan başkası değildir. Kıbrıs’ta Rum’un, Irak’ın kuzeyinde Barzani’nin, İstanbul’da patriğin, İmralı’da Öcalan’ın yanındadırlar. Ülke içinde ABD’nin ve AB’nin beşinci kol faaliyetlerini yürütürler. Türkiye aleyhine konferanslarda ve gösterilerde her zaman ön saftadırlar.

 

Bir diğer görevleri de komisyon karşılığında devlet görevlileri ile iş adamları arasında köprü olup iş takip etmektir.

Ne işçi, ne köylü ne esnaf, ne de fakir fukara umurlarındadır. İşsizlik, terör, eğitimle ilgili sorunlar, halkın gitgide yoksullaşması ve toplumsal ahlaktaki çöküntü sorun değildir onlara göre. Çünkü yandaş medyada hepsi bir köşe tutmuştur kendine ve asgari ücretli bir vatandaşın 10 senede kazanacağı parayı onlar 1 ayda kazanırlar. Birçoğu sosyetik Nişantaşı kafelerinin müdavimidir. Tuzları her zaman kurudur yani.

 

Devletin uçağında seyahat edip, “astığı astık, kestiği kestik” başbakanlarının dizinin dibinde poz vererek hep bir ağızdan “Padişahım çok yaşa” derken çekilmiş fotoğraf karelerinde de sık sık görürsünüz onları.

 

Bazen de son günlerde olduğu gibi, “bizde para gani, öyleyse parayı basalım askere gitmeyelim” veya “zorunlu askerlik kalksın” gibi ahlaksız tekliflerde bulunurlar. Asıl niyetleri ise önlerinde en büyük engel olarak gördükleri Türk Ordusu’nun tamamen ortadan kaldırılmasıdır.

 

Yandaş medya kuruluşlarındaki ya da TRT nazarındaki fiyatları nedir bilemem ama etin kilosu 40 TL’lere dayanmışken, bu gibilerin ciğeri hala beş para etmiyor. Çünkü çok kötü kokuyor.

Açık İstihbarat @ 2010