Siyaset29 Nisan 2005 00:00

Atatürk Diyor ki:

Bana bu milletin içinde senelerce bulunmuş, bu milletin parası ile ekmeği ile yetişmiş, en büyük makamlarına çıkmış, dünyaya şöhret salmış en büyük adamlarından birisi demişti ki, efendi, senin maksadın zaten harap olmuş memleketimizi nihayetine kadar harap mı ettirmektir? Dolayısıyla bugünün akıl ve mantığının kabul ettirdiği şey, düşmanlarımızın dediğini kabul edelim. Bunun neticesinde bağımsızlığımız elden gidecektir; fakat zarar yok... Dünyada bağımsızlığından mahrum edilmiş ve fakat bir zaman sonra tekrar çalışa çalışa bağımsızlığa mazhar olmuş milletler vardır. Ne yapalım, mukadder imiş... Bir defa bunu teslim edelim, sonra elde etmeyi düşünelim. Ben bu zatın ismini size söylesem hayretlere düşersiniz. Ancak zamanı gelecek, bütün vakalar ve bütün sebepler söylenecektir. Ve belki söylenmek lazımdır ki, milletimiz artık şu büyük, şu küçük, şu ortanca adammış gibi birtakım vesveselerle kendi kendini kandırmasın. Emin olasınız ki efendiler, bizi, milleti daima aldatanlar, büyük tanıdığımız ve fakat çok küçük olan heriflerdir. discount drug coupons codesamples.in free discount prescription cardcialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon

 (Alkışlar) Ben onlara şu cevabı vermiştim: Orta yerde namustan, şereften, bağımsızlıktan ve hakimiyetten yüz çevirmeyi gerektiren bir miskinlik vardır, bir alçaklık vardır. Fakat efendiler, bu miskinlik ve bu alçaklık, bu asil ve ulvi milletin kalbinde değil, senin kalbinde ve senin habis beynindedir.(Yaşa sesleri, alkışlar.) Dolayısıyla benim anladığıma, gördüğüme ve katiyen hükmettiğime göre bu millet karar vermiştir. Ya namusuyla yaşayacaktır veyahut bütün memleket yansın, yıkılsın, harap edilsin, yine bu devam edecektir. Bu memleketin en son tepesine çıkacağız. Ve orada taş taş üstünde kalmayıncaya kadar uğraşacağız ve en son orada öleceğiz. Ancak ondan sonradır ki, düşmanlar bu memlekete sahip olabilirler. (Şiddetli ve sürekli alkışlar) Cenabı Hakka çok şükrederim ki, bu kanaatlerimde ve bu kanaatlerimi açıkça izah eden ifadelerimin hiçbirinde aldanmadım; hadiseler, vakalar, sözlerimi ve kanaatlerimi teyit etti. Fakat teyit olunan, benim kanaatlerim ve benim his ve fikirlerim değildir; zaten milletle mevcut olan his idi, fikir idi, kanaat idi. Noksan olan, billurlaşmamış olmasından başka bir şey değildi. Nihayet millet, birçok zahmetlere, meşakkatlere ve yoksulluklara rağmen, bütün bir düşman dünyasına karşı asaletiyle, soyluluğuyla, insanlığıyla ve yaratılışındaki kudretiyle orantılı bir misal gösterdi. (Alkışlar) Bu memleketi çiğnemek için ve bu milleti esir etmek için gelen düşman ordularını en son kıtasına kadar, en son birliğine kadar tamamen mahvetti ve bu topraklara gömdü. (Alkışlar) Milletimiz öz ve kahraman evlatlarından meydana gelen ordularının muvaffakiyetleriyle, parlak zaferleriyle ve hiçbir milletin tarihinde bir misli görülmemiş olan hareketleriyle iftihar edebilir. (Alkışlar) Fakat, milletimiz daha başka bir şeyle de iftihara hak sahibidir. O da, insanlığıyla, barışa olan kati eğilimiyledir ki, bunu da milletimiz ispat etmiştir. Hakikatten, muzaffer ordularımızın hiçbir hareketini, hiçbir şekil ve surette bir an durdurmaya maddi imkan mevcut olmadığı bir dakikada bize dediler ki, milli emellerinizi ve tabii haklarınızı ve şimdiye kadar sizden esirgediğimiz ve vermediğimiz ve vermek istemediğimiz şeyleri size vereceğiz... Bunun için kavga etmeye hacet yoktur, buyurun barış masasına dediler. İşte bu teklife karşı bütün millet ve bütün meclis ve hükümetiniz, samimiyetini kullanarak rıza gösterdi. Ve derhal muzaffer ordularımız durduruldu ve bekleme haline geçirildi. Ve delege heyetimiz Lozan'a gönderildi. Efendiler, Lozan Konferansı'nın iki aydan beri devam eden müzakerelerinin neticeleri gazetelerde yayımlamaktadır. Hatta en son malumat bile gazetelerinize intikal etmiş gibidir. Onun için aynı şeyleri tekrar etmekten kaçınacağım. Yalnız, son günlerin tecellileri bütün millet ve memlekette olumsuza daha çok meyilli değerlendirmeler doğurduğu için birkaç söz söylemek lüzumlu olacaktır. Bir iki noktaya dair arkadaşlarımızın soruları da vardır.

Arz ettiğim gibi biz, büyük bir iyi niyetle barış ve sükunun bir an evvel geri gelmesini temin hususundaki ciddi arzumuzla konferansa gittik. Bu arzularımız ciddiydi ve bunun delili barizdir. Çünkü biz memleketimizi imar etmek istiyoruz. Bu, çok çalışmak gerektirmektedir. Ve biz milletimizi mesut ve zengin yapmak istiyoruz. Hiç şüphesiz, bunun için çok çalışmak lazımdır. Harabeye dönmüş olan memleketler ve bu harabelerin sakinlerinden ibaret olan fakir milletimizle, itiraf edelim ki. bu asırda yaşanamaz. Halbuki, biz yaşamak istiyoruz ve yaşamaya hakkımız, kudretimiz vardır.

 

O halde bütün bu şartları unutarak serserilik yapacak kadar muhakemesiz ve mantıksız da değiliz. Böyle olmadığımızı da dört senelik harekat ile ve bunun neticeleri olan hadiseler ile bütün cihana karşı ispat ettik. Eğer biz harp ettiysek, bu, harp etmiş olmak için değil, fakat hayatımızı ve hayat vasıtalarımızı kurtarmak içindi. Ve bunun için mecbur idik, mecburuz ve mecbur ederlerse devam ederiz. (Yaşa sesleri, alkışlar)

Halbuki arkadaşlar, muhataplarımızda aynı samimiyeti bulmadık. Bizim zihniyetimizle muhataplarımızın zihniyeti arasında büyük farklar zaten mevcut idi. Fakat gördük ki, onlar henüz ortadan kalkmamıştır. Aramızda esaslı farklar vardır. Ve bu, dün ve bugün tamamıyla ortaya çıkmış bulunuyor. Efendiler, babalarınızdan, dedelerinizden, her tanıdığınızdan işittiğiniz ve kitaplarda okuduğunuz ve ismine de Şark meselesi denilen bir şey vardır. Bu Şark meselesi, belki başlangıçta yaptığım bazı safhalarla intikal temin olunur bir teoridir. Fakat bütün o kapsamlı manalardan gözümüzü ayırarak bugünkü değil, dünkü vaziyete gelecek olursak, doğrudan doğruya anlaşılması lazım gelen şey, Osmanlı devletinin yıkılması, tarihten, coğrafyadan, haritadan çıkarılması, silinmesi için Batı'nın duyduğu şiddetli arzu idi. Ve çünkü Batı öyle bir zihniyet hasıl etmişti ki, Osmanlı devletini yıkmakla, Osmanlı devletini vücuda getiren asli unsur da kendiliğinden yıkılmış olacaktır. Tabii çok esaslı olarak aldandıkları bir şeydi. Ancak birincisinde muvaffak oldu; Osmanlı devletini yıktı ve tarihe geçirdi. Fakat ikincisinde muvaffak olamadı, olamaz ve olamayacaktır. (Alkışlar) Ancak bunda da gafildirler. Zira bu Şark meselesi namı altında Osmanlı devletini ve Türk unsurunu, devletler yapan, büyük imparatorluklar yaratmak kuvvet ve kudretinde bulunan Türk milletini mutlaka mahvetmek hususunda mevcut kanaat pek derindir. Bugünkü Avrupa diplomatlarının kafalarında hasıl olmuş bir görüş değildir. Bundan evvel, çok ve çok evvelkileri zamanında yerleşmiştir.

Bu, adeti babadan evlada irsen intikal eden bir zihniyet, bir adet, bir anane olmuştur. Onun için Batı'nın bu ananeden vazgeçmesi, bu miras alınmış, zihniyeti değiştirmesi, bozması, itiraf etmek lazım gelir ki, o kadar kolaylıkla mümkün olmamıştır ve olmayacaktır. Batı, hala bir hakikati görmek ve itiraf etmek istemiyor: O da eski Osmanlı devletinin mahv ve yıkılmış olduğunu ve yeni Türkiya devletinin ortaya çıktığını. Ve öyle bir Türkiya ki, kendi aslına mahsus olan tazeliğiyle, imanıyla, azmi ve kudretiyle meydana çıkmıştır. Ve bütün bu vasıflarını şimdiye kadar kendine zulmedenlere, gadredenlere karşı intikamını alabilmek için kullanacaktır. (Alkışlar)

Arkadaşlar, intikamdan bahsettiğim zaman zannolunmasın ki, Osmanlı devletinin muhtelif devirlerinde olduğu gibi, şuraya buraya hücumlar yaparak, uzun hareketler yaparak, birtakım insanların, birtakım milletlerin memleketlerine ve menfaatlarına tecavüz etmek suretiyle intikam alacağız. Hayır!.. Yeni Türkiya'nın ve hükümetinin ve bunu yaratan, yapan milletin bugünkü mefküresi o değildir. Yalnız intikamını zalimlerin zulmünü yıkıncaya kadar kalp ve vicdanından çıkarmayacaktır. (Alkışlar) Bu cihan bizim kalp ve vicdanımızda düşmanlık hissi bırakmak istemiyorsa, bizim hakkımızdaki, kalp ve vicdanındaki zulmü çıkarsın. Zulüm hissi baki kaldıkça, intikam hissi devam edecektir. (Alkışlar)

Güzel bir şairimizin söylediği güzel bir şey vardır ki, içimizde bilenler vardır.

Garbın cebıni zalimi (korkak zalim) affetmedim seni,

Türküm ve Müslümanım kalsam da bir kişi.

İşte efendiler, bir kişi kalsak bile, mutlaka düşmanlarımızın kalbinden zulmü çıkaracağız. Ve o zaman diyeceğiz ki, kalbimizde intikam kalmamıştır. Düsturumuz bu olacaktır.

 

Kaynak Yayınları, Atatürk’ün Bütün Eserleri, “İzmir’de Halka Nutuk” bölümü, Cilt 15, sayfa 82-85,’ten alınmıştır.